Skip to main content

Full text of "Adnan Oktar (Harun Yahya) nın Tüm Kitapları"

See other formats


HARUN YAHYA 



MUCIZESI 



<*-$ 



1 


- 




mis 

1 fl 

■, •<-mt^ w _ ' IS 




KSHBctBM 


n^ 


™ =- * 


nJ8 


XsSiLv^^^^JlS 


fo**ttrtX4». 


^^^m MJ^^^StfSSk 








; 1 


















It 















m^^^r- verm- 



OKUYUCUYA 



Bu kitapta ve dig< aynlmasimn ne- 

. Yaratihgi ve do- 
layisiyla Allah'in varhgim inkar eden Darwinizm, 140 yildir pek cok insamn imamm kaybet- 
mesine ya da ku : . bir aldatmaca ol- 

dugunu gozler or 

lanmiza ulaghnla - r kitabimizi oku- 

ma imkam bulabi. ir bdliim ayrilma- 

si uygun gorr, 

/ .n trim kitaplarm- 
da imani konul.n Jlah'in ayetlerini 

ran aklmda hicbir guphe veya soru is, ,ik sekilde aciklanmaktadir. 

Bu anlahm sirasii imimi, sade ve akici iishi , ediden yetmige 

herkestarafind.il ilatim sayesinde, 

ini reddetme ko- 
nusunda kesin bi; ^ '..-..!. ■: 

• 

li bir sohbet ortami gel bilir. Bu kitaplardan istii en bir grup 

.■■■.■■■ 
birbirlerine ak dan yararh olacaktir. 

Bunun yamnda, sadece Allah riz unmasma ve okunma- 

iplarmda is- 
icin en etki- 
li yontem, bu ki edilmesidir. 

van ve oku- 

. < 
Bu eserlerde, diger bazi eserlerde goriilen, yazarm kaynaklara 

ra rastlayam 



Bu kitapta kullamlan ayetler, Ali Bulaq'm hazirladigi 
"Kur'an-i Kerim ve Turkqe Anlami" isimli mealden almmif tir. 

1. Baski: §ubat 2003/ 2. Baski: Temmuz 2006 / 3. Baski: Nisan 2007 

ARA^TIRMA YAYINCILIK 

Talatpaga Mali. Emirg s Ismerkezi 

A Blok Kat 4 Okmeydam - Istanbul Tel: (0 212) 222 00 88 



Baski: Secil Of set / 100. Yil Mahallesi MAS-SIT Matbaacilar Sitesi 4. Cadde 
No: 77 Bagcilar-Istanbul Tel: (0 212) 629 06 15 



■'lOLrXUL 



icme 



Od 



Bu, Allah'in yaratmasidir. §u halde, 

O'nun di§inda olanlann yarattiklanni 

bana gosterin. Hayir, zulmedenler, 

agikga bir sapiklik igindedirler. 

(Lokman Suresi, 11) 



YAZAR ve ESERLERI HAKKINDA 

Harun Yahya mustear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 yilmda An- 
kara'da dogdu. Ilk, orta ve lise ogrenimini Ankara'da tamamladi. Daha sonra Is- 
tanbul Mimar Sinan Universitesi Giizel Sanatlar Fakiiltesi'nde ve Istanbul Uni- 
versitesi Felsefe Boliimii'nde Sgrenim gordii. 1980'li yillardan bu yana, imani, bi- 
limsel ve siyasi konularda pek cpk eser hazirladi. Bunlarm yam sira, yazann ev- 
rimcilerin sahtekarhklarim, iddialarmm gecersizligini ve Darwinizm'in kanh 
ideolojilerle olan karanlik baglantilarim ortaya koyan 50k onemli eserleri bulun- 
maktadir. 

Harun Yahya'mn eserleri yaklasik 30.000 resmin yer aldigi toplam 45.000 say- 
falik bir kiilliyattir ve bu kiilliyat 57 farkh dile qevrilmigtir. 

Yazann mustear ismi, inkarci dii§iinceye kargi miicadele eden iki peygambe- 
rin hatiralarma hiirmeten, isimlerini yad etmek iqin Harun ve Yahya isi 
den olugturulmugtur. Yazar tarafmdan kitaplarm kapagmda Resulullah'm miih- 
riiniin kullamlmig olmasimn sembolik anlami ise, kitaplarm i^erigi ile ilgilidir. 
Bu miihiir, Kuran-i Kerim'in Allah'm son kitabi ve son sozii, Peygamberimiz 
(sav)'in de hatem-iil enbiya olmasim remzetmektedir. Yazar da, yaymladigi tiim 
cahsmalarmda, Kuran'i ve Resulullah'm siinnetini kendine rehber edinmistir. Bu 
suretle, inkarci diisiince sistemlerinin tiim temel iddialarim tek tek ciiriitmeyi ve 
dine karsi yoneltilen itirazlan tarn olarak susturacak "son s6z"ii soylemeyi he- 
deflemektedir. (Jok biiyiik bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'm muhrii, 
bu son sozii soyleme niyetinin bir duasi olarak kullamlmistir. 

Yazann tiim calismalarmdaki ortak hedef, Kuran'm tebligini diinyaya ulas- 
tirmak, boylelikle insanlan Allah'm varligi, birligi ve ahiret gibi temel imani ko- 
nular iizerii ve sevk etmek ve inkarci sistemlerin curiik temellerini 

ve sapkm uygulamalanm gozler online sermektir. 

Nitekim Harun Yahya'mn eserleri 

Hindistan'dan Amerika'ya, Ingilte- 

re'den Endonezya'ya, Polonya'dan 

Bosna Hersek'e, Ispanya'dan Brezil- 

ya'ya, Malezya'dan Italya'ya, Fran- 

P sa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar 

diinyamn daha pek cok iilkesinde bege- 

niyle okunmaktadir. Ingilizce, Fransizca, 

Almanca, Italyanca, Ispanyolca, Portekiz- 

:, Urduca, Arapga, Arnavutga, Rusqa, 

Bognak^a, Uygurca, Endonezya- 

ca, Malayca, Bengoli, Sirpqa, 

Bulgarca, gince, Kish- 




G ^ 



wahili (Tanzanya'da kullamhyor), Hausa (Afrika'da yaygm olarak kullamliyor), 
Dhivelhi (Mauritus'ta kullamhyor), Danimarkaca ve Isvecce gibi pek cok dile 
cevrilen eserler, yurt di§mda geni§ bir okuyucu kitlesi tarafmdan takip edilmek- 
tedir. 

Diinyamn dort bir yanmda olaganiistii takdir toplayan bu eserler pek cok in- 
samn iman etmesine, pek cogunun da imamnda derinle§mesine vesile olmakta- 
dir. Kitaplan okuyan, inceleyen her kigi, bu eserlerdeki hikmetli, ozlii, kolay an- 
la§ihr ve samimi uslubun, akilci ve ilmi yakla§imm farkma varmaktadir. Bu 
eserler suratli etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, curiitulemezlik 
ozellikleri ta§imaktadir. Bu eserleri okuyan ve iizerinde ciddi bicimde dugiinen 
insanlarm, artik materyalist felsefeyi, ateizmi ve diger sapkm g6ru§ ve felsefele- 
rin hicbirini samimi olarak savunabilmeleri miimkiin degildir. Bundan sonra sa- 



vunsalar da ancak duygusal bir inatla 
curutulmugtiir. (Jagimizdaki tiim inkarci aki 
smda fikren maglup olmu§lardir. 

Ku§kusuz bu ozellikler, K 
lanmaktadir. Yazarm kendisi 



klardir, qiinkii fikri dayanaklan 
lar, Harun Yahya Kulliyati kar§i- 



n hikmet ve anlatim garpiciligmdan kaynak- 
erlerden dolayi bir oviinme iginde di 
yalmzca Allah'm hidayetine vesile olmaya niyet etmigtir. Ayrica bu eserlerin ba- 
simmda ve yaymlanmasmda herhangi bir maddi kazanq hedeflenmemektedir. 

Bu gercekler goz oniinde bulunduruldugunda, insanlarm gormediklerini 
gormelerini saglayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasim tejvik 
etmenin de, cok onemli bir hizmet oldugu ortaya cikmaktadir. 

Bu degerli eserleri tamtmak yerine, insanlarm zihinlerini bulandiran, fikri 
karma§a meydana getiren, kugku ve tereddiitleri dagitmada, imam kurtarmada 
giiqlii ve keskin bir etkisi olmadigi genel tecriibe ile sabit olan kitaplan yaymak 
ise, emek ve zaman kaybma neden olacaktir. Imam kurtarma amacmdan ziyade, 
yazanmn edebi giiciinii vurgulamaya yonelik eserlerde bu etkinin elde edileme- 
yecegi a^iktir. Bu konuda kugkusu olanlar varsa, Harun Yahya'mn eserlerinin tek 
amacimn d mek ve Kuran ahlakim yaymak oldugunu, bu hizmet- 

teki etki, bajari ve samimiyetin acikca goriildiigiinii okuyucularm genel kana- 
atinden anlayabilirler. 

Bilinmelidir ki, diinya iizerindeki zuliim ve karma§alarm, Miisliimanlarm 
cektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizligin fikri hakimiyetidir. Bunlardan kur- 
tulmamn yolu ise, dinsizligin fikren maglup edilmesi, iman hakikatlerinin orta- 
ya konmasi ve Kuran ahlakmm, insanlarm kavrayip yagayabilecekleri §ekilde 
anlatilmasidir. Diinyamn giinden giine daha fazla iqine gekilmek istendigi zu- 
liim, fesat ve kargaga ortami dikkate almdigmda bu hizmetin elden geldigince 
hizh ve etkili bir bigimde yapilmasi gerektigi aqiktir. Aksi halde qok geq kahna- 
bilir. 

Bu onemli hizmette oncii rolii iistlenmig olan Harun Yahya Kulliyati, 
Allah'm izniyle, 21. yiizyilda diinya insanlarim Kuran'da tarif edilen huzur ve 
bariga, dogruluk ve adalete, giizellik ve mutluluga ta§imaya bir vesile olacaktir. 



m 



\s te 



iWA 



W 



i i 







GlRl§ 10 

ATOMDAKtMUCIZE 12 

Atomu Birarada Tutan Pargalar 15 

Atomun En Di§ Siniri: Elektronlar 22 

MOLEKULDEKl KUSURSUZ TASARIM 26 

Molekulleri 01u§turan Kimyasal Baglar 30 

Molekiillerin Hi^ Dinmeyen Hareketi 39 

YA§ANTIMIZDAKl MOLEKUELER 46 

Su, Biiyiik Bir Mucizedir 48 

Ya§amin Temel Maddelerinden Karbon 64 

Hiicreyi in§a Eden Molekuller 70 

Canlanan Molekuller Yaratili§i ispat Ediyor 96 

Karbonhidratlann Gunluk Adi: §eker Molekulleri 99 

Bedenimizdeki Akilli Molekiil: Keratin 105 

Ye§il Diinyanin En Onemli Mimari: Seliiloz 109 



V'- ' 






Yapistiran Molekiiller 1 14 

Molekiillerin Tadini Alinz 115 

Molekulleri Koklanz 119 

Molekiilleri Goruriiz 120 

Renklerin Kaynagi Olan Molekiiller 124 



MOLEKULLERDEKl MUHTE$EM 
DUZEN: KRlSTALLER 134 

Molekuliin Nitelik Degistirdigi 3 Farkh Hal 135 

Kristaldeki Kusursuz Tasanm 1 36 

Kristalin Kusursuz Yapisina Birkaq: Ornek 1 38 



MOLEKULER BOYUTTA DA _ 

TESADUEE YER YOKTUR 146 

Tesadiif iddialannin Gecersizligi 149 

Darwinizm Temelden Gokiiyor 1 52 



EVRlM YANILGISI 158 




/ 



u kitabi elinizde 
tutarken aslinda mo- 
lekulleri tutuyorsunuz. 
r Yaniba§inizda duran kahvenizi yudum- 
larken aslinda molekiilleri iciyorsunuz, 
burnunuza gelen kahve kokusuyla aslinda 
kahvenin yaydigi koku molekiillerini soluyor- 
sunuz. Kahvenin tadini alan diliniz de turn bu ya- 
zilari okuyan gozleriniz gibi biraraya gelmis. mole- 
kiillerden ba§ka bir §ey degiller. "Nefes aliyorum" der- 
ken gercekte havadaki molekiilleri icinize cekiyorsu- 
nuz. Molekiiller sayesinde hissediyor, goruyor, koku ve 
tat alabiliyorsunuz. Etrafimzdaki her§ey gibi aslinda siz de 
molekullerden olu§uyorsunuz. 

Bu kitapta, Allah'in, atomlan ve atomlar arasindaki bag- 
lantilan sebep kilarak yarattigi molekiiller ve molekiillerdeki 
olaganiistii ozellikler her okuyucunun anlayabilecegi bir anla- 
timla incelenecektir. Gozle goriilmeyen atomlarm, tiim evrende- 
ki nesnelerin tamamini nasil olu§turduklarim ogrenen ve bunun 
iizerinde akil ve vicdan ile du§unen her insan, Rabbimiz'in son- 
suz kudretini, akhni ve benzersiz yaratigini gorecek, O'nun kar- 
§isinda ne kadar aciz oldugu anlayarak, Allah'in giicii kargisinda 
boyun egecektir. 

AKILLI TASARIM yani YARATILI$ 

Kitapta zaman zaman kar§imza Allah'in yaratmasindaki 
miikemmelligi vurgulamak icin kullandigimiz "tasarim" kelime- 
si cikacak. Bu kelimenin hangi maksatla kullanildigimn dogru 
anla§ilmasi cok onemli. Allah'in tiim evrende kusursuz bir tasa- 
rim yaratmis. olmasi, Rabbimiz'in once plan yaptigi daha sonra ya- 
rattigi anlamina gelmez. Bilinmelidir ki, yerlerin ve goklerin Rab- 
bi olan Allah'in yaratmak icin herhangi bir 'tasarim' yapmaya ihti- 
yaci yoktur. Allah'in tasarlamasi ve yaratmasi aym anda olur. 
Allah bu tiir eksikliklerden miinezzehtir. Allah'in, bir §eyin ya da 
bir i§in olmasim dilediginde, onun olmasi icin yalmzca "Ol" deme- 
si yeterlidir. Kuran'da Allah §6yle buyurmaktadir: 

Gokleri ve yeri (bir ornek edinmeksizin) yaratandir. O, bir 
i§in olmasina karar verirse, ona yalmzca "Ol" der, o da he- 
men oluverir. (Bakara Suresi, 117) 




A^tamdaki 




B 



ir kapinin kolunu tuttugunuzda, arkada§imzla el siki§tigi 
nizda ya da kopeginizi okgadiginizda elinizde olugan his, 
elinizi olugturan atomlarda bulunan elektronlarla kapinin 
kolundaki, arkada§imzin elindeki veya kopeginizin tiiyle- 
rindeki atomlarda yer alan elektronlann birbirlerinden et- 
kilegiminden ba§ka bir §ey degildir. Soguk bir havada di§an ciktigrniz- 
da esen ve yuriimenizi zorla§tiran §iddetli riizgar, havada biiyiik bir 
hizla ucu§an atomlann size yakla§ip, sizi olu§turan atomlara carpmasi- 
dir. Bir sivinin kaynamasi ise, icindeki atomlann sicagin etkisi ile hizh 
hareket etmesidir. Kisacasi, evrende var olan kiiciik biiyiik hergey atom- 
lardan ve atomlann hareketlerinden olu§mu§tur. 

Atomu mucizevi kilan, olaganiistii kiiciikliikteki boyutu ve sahip 
oldugu ozelliklerdir. Bir atomun capi milimetrenin milyonda biri kadar- 
dir. Bu biiyiikliigii daha iyi anlayabilmek icin §u ornegi verebiliriz: 100 
milyon atomu yan yana koydugunuzda elde edeceginiz uzunluk sade- 
ce bir santimetredir. Elinizde tuttugunuz kitabin ise tek bir sayfasi yak- 
la§ik 1 milyon atom "kahnhgindadir." 1 Bu olaganiistii kiiciik boyuttaki 
mucizenin, evrendeki istisnasiz "her§eyi", devasa yildizlan, gezegenleri, 
daglan, denizleri meydana getirdigini bilmek ise buradaki mucizeyi ve 
olaganiistiiliigii daha acik bir gekilde sergilemektedir. 

Boyutlan boylesine kiiciik olan atom hakkinda bir ba§ka §a§irtici 
gercek ise, sahip oldugu bu kiiciik hacmin oldukga biiyiik bir kismimn 
bo§luktan meydana gelmesidir. Atomun %99,9999999'u bo§luktur. Geri 
kalan %0,1'den daha az kismini ise atom alti parcaciklar olarak nitelen- 
dirdigimiz proton, notron ve elektronlar olu§turur. Notron ve pro- 
ton atomun icinde kenetlenmig durumdadirlar ve cekirdegi 
olugtururlar. Cekirdegin hacmi, atomun hacminin 10 milyarda 
biri kadardir. Elektronlar ise bu cekirdegin etrafinda hie dur- 
maksizin donerler. Elektronlar oylesine kiiciiktiirler ki, varhklan 
elektron mikroskobu altinda bir toz bulutundan ba§ka bir §ey degil- 
dir. Kiitleleri, protonun kiitlesinin 1/1840'i kadardir. Bu sayiyi daha 
iyi anlamak icin kugucuk bir noktayi 1840 pargaya boldiigiiniizu 
diigiiniin. I§te elektron bu parcalarm herhangi birinden cok daha 
kiigiiktiir, giinkii proton gorebildigimiz tek bir noktadan mib 



\ 




^ .-*V 



HARUN YAHYA 



ca kat daha az bir kiitleye sahiptir. Bu durumda bahsettigimiz alemin ne 
kadar kiiciik oldugu daha iyi anla§ilabilmektedir. 2 

Atomun dolu oldugu belirtilen kismi i§te bu kadar kiiciik pargacik- 
lardan olugmaktadir. Diinyanin en yiiksek binalanndan biri olarak ka- 
bul edilen New York'taki iinlu Empire State binasindaki atomlann icin- 
deki bogluklan kaldirmak mumkun olsaydi, geriye bir kutu §ekerden 
daha kiiciik bir madde kahrdi. Buna kar§in kiitlesi degigmezdi ve bu kii- 
ciik kutuyu en guclii vincjer bile kaldiramazdi. 3 

Atomun icindeki boglugu kaldirdigimizda atomun kiitlesinin 
degigmemesinin nedeni, atomu olugturan turn yogunlugun ce- 
kirdekte ve elektronda toplanmi§ olmasidir. Bu nedenle cekir- 
dek ve elektron her ne kadar atomun yalmzca %0,1'lik bolii- 
miinden daha kiiciik bir alani kaphyor olsa da, muthis. bir giice 
sahiptir. 

Bir atom kiiciik olabilir. Bir santimetrenin sadece milyar- 

da biri kadar bir capa sahip olabilir, ama atom alti par^acik- 

lar atomdan yiizbinlerce kez daha kiiciiktiir. Atomun ta- 

mamina yakmi da "bo§"tur. Bir atom cekir- 

deginin bir pirinc tanesi ile ayni 

boyutta olacak §ekilde biiyii- 



1* 









Diinyanin en yiiksek binala- 
nndan olan Empire State, 
atomlannin icindeki boslu- 
gu kaldirdigimizda bir se- 
ker kutusuna sigacak hac- 
me ulasacaktir. Ancak kiit- 
lesinden bir sey kaybet- 
meyecek ve bu kiiciik ku- 
tuyu en giiclii vincler bile 
hareket ettiremeyecektir. 



B5 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 



tuldiigunii dugiinun. Bu durumda atomun buyiiklugii bir futbol stad- 
yumu ile eg degerde olacaktir ve elektronlar ise tribiinlerin etrafinda 
ucu§an minik toz zerreleri olacaktir. 20. yiizyihn ba§lannda Ingiliz fizik- 
ci Sir Arthur Eddington bu gercegi §u §ekilde ifade etmi§tir: 

Bir masada oturuyorum ve bu yaziyi yaziyorum. Ancak bu "gergek" masayi 
tarif ettigimde, bilim dilinde benim anladigim, bunun bir "hayalet" oldugu- 
dur. Bu masa aslmda, buyuk bir kismi bo§luktan olu§an atomlardan meyda- 
na gelmi§tir. 4 

Fizikci ve psikolog Peter Russell soz konusu %0.0000001 maddenin 
ise bildigimiz anlamda madde olmadigini §6yle aciklamaktadir: 

Kuantum teorisinin geli§mesiyle fizikgiler atom alh pargaciklann dahi kati 
madde olmaktan uzak olduklarim ke§fettiler. Aslinda madde bile sayilamazlar, 
en azindan bildigimiz madde degiller. Tarn olarak ayn§hnlamazlar ve olgiile- 
mezler. Genellikle pargaciktan daha gok radyo dalgalanni andinrlar. Kesin bir 
yere sahip olmayan, ama var olma potansiyeli olan belirsiz bulutlar gibidirler. 
Madde dedigimiz §ey her ne ise, eger varsa da gok az bir maddeye sahiptir. 5 
Fizik profesorii ve Max-Planck Fizik Enstitusii Ba§kam Hans-Peter 
Diirr ise "madde maddeden yapilmami§tir" 6 sozleriyle bu gercegi acikga 
ifade etmektedir. 

Ozetlemek gerekirse, biz her ne kadar dokundugumuz maddeyi 
sert olarak algilasak da, maddenin temelinde bu sertligi, katihgi sagla- 
yacak bir malzeme bulunmamaktadir. Maddeyi olugturan atomlar bog- 
luklardan ve enerji dalgalarmdan meydana gelmektedir. 

ATOMU BIRARADA TUTAN PARQALAR 

Gozle goriilmeyecek kadar kiicuk pargaciklann nasil olup da bir bo§- 
lukta diizenlenerek atomu olu§turabildikleri onemli bir sorudur. Bu parca- 
ciklar, atomu gok ozel bir tasanm ile meydana getirmektedirler. Bu tasari- 
min en onemli ozelliklerinden biri, parcalarm birbirlerini itmelerini ve cek- 
melerini saglayan temel kuvvetlerin varhgidrr. Bu temel kuvvetler, atmos- 
fer basrncindan diinyamn yoriingesine kadar evrendeki tiim hassas den- 
geleri kontrol altina aldiklan gibi, atomu olugturan parcaciklar iizerinde 



3tek>. ? 



HARUN YAHYA 

de etkilidirler. Bu dort temel kuvvet; Giiglii Niikleer Kuvvet, Zayif Niikle- 
er Kuvvet, Yercekimi Kuvveti ve Elektromanyetik Kuvvet'tir. 

Bu kuvvetler oylesine hassas bir orana sahiptirler ki, bu orandaki 
en kiiciik bir degi§iklik, canhhgin yok olmasina, gezegenlerin birbirle- 
riyle carpigip birer toz bulutu haline gelmesine ve dolayisiyla evrenin si- 
linip gitmesine neden olabilir. Ornegin Yercekimi Kuvveti biraz farkli 
olsa, yildizlann sabit konumu etkilenecek, yildizlar ya birbirlerinden 
uzaklagarak uzay bo§lugunda ba§ibo§ dola§acaklar ya da birbirlerine 
gitgide yakinla§arak carpi§acaklardir. Dort temel kuvvet, devasa boyut- 
lar icin oldugu kadar en giiclii mikroskoplar altinda bile zorlukla gorii- 
lebilen mikro alemler icin de denge saglayacak kusursuz oranlarla yara- 
tilmiglardir. Her bir kuvvet, evrende ustlendigi gorevi yerine getirebil- 
mek icin planlanmi§ ozel bir tasanmin uruniidiir. Bu tasanm ise, en kii- 
ciikten en biiyiige kadar her varhgi kusursuzca yaratan Allah'a aittir. 
Allah, yerde ve gokte en kiiciikten en biiyiige kadar her§eyin bilgisine 



3BT^hE 



ADNAN OKTAR 

sahip oldugunu bir ayette §6yle bildirmektedir: 

... Goklerde ve yerde zerre agirliginca hiqbir §ey O'ndan uzak (sak- 
h) kalmaz. Bundan daha kiiqiik olani da, daha biiyiik olani da, istis- 
nasiz, mutlaka apagik bir kitapta (yazili)dir. (Sebe Suresi, 3) 

Bu kuvvetlerden Giiclii Niikleer Kuvvet, atomun icinde son derece 
biiyiik ve onemli bir denge saglar. Normal gartlarda atomun icinde pro- 
tonlarm birbirlerini itmeleri ve miimkiin oldugunca birbirlerinden uzak- 
lagmalan gerekmektedir. Ciinkii protonlar arti yiikliidiirler ve aym yiik- 
ler birbirlerini daima iterler. Ancak evrende var olan Giiclii Niikleer Kuv- 
vet sayesinde protonlar, yiiksiiz olan notronlarla birlikte cekirdekte bir- 
birlerine kenetlenmis. haldedir. Bir ba§ka deyi§le Giiclii Niikleer Kuvvet, 
protonlan birarada tutarak atomun merkezindeki gekirdegi olu§turur. Bu 
giiciin giddetini anlayabilmek icin atom bombasimn meydana getirdigi 
etkiyi diigiinmek yeterlidir. Bu bomba, atom cekirdegine bir parcacik -ge- 
nellikle notron-, firlatilmasi ile cekirdegin parcalanmasi sonucunda olu§- 



HARUN YAHYA 



maktadir. Cekirdek pargalandiginda, cekirdekteki proton ve norronlan bi- 
rarada tutan kuvvet a^iga gikmakta, kar§isina gikan her canliyi "kiil" hali- 
ne getiren ve radyoaktif etkisi yillarca devam eden benzersiz bir giic, olu§- 
maktadir. Bu, sadece, gozle goriilmeyen bir atomun icine gizlenmis. olan 
ve kar§isindaki insanlan aciz ve savunmasiz birakan bir kuvvettir. Cekir- 
dege etki eden soz konusu Giiclii Niikleer Kuvvet oylesine dengelidir ki, 
evrenin olu§umundan beri maddenin var olmasi ve aym zamanda bir 
denge icinde varligini siirdiirmesi icin en uygun degere sahiptir. Eger soz 
konusu kuvvet biraz daha giiclii olsaydi proton ve notronlar birbirlerinin 
icine gecerlerdi. Eger biraz daha az olsaydi, bu parcaciklar birbirlerinden 
aynhp uzakla§irlardi. Bu durumda canh veya cansiz varhklardan, Diinya, 
^ __^_^____^^_^^____^^^^__^ Giines. veya evren- 

den kugkusuz soz 
edilemezdi. 

Atomlari ka- 
Irarh ve dengeli bir 
yapida tutmaya 
yarayan bir diger 
giic ise Zayif Niik- 
leer Kuvvet'tir. 




AD NAN OKTAR 



Ozellikle icinde fazla sayida notron ve proton olan atomlar icjn onemli 
olan bu kuvvet, atomun icinde bir notronun protona doniismesi gibi bir 
durumda atomun parcalanmasim engellemektedir. Bu son derece 
onemli bir onlemdir, cunku hatirlanacagi gibi atomun parcalanmasimn 
anlami bir atom bombasimn olusmasina neden olan giiciin aciga cikma- 
sidir. Bazi atomlarda kontrolsiizce meydana gelebilecek bu durum bii- 
yiik bir tehlikedir ve Zayif Niikleer Kuvvet'in etkisi sonucunda ortadan 
kalkmaktadir. 

Atomun icinde Giiclii ve Zayif Niikleer Kuvvetler'in, proton veya 
notron kadar etki etmedigi bir parcacik vardir: Elektron. Elektronun di- 
ger parcaciklar kadar etkilenmemesinin nedeni digerlerine gore cok da- 
ha kiiciik olmasidir. Elektronlann, cekirdegin cevresindeki yoriingele- 
rinden ayrilmadan donmelerinin nedeni, onlara etki eden Elektroman- 
yetik Kuvvet'tir. Elektron, sahip oldugu eksi elektrik yiikii nedeni ile, ar- 
ti yiiklii cekirdegin cevresinde hie durmadan doner. Doniisii sirasinda 
ortaya cikan merkez kac kuvveti, Elektromanyetik Kuvvet ile dengele- 
nir ve boylece elektron yorungede kalir. Elektromanyetik Kuvvet'in has- 
sas degeri ise elektronlann cekirdege yapismalanni veya cekirdekten ta- 
mamen uzaklasmalanni engellemektedir. Iste "atom"un yapisi bu sekil- 
de olusur. 

Molekiilleri taniyabilmek icin biiyiik bir oneme sahip olan elektron- 
lara gecmeden once, atomun simdiye kadar kisaca anlatngimiz yapisi 
hakkindaki detaylar iizerinde biraz dusunelim. §u ana kadar okudugu- 
nuz bilgiler, herhangi bir fizik kitabinda bulabileceginiz bilgilerden f arkh 
degildir. Ancak o tip kitaplarda atomun yapisindaki miikemmelligin, in- 
sani dusundiiren mucizevi yoniiniin vurgulandigina pek sahit olmamis- 
simzdir. Milimetrenin milyonda biri buyuklugundeki cansiz parcacikla- 
nn, biiyiik bir ustahkla ve eksiksiz bir tasanmla biraraya gelerek nasil 
canlihgi ve cansiz maddeleri olusturduklan, milyarlarca yildizi, lrmakla- 
n, gokyiiziinii, daglan, gigekleri, insani, denizleri nasil meydana getirdik- 
leri ve bunlara nasil olup da bir diizen verebildikleri genellikle iizerinde 
durulmayan konulardir. 

Yine cogu kez sozii edilmeyen cok onemli bir gercek vardir: Evren- 






HARUN YAHYA 



deki dort temel kuvvetin §iddetleri birbirinden gok farklidir ve bu fark 
qok ince bir dengeye dayanmaktadir. Ornegin Giiclu Niikleer Kuvvet, 
Yercekimi Kuvveti'nin degerinden yakla§ik "milyar kere milyar kere mil- 
yar kere milyar kere milyar" kadar daha biiyuktiir. Giiclu Niikleer Kuv- 
vet ile Elektromanyetik Kuvvet arasinda ise "milyon kere milyon"dan da- 
ha biiyiik bir fark bulunmaktadir. 

Eger bu degerler biraz farkli olsalardi ne olurdu? 
Protonlar cekirdekte birarada durmaz, elektronlar etrafa dagilir ve 
evrende tek bir tane bile atom olmazdi. Turn evren, radyasyondan ibaret 
olurdu. Yildizlar, gezegenler ve insanlar var olamazdi. 

Ornegin §u anda eger bedeninizi olu§turan atomlarin Giiclii Niikle- 
er Kuvvet'i birazcik olsun zayiflasa, viicudunuz bir anda tuzla buz olur. 
Bunun icin sadece "binde birlik" bir oynama bile fazlasiyla yeterlidir. 

Ama bedeninizi ve diger maddeleri olugturan atomlar, dort temel 
kuvvetin hassas dengesi sayesinde hep istikrarh olarak dururlar. Dort te- 
mel kuvvetin degerlerindeki bu hassasiyet, bilim adamlanni son derece 
§a§irtmi§tir. Bu bilim adamlarmdan biri olan iinlii astrofizikci Paul Davi- 
es, gu yorumu yapar: 

Eger biraz daha farkli sayisal degerler segilmi§ olsaydi, evren gok daha farkli bir 
yer olacakh. Ve biiyiik olastltkla onu gormek igin biz burada olamayacaktik... In- 
san kozmolojiyi ara§tirdikga, inanilmazhk giderek daha belirgin hale gelir. Ev- 
renin ba§langici hakkindaki bu bulgular, evrenin, hayranhk uyandirici bir has- 
sasiyetle diizenlenmi§ oldugunu ortaya koymaktadir. 7 

Evrenin, hayranhk uyandirici bir hassasiyetle duzenlenmis. olmasi, 
yaratilmis. olmasi demektir. 

Bu gercegin bir diger ilginc yonii ise, kullamlan kavramlan biraz 
inceledigimizde ortaya cikar. Bilim adamlarinin evrendeki fiziksel giic- 
leri "Dort Temel Kuvvet" olarak tanimladiklanni belirtmigtik. Ama ta- 
nimlama, neden boyle kuvvetlerin var oldugu ve neden cok dengeli ol- 
duklan sorusunu aciklamaz. Eger bu tanimlarm daha otesine gidersek, 
evreni, gercekte tek bir Kudret Sahibi'nin her an diizen icinde tuttugu 
gercegi ile kar§ila§inz. 



dan bir madde, molekiilleri meydana getirmek icin 
elektromanyetizma Me biraraya gelen ve boylece kati, 
sivi ve gazlari olusturan atomlardan olu§ur. 




,,'lium 



Atomlar, bir elektron bulutu Me 
sanlmis olan yogun bir cekir- 
dekten olusurlar. Elektroman- 
yetik Kuvvet, pekirdegi ve 
elektronian birarada tutar. 




HARUN YAHYA 

Modern fizigin ula§tigi bu gercek, aslinda Allah'in Kuran'da 1400 yil 
once bildirdigi bir sirnn ke§finden ba§ka bir §ey degildir: 

Siiphesiz Allah, gokleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti al- 

tinda) tutuyor. Andolsun, eger zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden 

sonra artik kimse onlan tutamaz. Dogrusu O, Halim'dir, bagislayan- 

dir. (Fatir Suresi, 41) 

Biraz dii§unen, aklini ve vicdanini kullanan her insan icin, 
%99.9999999'dan fazlasi bo§luktan olu§an bir atomun bu kadar onemli 
ozelliklere sahip olmasi, Allah'in yaratiginin mucizelerinden biridir. 
Allah'in yarattiklannda inananlar icin deliller oldugunu Rabbimiz §6y- 
le bildirmektedir: 

Gerqekten, gece ile gundiiziin ardarda gelisinde ve Allah'in gokler- 

de ve yerde yarattigi seylerde korkup-sakinan bir topluluk igin el- 

bette ayetler vardir. (Yunus Suresi, 6) 

Atomun bu kusursuz yapisi, icinde daha pek cok ozelligi banndir- 
maktadir. Bunlardan en onemlisi atomlann biraraya gelerek molekiille- 
ri olu§turmalandir. Bu konuya gecmeden once molekiillerin meydana 
geliginde en onemli role sahip olan elektronlan inceleyelim. 



Atomun En Di§ Sinin: Elektronlar 

Atomun icinde, -son donemlerde ke§fedilmi§ daha kiiciik pargacik- 
lari dikkate almazsak- temel parcaciklarm en kuciigii elektronlardir. 
Elektronlar, proton ve notronlarm neredeyse ikibinde biri kadardir. 
Elektronlarm enerjileri oldukca yogundur. Elektronlarm, cekirdek cev- 
resinde belirli yoriingeleri vardir. Sahip olduklan yogun enerjinin ve 
kendilerine etki eden kuvvetlerin tesiri ile bu yoriingelerde hem kendi 
cevrelerinde hem de cekirdegin gevresinde durmaksizin donerler. 

Elektronlarm sahip olduklan enerji ile son derece kusursuz bir den- 
ge meydana gelir. Bu dengeyi §6yle bir ornekle aciklayabiliriz: Uzun bir 
gubugun ucunda genig bir tabagi sabit tutmaniz normal gartlarda im- 
kansizdir. Ama eger tabagi belli bir hizda dondiiriirseniz, tabak cubu- 
gun ucunda durur. Tabak, hizini kaybettiginde ise kagimlmaz olarak dii- 
giip kinlacaktir. Dolayisiyla boyle bir denge icin gerekli olan tek §ey uy- 




^*v< 







Elektronlar, sahip olduklan yogun 
enerjinin ve kendilerine etki eden 
kuvvetlerin tesiriyle, hem kendi cev- 
relerinde hem de cekirdegin cevre- 
sinde belirli bir yoriingede durmaksi- 
zin donerler. Elektronlann, sahip ol- 
duklan enerji sayesinde gerceklestir- 
dikleri bu doniis, evrendeki dengenin 
en onemli sebeplerinden biridir. 



1 / 



HARUN YAHYA 



gun diizeyde enerjidir. I§te evrendeki ba§lica dengelerin temelindeki sir 
budur. Gezegenleri Giines/in, elektronlan ise atom cekirdeginin gevre- 
sinde tutan giiciin kaynagi bu enerjidir. Elektronlar biiyiik bir hassashk- 
la ayarlanmis. bu enerji sayesinde cekirdegin cevresinde hie durmadan 
donerler. Yiiksek enerjileri nedeniyle yaptiklan bu doniis. hareketi onla- 
nn cekirdegin etrafindan savrulup uzakla§malanni engellemektedir. 

Elektronlann doniis. hizi ise gercekten hayret vericidir. Elektronlar, 
cekirdegin cevresinde saniyede 1.000 km. gibi olaganiistii bir hizla do- 
nerler. 8 Bu yiiksek hiza ragmen birbirleriyle asla carpi§mazlar. Bunun 
nedeninin elektronlann eksi yuklu olmasi ve dolayisiyla birbirilerini it- 
meleri oldugu kabul edilir. Ancak bu cevap, ortada cok biiyiik bir muci- 
ze oldugu gercegini degi§tirmemektedir. Neden elektronlar eksi yiiklii- 
diir? Neden aym yiikler birbirini iter? Birbirini iten bu parcagiklar nasil 
yoriingeye oturmu§lardir? Turn bu sorular, bize bir kez daha atomdaki 
hassas denge ve tasanmi gosterir. Kimi atomlarda ise cekirdegin cevre- 
sinde 100'den fazla elektron donmektedir. Toplam 7 yoriingeye dagilmis. 
olan elektronlann hicbir kan§ikhk gikarmadan, birbirleri ile carpi§ma- 
dan, muthis. bir diizen icinde hizla donmeleri, kusursuz bir tasanmin 
eseridir. 

Cekirdegin etrafinda yedi farkh enerji diizeyi, yani yedi farkli yo- 
riinge vardir. Elektronlar sahip olduklan enerji seviyelerine gore bu yo- 
riingelerden birine tutunurlar. Kiitleleri ve hizlan daima birbirinin aym 
olan elektronlann neden farkh enerji seviyelerine sahip olduklan ise 
dikkat edilmesi gereken bir noktadir. Evrende var olan sistemde, birbi- 
rinden farkli yoriingeleri, birbirlerinden farkli boyut ve hizdaki madde- 
ler meydana getirirler. Buna verilebilecek en iyi ornek Giineg Sistemi'n- 
deki gezegenlerdir. Her biri birbirinden farkh kiitlelere ve farkli hizlara 
sahip olan gezegenler, bunun dogal bir sonucu olarak birbirlerinden 
farkh yoriingelerde donerler. Ancak elektronlar icin bu kural gecerli de- 
gildir. Birbirlerinden herhangi bir farklan bulunmayan, kiitleleri ve hiz- 
lan daima aym olan bu parcaciklann farkh enerji seviyelerine sahip ol- 
malari icin ashnda higbir sebep yoktur. Bu, Allah'in yarattigi son derece 
ozel bir tasarimdir. Ciinkii molekiillerin olu§abilmeleri icin birbirinden 



— - -■ « 




farkli olan bu yoriingelerin varhgi garttir. Atomun icinde birbirinden 
farkli yoriingeler bulunmasi, bizleri ve tiim evreni olugturan molekiille- 
ri meydana getirmektedir. Aym zamanda renkleri de olugturmaktadir 
ciinkii <;egitli renklerin varhginin nedenlerinden biri, farkli yoriingeler- 
deki elektronlann birbirlerinin yoriingelerine atlamalandir. 

Gozle goriilmeyen atomun icinde, sadece bir bulut kiimesi gibi bu- 
lunan elektronlann sahip olduklan ozellikler, molekiilleri olugturmak 
icin kurulmus. olan kusursuz duzen ve gozle goriilmeyen bu alemin 
canli ve cansiz tiim varliklann temelini olugturmasi, oldukca onemli bir 
konudur. Ileride daha da detayli olarak goriilecegi gibi, bu diizenin tek 
bir agamasi veya parcasi dahi tesadiifen olugamayacak kadar miikem- 
mel bir tasanma sahiptir. Bu kusursuz ve iistiin sanatin sahibi ise 
Allah'tir. Allah bir ayetinde goyle bildirir: 

Goklerin ve yerin miilkii O'nundur; qocuk edinmemi§tir. O'na miil- 

kiinde ortak yoktur, her§eyi yaratmi§, ona bir diizen vermi§, belli bir 

ol^iiyle takdir etmi§tir. (Furkan Suresi, 2) 



b! — 



E 



*. 



> 



linizde tuttugunuz kitap, televiz- 
yonun cami ve mobilyasi, yani- 
nizda duran meyve tabagi, otur- 
dugunuz koltuk, yerdeki parkeler, 
tavandan sarkan avize, hah, eliniz, tir- 
naklariniz, ictiginiz su... Bunlann her biri birbirin- 
den tamamen farkh ozelliklere sahip maddelerdir. Pe- 
ki her biri atomlardan meydana gelen bu maddeler nasil 
olur da birbirlerinden bu kadar farkh ozelliklere ve gorunume sahip 
olabilir? Bu sorunun cevabi molekullerde sakhdir. Dogada var olan yak- 
la§ik 109 farkh atomun cegitli miktarlarda ve ce§itli §ekillerde biraraya 
gelmesi yeryuziindeki bu muthis. cegitliligi meydana getirmi§tir. 

Sadece 109 atomun farkh kombinasyonlarla biraraya gelmesiyle 
olugan cegitlilik gercekten olaganiistudur. Olugan her maddenin bir veya 
birkac kullamm yeri vardir ve bircogu canhhk icin hayati oneme sahip- 
tir. §imdi bir du§iinelim. Siz 109 ayn parcamn kombinasyonu ile kac 
farkh madde meydana getirebilirsiniz? Ayrica bu maddelerin tumiinun 
kullamlabilir olmasim saglayabilir misiniz? Elbette verebileceginiz sayi 
simrhdir. Oysa hayranhk verici bir yaratihs. ile bu 109 farkh atom, muaz- 
zam ce§itlilikte sayisiz maddenin di§inda, koku, tat, renk, sertlik, yumu- 
§akhk, aki§kanhk, ucuculuk gibi detaylar da meydana getirirler. Bu muh- 
te§em sanat e§siz giizellikleri ve ce§itliligi saglarken, yagamin meydana 
gelmesi icin de gereklidir. Ornegin, sadece suyun iic farkh halde buluna- 
bilmesi bile ya§amin temel sebeplerinden birini olugturmaktadir. (Bu ko- 
nuya ileride daha detayh olarak deginilecektir.) 

Peki bu 109 atom nasil milyarlarca farkh molekiil meydana getirir? 
I§te elektronlarm onemi burada ortaya cikar. Bir molekuliin olu§masi icin 
elektronlar bir atomdan digerine iletilir veya iki atom arasinda ortak kul- 
lamhrlar. Boylelikle ortaya en az iki atomdan olugan bir molekiil cikar. 
Bahsettigimiz bu i§lem elbette tek bir ciimle ile aciklanamayacak kadar 
komplekstir. Iki atomun soz konusu elektron ah§veri§i "kimyasal bag" 
olarak adlandinhr. Ancak ortada ashnda herhangi bir bag yoktur. 



< 



M £f 



«1S 



*;> 



*"> H 



■;.- -*r; 



> .T :? H 







k- | IT | 


1 


iMHl 









~H*J' 




. 



1 / 



HARUN YAHYA 



Sadece bir elektron iki atom arasinda gidip gelmektedir. Atomlan birbir- 
lerine baglayan unsur elektronun bir atomdan digerine yaptigi bu yolcu- 
luktur. Elektronlann paylagimi anlamina gelen bu kimyasal baglann §ek- 
li, biraraya gelen atomlarin niteligi ve sayilan, molekiilun de niteligini 
belirler. Konuyu daha iyi anlamak icm oncelikle molekullerin olu§masi- 
m saglayan soz konusu kimyasal baglan incelemek yerinde olacaktir. 

MOLEKULLERi OLU$TURAN KIMYASAL BAGLAR 

Serbest halde dolagan bir atom, cevresindeki diger atomlarin itme 
veya cekim kuvvetinin etkisi altindadir. Bu etkiyle iki atom birbirine 
yaklagir ve birle§ir, yeniden diizenlenir ve kararli bir yapiya ula§irlar. 
"Kararli yapi"dan kastedilen, bu atomlarin proton ve notronlannin bir- 
birlerine uyum saglamalan, kendi ozelliklerini birakarak beraber yeni 
bir ozellige sahip olmalan, yepyeni bir madde olu§turmalandir. Orne- 
gin, biraraya gelmi§ olan iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomu yep- 
yeni bir iiriin ortaya cikarabilmek icin tumiiyle degi§mi§lerdir. Meyda- 
na getirdikleri kararli yapi ise "su" molekiiludiir. 

Ortaya cikan iiriiniin kararli olmasi onemlidir. Ciinkii kararsiz olma 
durumunda parcalamr. Bu kararsizhgi guna benzetebiliriz: Bir organ 
nakli sirasinda viicuda giren yeni bir organ, eger viicuda uyum saglaya- 
mazsa, viicudun kararli yapisim bozar ve tiim metabolizmayi altiist 
eder. Benzer §ekilde, birle§en atomlarin da birbirlerine uyum saglayarak 
kararli bir yapi meydana getirmeleri gerekir. 

Meydana gelen molekullerin kararli olmalan icin elektronlannin 
ozel baglanma §ekilleri vardir. Her atom, kendisi icin hangisi uygunsa o 
baglanma geklini kullamr. §imdi hayati onem ta§iyan bu baglanma ge- 
killerinin neler oldugunu inceleyelim. 

Elektron ALi§VERi§i Yapan Atomlar Iyonjk Baclar Kurarlar 

Atomlarin arasindaki elektron ali§veri§i, yeni bir i§ kurmak icin 

sermayelerini birle§tiren ortaklara benzer. Yeni bir tesis acabilmek igin 

ortaklardan birinin yeterli miktarda sermayesi olmadiginda, bir ba§ka- 



P3LJ 

w'- ' 

m 




Atomlar ancak en dis yoriingelerindeki 
elektron sayilanni 8'e tamamladiklannda 
kararh bir yapiya ulasirlar. Neon atomu, 
en dis yoriingesindeki 8 elektronu ile son 
derece kararli bir atomdur. 



ADNAN OKTAR 

sindan gerekli olan miktarda ser- 
maye alarak, o kigiyi ortagi ilan 
eder. Boylece iki ortakh bir is. an- 
lagmasi gercekle§mi§ olur. Serma- 
ye daha buyudugiinde, ortaklarm 
sayisi da artabilir. 

Atomlann arasindaki ali§ve- 
rig de buna benzetilebilir. (Jekirde- 
gin cevresinde donen elektron yo- 
riingelerinden daha once bahset- 
mi§tik. Atomlar, en dig yoriingele- 
rinde bulunan elektron sayismi 
daima 8 yapma egilimindedirler. 
Ancak bu gekilde "kararli" bir ya- 
piya sahip olabilirler. Atomlann 

elektronlanni 8'e tamamlamalan icinse yukanda anlattigimiz gibi bir or- 
taklik kurmalan gerekmektedir. En di§ yoriingelerindeki elektronlan, 
ya sermayelerini tamamlayip ortaklik kurmak icin bir ba§ka atoma ver- 
meli veya bir ba§ka atomdan sermaye yani elektron almalidirlar. Bu ah§- 
veri§ sonrasinda elektron veren atom arti yiiklii, elektron alan atom ise 
eksi yiiklii olacaktir. Zit kutuplar birbirlerini cektikleri icm bu iki atom 
artik birbirlerinden ayrilamazlar. Bu §ekilde kurulan baglara "iyonik 
bag" denir ve bu baglanmamn sonucunda bir molekul olu§ur. 

Atomlar arasi ali§veri§te fazla sayida elektron transferi icin biiyiik 
miktarda enerji gerekmektedir. I§te bu nedenle en makul ortaklik belir- 
lenir. Ornegin klor atomu en di§ yoriingesinde yedi elektrona sahip bir 
atomdur. Yedi elektronunu bir ba§ka atoma vermektense bir ba§ka 
atomdan tek bir elektron almasi onun sermayesini tamamlamasina ye- 
tecektir. Kendisine elektron vermeye en uygun atom ise, sahip oldugu 
tek fazla elektron sebebiyle sodyumdur. Sodyum, tek fazla elektronunu 
klora vererek sodyumklorur molekulunun olugmasim saglar. I§te bu or- 
taklik sonucunda giinliik hayatta kullandigimiz tuz ortaya gikar. Bildi- 




5*k>. ? 



1 / 



HARUN YAHYA 




Sodyum atomu, yedi elektrona sahip olan klor atomunun kararh bir yapiya ulasmasi icin 
sahip oldugu tek elektronu klor atomuna verir. iyonik bag ile birlesen bu iki atomun olus- 
turdugu molekul sodyumklorurdiir. Bu da giinliik hayatta kullandigimiz sofra tuzunun 
formiiliidur. Dikkat cekici en onemli nokta ise, sofra tuzunu olusturan bu atomlardan 
sodyumun patlayici, klorun ise zehirli olmasidir. 






gimiz sofra tuzu, aslinda bu iki atomun elektron ah§veri§inden ba§ka bir 
§ey degildir. Burada belirtilmesi gereken onemli bir nokta da, tuzu olus- 
turan sodyumun aslinda patlayici, klorun ise zehirli olmasidir. Kusur- 
suz ve planh bir tasanmin sonucunda patlayici ve zehirli atomlann ka- 
n§imdan ihtiyacimizi kar§ilayan bir madde ortaya cikmaktadir. 

Konuya baglarken verdigimiz ig ortakhgi ornegi, akil ve bilgi sahi- 
bi iki insan arasinda, belli degerlendirmelerin ve kar§ihkh gorii§ ah§ve- 
ri§inin yapilmasimn ardindan gerceklegtirilen, kar-zarar hesabi yapil- 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

mi§, bilincli bir ortakliktir. Bilingli olmasina ragmen, beraberinde pek 
cok sorun getirebilir, bugiinun degerlendirmeleri ile yarimnkiler uyug- 
mayabilir. Oysa bir molekuliin icinde gerceklegen ortaklik ah§veri§i cok 
saglam ve kusursuzdur. Her atom, adeta dis. yoriingesinde sekiz sayisi- 
na ula§masi gerektigini biliyor gibi davranmaktadir. Bu ortaklik gimdi- 
ye kadar ne yedi elektronla ne de dokuz elektronla gercekle§mi§tir. Dog- 
ru bir sonuca ula§abilmek icin atomlarin dis. yoriingelerindeki elektron 
sayisim hesaplamanin yam sira, bir hesap daha yapmalan ve bir ba§ka 
atoma elektron vermelerinin mi yoksa elektron almalannin mi daha kar- 
h olacagini tespit edebilmeleri gerekir. 

Peki bu bilinc atoma mi aittir? Atom bunu planlayarak ya da far- 
kinda olarak mi yapar? Elbette bu mumkiin degildir. Soz konusu akil ve 
bilinc atomlan yaratan, onlara sistemli ve kusursuz davranmalanni il- 
ham eden Allah'a aittir. 

Atomlarin birbirleri ile baglar kurmalanni saglayan, kimyasal re- 
aksiyonlara izin veren bu kimyasal yapi, ba§li ba§ina bir mucizedir. Eger 
atomlarin, yoriingelerindeki elektronlan belirli bir sayiya tamamlama 
gibi bir egilimleri olmasaydi, evrende higbir kimyasal bag ve reaksiyon 
gerceklegmeyecek ve dolayisiyla ya§am da nuimkun olmayacakti. Peki 
neden atomlar boyle bir egilime sahiptirler? Bilim adamlannin bu soru- 
ya getirebildikleri bir cevap yoktur. 

Atomlarin yapisimn, ya§am icin en uygun §ekilde olmasimn tek 
aciklamasi yaratilmi§ olmasidir. Atomlarin yapisi, baglarm olugmasina 
imkan verecek §ekilde belirlenmi§tir ve Allah, yeryiiziinde bu miikem- 
mel diizene olanak verecek doga kanunlan yaratmi§tir. Bu, bizlere turn 
evreni Allah'in yarattigi ve bu yaratihgta bir amac ve hikmet oldugu ger- 
cegini bir kez daha hatirlatmaktadir. Allah bir ayetinde §6yle buyur- 
maktadir: 

Bu, Allah'in yaratmasidir. §u halde, O'nun di§inda olanlarin yarat- 

tiklanni bana gosterin. Hayir, zulmedenler, aqikqa bir sapikhk igin- 

dedirler. (Lokman Suresi, 11) 



kJL ? 



_L** .^J 



HARUN YAHYA 



ATOMLAR, BiRBiRLERiNiN Elektronlarini Payla§ir ve 

KOVALENT BAGLAR KURARLAR 

Kimi zaman atomlann birbirlerine verecek kadar cok elektronlan 
olmayabilir. Veya atomlar birbirlerine elektron vermek di§inda farkli bir 
baglanma §eklini tercih edebilirler. Boyle zamanlarda kendileri icin ge- 
rekli olan elektronlan ortakla§a kullanirlar. Bu adeta aralanndan nehir 
gecen ve bir koprii ile birle§en iki kara parcasi gibidir. Aradaki birle§tiri- 
ci kopriiyii elektronlar olu§tururlar. Elektronlarm bu §ekilde ortak kulla- 
nilmalan, atomlar arasindaki kovalent bag olarak adlandinlir. Yeryuzun- 
de, onemli pek cok molekiil bu bagi kullanarak meydana gelmektedir. 

Atomlann bu ortakliklanni daha iyi anlayabilmek icin verilebile- 
cek en iyi ornek, hidrojendir. Hidrojen sadece bir elektrona sahip oldu- 
gu icin son derece basit bir atomdur ve kararh olabilmesi icm bu tek 
elektronu ikiye tamamlamaya cah§ir. Bunun nedeni §udur: Daha once 
atomlann sahip olduklan yoriingelerde belli sayilarda elektronlarm bu- 
lunmasi gerektigini, en son yoriingelerinde mutlaka sekiz elektronun 
dolagmasi gerektigini belirtmi§tik. Bunun tek istisnasi ilk yoriingedir; 
bu yoriingenin ideal elektron sayisi ikidir. Dolayisiyla tek bir yoriinge- 
de tek bir elektrona sahip olan hidrojenin kararh hale gelebilmesi icm 
bir elektron daha edinmesi yeterlidir. Bunun icin hidrojen, ce§itli atom- 
larla bag kurar. Atmosferde bulunan hidrojen gazi da iki hidrojen ato- 
munun kovalent bag ile birle§mi§ halinden ba§ka bir §ey degildir. 

Oksijen de aym §ekilde en di§ yoriingesinde alti elektrona sahip bir 
atomdur. Kararh olabilmesi icin elektron sayisim sekize cikarmasi ge- 
rekmektedir. Bunun icin kendisi ile kovalent bir bag kurabilecek iki hid- 
rojen atomuna ihtiyaci vardir. (Junku hatirlanacagi gibi, tek bir hidrojen 
atomu tek bir elektrona sahiptir. 

Bu oranlar ne oksijen ne de hidrojen icin rastgele belirlenmi§ oran- 
lar degildir ku§kusuz. Oksijenin, alti elektrona sahip olmasi ve iki hid- 
rojen atomunun onu tamamlayabilmesi de bir tesadiif degildir. Soz ko- 
nusu kar§ihkh uyum sayesinde ya§am icin en gerekli olan maddelerden 
biri olan su olu§ur. Bu oranlan belirleyen, birbirleri ile uyum icinde 
atomlan ve suyu yaratan Allah'tir. Bu gercek ayette §u §ekilde bildirilir: 



■ 



d 



9 




* 



& 



€/ 



■-asW 






HARUN YAHYA 



... Boylece gokten su indirdik de sizleri suladik. Oysa siz onun ha- 
zine-koruyuculari degilsiniz. (Hicr Suresi, 22) 



BAZI ATOMLAR HiDROJEN BAGLARI iLE Baglanirlar 

Eger bir hidrojen atomu iki atom tarafindan ortaklaga kullanihrsa 
bu baga hidrojen baglan adi verilir. Bunun icin soz konusu iki atomun 
negatif elektrik yiikiine sahip olmasi gerekmektedir. Buna verilecek en 
iyi ornek oksijen ve azot atomlandir. Hidrojen, oksijen ve azot atomuna 
kovalent olarak baglanabilir. Bu atomlarda bulunan elektronlar, oksijen 
ve azot atomlarina hidrojenden daha yakin durumdadirlar. Bunun da 
nedeni bu atomlann cekim kuvvetlerinin daha gucjii olmasidir. Dolayi- 
siyla hidrojenin ve baglanacagi diger atomun elektronlan hidrojen ato- 
mundan uzakla§irlar. Eksi yiiklii elektronlarm hidrojenden uzakla§ma- 
lan hidrojeni pozitif duruma getirir ve iki negatif yiiklii atom arasinda 
hidrojeni sabit tutar. Iki atom arasinda dolagan hidrojen atomu boylelik- 
le bir bag haline gelir ve iki atom arasinda bir hidrojen bagi olu§mu§ 
olur. 

Hidrojen baglan zayif baglardir. Bir bagin "zayif" olmasinin anla- 
mi, bu bagin kopmasi icin az miktarda enerjinin yeterli olmasidir. Zayif 
baglar organizmada bulunan biiyiik molekiillerin §ekillenmesinde cok 
onemli bir rol oynarlar. Bunun nedeni bu baglann "esnek" olmasidir. 
Meydana getirdikleri maddeye esneklik kazandinrlar. Ancak bu esnek- 
lik sirasinda baglarda herhangi bir kopma meydana gelmez. Hidrojen 
baglannin bu ayricahgi yeryiiziindeki pek cok molekiil icin oldukga bii- 
yiik bir onem tegkil etmektedir. Buna verilebilecek en acik ornek DNA 
molekiiliidiir. Bu molekiiliin viicutta meydana getirdigi birbirinden mu- 
cizevi iglemler, biiyiik olciide sahip oldugu hidrojen baglannin bir sonu- 
cudur. Bu konuya ve hidrojen baglan sayesinde ayncahk elde eden di- 
ger molekullere sonraki sayfalarda detayh olarak deginecegiz. 

Molekiil konusunu isderken sik sik hatirlamamiz gereken bir ger- 
qek vardir. Sizi ve sizin ya§amimzi olugturabilmek icin meydana gelen 
atom kombinasyonlan insanin tahmin edebileceginden cok daha fazla- 
dir. Diigiiniin ki, goriinebilir tek bir noktada bile galaksimizde mevcut 



P3LJ 

w'- ' 

m 



(yanda) Renkli mikrograf (STM) ile 
cekilinis DNA cift sarmahnin goriin- 



DNA'yi olusturan molekiiller hidrojen bagi ile birlesir- 
ler. Bu bag, DNA gibi hayati onemde bir molekul icin 
son derece ozel bir tasanmdir. Molekiilun vucutta 
meydana getirdigi birbirinden mucizevi islemler, bii- 
yiik olciide sahip oldugu hidrojen baglannin esnekli- 
ginin bir sonucudur. 





Nukleotidler, polimerlere seker ve 
fosfat gruplan yoluyla kovalent 
olarak baglamrlar. Bu reaksiyon si- 
rasinda bir molekul su aciga cikar. 



Kovalent olarak baglanmis olan seker ve 
fosfat gruplan DNA'nin belkemigini 
olusturur. Nitrojen bazlan iceriye dogru 
ybnelirler. Burada pek 90k zayif hidrojen 
bagi sarmalin iki parcasmi birlestirirler. 









olan yildiz sayisindan cok daha fazla atom bulunmaktadir." Elinizdeki 
elma, icinde yagadiginiz ev, iizerinde yagadiginiz gezegen ve hatta ken- 
di bedeniniz atomlardan meydana gelmektedir. Yukanda anlathgimiz 
baglar ise, son derece kiiciik boyuttaki elektronlarm bo§luk icinde yap- 
tiklan gezintilerden ba§ka bir §ey degildir. Bu gezinti; soludugumuz ha- 
vayi, ya§adigimiz evi, kopegimizi, cicegin kokusunu, elmanin tadini, ic- 
tigimiz suyu, viicudumuzdaki enzimleri, gezegenleri, kisacasi var olan 
her§eyi meydana getirir. 

Tek bir noktada milyonlarca sayida bulunan bu atomlar arasinda 



ADNAN OKTAR 

gezinti yapan elektronlann sayisini tahmin edebilir misiniz? Bu kadar 

kiiciik bir diinyanin icinden bu kadar kapsamli ve genis bir alem cikma- 

si, guclii elektron mikroskoplanyla bakildiginda bile belli belirsiz bir toz 

bulutundan ibaret olan elektronlann boyle biiyiik bir mucize meydana 

getirmeleri olaganiistii bir durumdur. Yokluktan varhgin olusmasi, bos- 

luktan agirhgin ve maddenin meydana gelmesi, renksizlikten rengin, 

kokusuzluktan kokunun ortaya cikmasi, Allah'in yaratisindaki ustunlii- 

giin delillerindendir. Tek bir elektrondan daglara, yildizlara ve insanla- 

ra kadar herseyi kusursuzca yaratan, sonsuz ilim, kudret ve akil sahibi, 

yerlerin ve goklerin hakimi olan Allah'tir. Bir ayette su sekilde bildirilir: 

Allah... O'ndan ba§ka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama 

ve uyku tutmaz. Goklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Izni ol- 

maksizin O'nun katinda §efaatte bulunacak kimdir? O, onlerindeki- 

ni ve arkalarindakini bilir. (Onlar ise) Diledigi kadarinin di§inda, 

O'nun ilminden hi^bir §eyi kavrayip-ku§atamazlar. O'nun kursusii, 

biitiin gokleri ve yeri kaplayip-ku§atmi§tir. Onlarin korunmasi O'na 

giiq gelmez. O, pek yiicedir, pek buyiiktiir. (Bakara Suresi, 255) 



Molekullerin Hie Dinmeyen Hareketi 

Odanizda sakin oturuyorsunuz. Etrafimzda hie ses yok. (^evreniz- 
de hicbir hareketin olmadigini dugiinuyorsunuz. Oysa etrafimzdaki 
her§ey sizi cevreleyen hava bile hie durmadan hareket ediyor. Nasil mi? 

Siz odanizda oturdugunuz koltukta, sakince elinizdeki kitabi okur- 
ken sizi sanp kusatmis olan molekullerin en kiiciik parcasi olan elekt- 
ronlar saniyede 1000 km. gibi muazzam bir hizda siirekli olarak donme- 
ye devam ediyorlar. Bunun disinda sizi cevreleyen, hatta sizi olusturan 
molekullerin kendileri de hie durmadan hareket ediyorlar. Boslukta do- 
lasan molekullerin hizlari da neredeyse bir tabancadan atilan merminin 
hizina esit: Saniyede 1000 metreyi asiyor. 10 

Havada bulunan milyarlarca molekiil, her saniye milyarlarca kere 
birbirlerine carpar ve birbirleriyle tekrar carpisincaya kadar donmeye 
devam ederler. Dolayisiyla siz, sakin ve tek basiniza bir odada oturdu- 
gunuzu zannederken ashnda bir molekiil bombardimaninin tarn orta- 







.'Tirnn?. ;;i|t;/^«n- 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

sinda bulunursunuz. Bazen §iddetli bir riizgar haline gelen bu molekiil 
bombardimani, agaclan du§iirecek ve binalan yikacak kadar giiclii ola- 
bilmektedir. 

Hareket edenler yalmzca havadaki molekiiller degildir. Derinizde- 
ki, masanizdaki, elinizde tuttugunuz kitaptaki molekiiller de siirekli 
olarak hareket halindedir. En giiclii vinclerin bile zorlukla yiktiklan tag- 
tan bir duvarin nasil olup da siirekli olarak hareket halinde oldugunu 
merak edebilirsiniz. Bir duvar gercekten de hareket halindedir, ancak 
duvari olugturan molekiiller birbirlerine cok daha yakin dizilmis. olduk- 
lan icin sadece titregirler. Siirekli titregim halindeki parcaciklardan olu§- 
mu§ olmalarina ragmen, bizler etrafimizda hep kati ve saglam cisimler 
goriiriiz. Hareket halinde olmalarina ragmen hicbir §ey aniden kopup 
parcalanmaz. 

Molekiiller arasinda meydana gelen bu tip bir hareketin dengeli de 
olmasi gerekmektedir. Bahsettigimiz "titreme", kati cisimlerde dengeyi 
saglayan bir hareket bicimidir. Aynca, molekiillerin kararh bir §ekilde 
tek bir yone dogru hareketleri de soz konusu degildir. Eger boyle bir ih- 
timal gercekle§seydi, ortaya cikacak olan sonuc oldukca §a§irtici olacak- 
ti. Molekiillerin tek bir yone dogru topluca hareket etmeleri sonucunda 
bizler iizerinde yemek yedigimiz masanin kendi kendine yana dogru 
belirli bir mesafe yol aldigina §ahit olurduk." Kati bir cismin bu beklen- 
medik hareketi elbette §a§kinhk ve aym zamanda da kullam§sizhk mey- 
dana getirirdi. Ama biz hicbir zaman boyle bir durumla kar§ila§mayiz. 
(Jiinkii kati cismi olu§turan molekiiller de Allah'tan bir nimet olarak 
dengeli bir titre§me hareketine sahiptirler. Bu nedenle hicbir zaman tek 
yone dogru sabit hareketleri soz konusu degildir ve bir diizensizlik 
meydana getirmezler. 

Molekiillerin lsidan etkilenerek ce§itli hallere gecebilmeleri de bu 
hareketliliklerinin ve enerjilerinin bir sonucudur. Ornegin su, molekiil- 
lerinin birbirine en yakin oldugu zaman kati halini almaktadir. Isinip si- 
vi hale gectiginde molekiiller, siirekli hareket halinde olmalarimn bir so- 
nucu olarak, birbirlerinin iizerinden kayarlar. Sivinin aki§kan bir halde 
olmasimn, yani bizim siviyi "kan§tirabilmemizin" nedeni budur. Suyun, 



k>. -' 



_w ^ . 






HARUN YAHYA 



daha da lsinip molekiillerinin iyice birbirlerinden aynlmasini saglayan 
a§amasi ise gaz halidir. Buhara donu§en su, birbirinden gitgide uzakla- 
§an molekullerden olu§maktadir. Birbirinden uzakla§an bu molekiiller, 
siirekli hareket halinde olduklarmdan etrafa kolayhkla yayilabilirler. 
Mutfakta pi§en bir yemegin kokusunu i§te bu nedenle arka odadan du- 
yabilirsiniz. 

Ellerinizi birbirine surttugiiniizde ellerinizin a§in lsinmasinin, bir 
tahta parcasi iizerinde dondurdiigunuz tahta cubugun ate§ almasimn 
nedeni de molekiillerin hareketidir. Ellerinizi birbirine surttugiiniizde 
siirtiinmeden etkilenen molekiiller daha hizh hareket etmeye ba§larlar. 
Ellerinizdeki sicaklik hissi bu hareketten dogan enerjinin bir sonucudur. 

Molekiiller hie bitmeyen bir harekete sahip olmalarma ragmen, 
bizler bunu cogu zaman hissetmeyiz. Masa ortiiniizdeki milimetrik 
desenlerde bulunan molekiiller de hareket halindedir, ama soz 
konusu desenlerin bozulduguna veya birbirine kangtigi- 
na hie §ahit olmazsimz. Yiiziiniizii de molekiiller 



... 



*i 



Su, molekullerinin birbirine 
en yakin oldugu zaman kati 
bir hal almaktadir. lsinip sivi 
hale gegtiginde molekuller, 
hareketli olduklarmdan bir- 
birlerinin iizerinden kayarlar. 






Suyun, daha da isinip mole- 
kullerinin iyice birbirlerinden 
ayrilma a§amasi ise gaz hali- 
dir. Molekuller, surekli hare- 
ket halinde olduklanndan ha- 
vada birbirlerinden uzaklas- 
maya baslarlar. Suyu ucucu 
haline getiren sicakhk orani, 
Allah'in yasam icin belirledigi 
ozel bir orandir. 



■: 




olu§turur ve bu molekuller de hareket halindedirler. Ama yu- 
zuniizde asla bu sebepten kaynaklanan bir §ekil bozuklugu 
meydana gelmez. Yeryiiziindeki her§ey en ince milimetrik oran- 
lara sahip olanlar bile boyle bir hareketlilige sahiptir. Fakat cevre- 
nizde buna dair en ufak bir delil yoktur. 

Molekiillerin hareketleri geli§iguzel degildir. Sivilarda birbirlerinin 
iizerinden kayan, gazlarda birbirlerinden uzakla§an, katilarda ise birbir- 
lerine sikica yakla§an molekuller bu diizeni asla bozmazlar. Bir bardagi 
olugturan molekuller hicbir zaman sebepsiz yere dagilip birbirlerinden 
ayrilmazlar. Bardagi molekiillerinden ayirmak icin belirli bir isi gerek- 
mektedir. Bu oran da yeryiizunde mukemmel bir olcu ile belirlenmi§tir. 
Ornegin suyun, molekullerine ayngmasini saglayan isi orani bellidir. 




m 



if in $ir berizerini (Sir o 
fcacCartm) dafti aetirsek f 
'birnm sozleri 



mSf't* 



WJQ 



ADNAN OKTAR 




1(r maddtyi ttttttUrmn BmfcfrlfiVr hitki* «nu 

nhtfiti vrT4 UrfirffTin&a aynimaitar 
■Mi-l'rliiiM'tri Httrirt'rHrtifrn AjprtNii if in FtCTi ilr 

Hujiii'it arrc tmrltf <Ht Suyun faiihaTJupmjiii if in 

lil'ranniti idintii lafir fafadiiiti safltayan iu 

ipiiiimin ijjti.j ^rsf^C/it. iuyuri Jiij JuJhJl 
mti_i,mJj wnjj^iri wflrpfpiaji (fin -^JJ^h'jn 



Ama aym isi, suyun icinde bulundugu tencereyi molekiillerine ayrigtir- 
maz. Igte bu nedenle tencere icinde rahathkla su kaynatabiliriz. Tencere 
molekullerinin birbirlerinden uzakla§abilmeleri icin daha yiiksek bir isi 
gerekmektedir. 

Boyle hassas ve sinirli bir denge, bunu saglayan ve bilim adamlan- 
nin adina "doga kanunu" dedikleri degi§meyen standartlar var olmasiy- 
di ne olurdu? Boyle bir denge olmasaydi o zaman yeryiiziindeki her§ey 
belirli bir sicakhkta eriyebilirdi. Ornegin evrendeki hergey lsidan, suyun 
etkilendigi oranda etkilenseydi, kendi viicudumuzdaki proteinleri ve 
hiicreleri olu§turan molekiiller de dahil olmak iizere evrende hicbir §ey 
sabit kalmazdi. Ama hicbir zaman boyle bir tehlike ile kar§i kar§iya gel- 
meyiz. (Junku evrendeki her§ey icin belirlenmis. bir denge ve oran var- 
dir. Suyun belirli bir lsiya geldiginde buharla§masi, hayati onem ta§iyan 
bu molekiil icin cok onemli bir ayrinti ve ozel tasarlanmis. bir dengedir. 
Yeryiiziindeki su dongiisii, bu buharlagma sisteminin bir sonucudur. 
Her molekiil, yeryiiziiniin §u anki diizenini saglayacak bir ozellige sa- 
hiptir. Bu da elbette hergey icin belirli bir olcii belirleyen ve her olciiyii 
birbiri ile kusursuz bir uyum icinde yaratan Allah'in kudretinin bir gos- 
tergesidir. Allah bir ayetinde §6yle belirtir: 

... §iiphesiz, Allah her§eyin hesabini tarn olarak yapandir. (Nisa Su- 

resi, 86) 



*c*j^%a#; 




•i *■ 



J/. 



HARUN YAHYA 




izler, her yam molekullerin birle§iminden meydana gel- 
mis, bir diinyamn icinde ya§iyoruz. Bazi molekiiller, me- 
tan ya da hidrojen gazi gibi daha kiiciik ve basittir. Bazi 
molekiiller ise son derece biiyiik ve kompleks bir yapiya 
sahiptir. Bazi molekiiller kokudan ve tattan sorumludurlar. Bazila- 
n havada ucar, bazilan viicudumuzu, bazilan da suyun derinlikle- 
rindeki ihti§amh giizellikleri meydana getirirler. 
Kisacasi yagantimizdaki her§ey molekiildiir. Soz konusu "herjey" 
cok genig bir anlama sahiptir. 109 atom ce§itli §ekillerde birlegir ve etra- 
fimizdaki "hergeyi" olu§tururlar. Bu atomlann meydana gelis. §ekilleri, 
yani olu§turduklan ozel dizaynlar, birbirinden farkh maddesel ozellik- 
lerin ortaya cikmasim saglar. Bazen molekiile tek bir atom eklenir ve ic- 
tigimiz su bir zehire donii§ebilir. Molekiile eklenen veya molekiilden 
aynlan tek bir atom, yenilemez §eyi yenilebilir hale, keskin ve cirkin bir 
kokuyu muhtegem giil kokusuna donii§tiirebilir. Aym atomlann farkh 
§ekillerde birbirlerine baglanmalan, molekiiliin rengini degigtirebilir, 
aki§kan bir maddeyi kati yapabilir. I§te evren, heniiz bilimin turn sirla- 
nm cozemedigi bu egsiz sanatin sergilendigi yerdir. Allah, goriinmeyen 
bir alemde yarattigi mucizeleri, muazzam bir akil ile goriiniir hale geti- 
rerek sonsuz ilmini ve muhtegem sanatim sergilemektedir. 

Bu sanati daha yakindan gorebilmek icin molekullerin sahip ol- 
duklan ozellikleri ve bizler icin "ozel olarak" nasil dizayn edilmi§ olduk- 
lanni incelemek gerekmektedir. 



Su, Biiyiik Bir Mucizedir 

Evrende yaratilmis. olan her molekiil son derece hassas dengelerle 
meydana gelmig ozel bir tasarimdir. Ancak bu tasanmlardan belki de en 
onemlilerinden ve ya§amimiz icin en gereklilerinden biri "su" molekii- 
liidiir. Su, diinya iizerinde yagamin varhgini saglayabilmek icin ozel 
olarak meydana getirilmi§ iistiin bir yaratihg harikasidir. 

Bu gercegi daha iyi gorebilmek icin su molekiiliinii yakindan tani- 
yahm. 

Yeryiiziinde sivi, kati ve gaz halinde olmak iizere oldukca fazla 




M^^mm^d^ 


t 


m 


1 _™ 











1* 


5 f 




JUST 

1 Eg 







f 

Ik 




Ik I denlz blr deglldlr. Su T tatli, 

Isusuzlugu keser ve icimi kolay; 
sujrfa, tuzlu ve Acidir*. t 
FAtir.5ur.esi. I 2) 



ADNAN OKTAR 



miktarda su bulunmaktadir. Bu miktann %97'si tuzludur. Diinyadaki 
tatli suyun %75'i ise kutuplarda katila§ir. Toplam suyun geriye kalan 
%1'i icilebilir, ama bunun qogu ula§ilamayan derinliklerdeki yer alti su- 
landir. Canhhgin ihtiyacini kar§ilayan su ise, gollerde ve nehirlerde bu- 
lunan toplam suyun %0.05'idir. Bu az miktar bile yeryiiziindeki canlila- 
nn ya§amasi icin yeterlidir. 12 

Ancak ne ilginctir ki, diinyadaki sulann %97'sini olu§turan tuzlu 
sular, yani turn okyanus ve denizler, aslinda insanin ve diger kara can- 
lilarmin yagamina hizmet etmektedir. (^iinkii tatli suyun insanlara ta§in- 
masi, okyanus ve denizlerden buharla§an sulann bulutlarda birikmesi 
ve sonra da yagmurla yeryiiziine donmesi sayesinde miimkiin olmakta- 
dir. Diinya yiizeyinin %70'inden fazlasim kaplayan okyanus ve denizler, 
geriye kalan karalan sulayacak buharla§mayi en ideal degerlerde sagla- 
maktadir. Karalar daha fazla olsa kurak bolgeler ve coller cok artardi. 
Karalar daha az olsaydi, bu kez de hem insanlara ya§am ve tanm acisin- 
dan yetersiz bir alan kalacak hem de bu alanlar a§in derecede yagmur 
alarak verimsizle§ecekti. Dolayisiyla diinya iizerindeki kara-su orani, 
insan ya§ami icin en ideal degerdedir. Allah, yeryiiziinii insanin ya§ami 
icin en ideal §ekilde var etmi§, Kendisi dilemese asla ula§amayacagimiz 
temiz suyu bizlere vermigtir. Bu gercek ayetlerde §6yle haber verilmig- 
tir: 

§imdi siz, igmekte oldugunuz suyu gordiiniiz mii? Onu sizler mi bu- 

luttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eger dilemis olsaydik 

onu tuzlu kilardik; siikretmeniz gerekmez mi? (Vakia Suresi, 68-70) 

Su, icinde ve cevresinde birgok canh tiiriinii barmdirma ozelligine 

sahiptir. En kiiciik bir su damlasi bile icinde yuzlerce mikroorganizma- 

yi banndirabilir. Su aym zamanda canh bedeninin "icindedir". Yeryii- 

ziinde yagayan biitiin canhlar %50 - %95 oramnda sudan olu§maktadir. 

Suyun sahip oldugu ozellikler ve faydalan kadar, meydana geli§i 

de son derece diigiindurucudur. Su, iki hidrojen atomu ve bir oksijen 

atomunun birlegmesinden meydana gelir. Ama bu iki atomu su moleku- 

liinii olugturacak §ekilde birle§tirmek oldukca zordur. Hidrojen ve oksi- 



tik. ? 



I 



HARUN YAHYA 






jen atomlarim kontrollu bir ortamda veya bir tiipiin icinde bi- 
raraya getirdiginizde bunlann aniden bir su molekiilune do- 
nugtugunu goremezsiniz. Yiizlerce yil bekleseniz yine boyle 
bir sonuc ile kar§ila§amazsimz. Tiipiin icmde su, ancak binler- 
ce yil sonra ve oldukca az miktarda olugabilir. Bu da ancak bir 
ihtimaldir. 

Boylesine temel bir hayat kaynagini nasil elde ederiz? Ba- 
zi molekiillerin meydana gelebilmeleri veya degigim gecire- 
bilmeleri icin yiiksek bir enerji seviyesinin ve dolayisiyla da 
yiiksek bir sicakhgin olmasi gerektiginden daha once bahset- 
mi§tik. Su icin de aym gey gecerlidir. Havada serbest halde 
dolagan iki molekiil olan Hidrojen (H 2 ) ve Oksijen gazinm 
(0 2 ) biraraya gelerek suyu olu§turabilmeleri icin garpi§malan 
gerekmektedir. (Jarpi§ma sirasinda hidrojen ve oksijen mole- 
kiillerini olugturan baglar zayiflar ve bu molekiilleri olu§turan 
atomlar yeni bir molekiil olan suyu meydana getirmek iizere 
birle§irler. Ancak soz konusu garpi§ma ancak gok yiiksek bir 
sicaklikta ve yiiksek bir enerji seviyesinde meydana gelmekte- 
dir. Su anda yeryiiziinde suyun olu§umuna olanak saglayacak 
kadar yiiksek isi yoktur. Diinyada var olan su, diinyamn olu- 
§umu sirasindaki yiiksek sicaklik sonucunda olu§an su mikta- 
ridir." Bu miktarda higbir zaman bir degi§me olmaz. 

Ictigimiz, kullandigimiz, besinlerle aldigimiz su, bize hei 
an diizenli olarak antilmi§ §ekli ile geri gelir. (Jiinkii su, sicak-l 
hktan etkilenerek 3 farkh halde bulunabilir. Kati hale gelen su, 
adeta rezerve edilmig gibi kutuplarda dev buzullar geklinde 
saklanmaktadir. Yeryiiziinde kullamlan su ise, gaz haline dii- 
nii§ebildigi icin buharla§arak havaya yiikselir ve burada yeni- 
den insanlann kullammina sunulacak gekilde sivi hale donii- , 
giip yagmur olarak yeryiiziine dii§er. Kisacasi bizler, suya ozel I 
olarak verilmis. bu ozellikler sayesinde defalarca aym suyu I 
icer, defalarca aym suyu kullamnz. Su, Allah'in dilemesi ile 
bizlere "aritilmis/' hali ile siirekli olarak ikram edilir: 



m*% 







HARUN YAHYA 

... Biz, gokten tertemiz su indirdik; Onunla olii bir beldeyi (topragi) 
canlandirmak ve yarattigmuz hayvanlardan ve insanlardan birgogu- 
nu onunla sulamak iqin. (Furkan Suresi, 48-49) 



Su MucizESiNiN Kaynagi: Hdrojen Baglari 

Su, oda sicakhginda sivi haldedir. Normal §artlarda bu ilginc, bir 
durumdur, giinkii su kiiciik bir molekiildur ve amonyak veya metan 
benzeri diger kiiciik molekiillerde oldugu gibi bu molekiilun de oda si- 
cakliginda gaz olmasi beklenir. Suyun siviligi kiiciik hidrojen atomlarm- 
dan, bunlari giicle geken oksijen atomlanndan ve dolayisiyla iki su mo- 
lekiilii arasinda olu§an hidrojen baglanndan kaynaklanmaktadir. Bilin- 
digi gibi su molekiiliinii kovalent baglar olu§turur. Ancak meydana ge- 
len bu molekiilii bir diger su molekiiliine baglayan bag, hidrojen bagi- 
dir. Daha once de belirtildigi gibi hidrojen baglari son derece zayif bag- 
lardir. Bir hidrojen baginin omrii yaklagik olarak saniyenin yiiz milyar- 
da biri kadardir. Ancak bagin kinlmasi molekiilii ortadan kaldirmaz, 
ciinkii bir bag kinldiginda yerine hemen yeni bir bag olu§ur. Bu yenilen- 
menin sonucunda su molekullerinin birbirlerine yapi§malan mumkun 
olmaz. Ama bunun bir sonucu olarak bu molekiiller aki§kan olurlar. So- 
nug olarak molekiiller bagimsiz hareket eden bir gaz yerine, hareketli 
bir sivi olarak biraraya kiimelenirler. Suyun benzerlerinden farkli olan 
bu yapisi, ya§am icin temel unsurlardan bir tanesidir. 

Su molekulleri arasindaki zayif hidrojen baglannin bir diger sonucu 
da, suyun sivi ve kati hali arasindaki yogunluk farkidir. Bilinen turn mad- 
delerde katilar sivilardan daha yogundurlar. Ornegin, normal gartlarda 
eritilmi§ demirin icine kati demir pargalan attigimzda bu kati maddeler 
kesin olarak dibe cokecektir. Ama su igin bu gecerli degildir. Suyun kati 
hali olan buzun yogunlugu sudan daha azdir. Su, buz haline donu§tugun- 
de hidrojen baglari nedeni ile buzu olu§turan her bir molekiil kom§usu- 
nu sikica yakalar, ama buzu olu§turan bu molekiiller arasindaki uzaklik 
cok fazladir. Dolayisiyla bu molekulleri olu§turan baglar arasinda bogluk- 
lar kalir. Kati haldeki suyun yapisi i§te bu nedenle sivi durumuna gore 
daha fazla bo§luk icerir ve bu nedenle de daha az yogundur. 14 Bunun bir 



WJU 







ar£&* 



J/. 



HARUN YAHYA 

sonucu olarak, bir suyun icine buz attigimzda, buz suyun mutlaka yiize- 
yine cikacaktir. 

Suyun bu ozellikleri canlilik icin son derece onemlidir. Hidrojen 
baglarimn bu etkisi ile su daima yiizeyinden baslayarak donar. Bu da, ki- 
sin gol ve denizlerin list katmanlarinin buz tutmasina, su yiizeyinde yiiz- 
lerce tonluk dev buzullarm olusmasina ve buz kiitlesinin altinda suyun 
sivi kalmasina neden olur. Iste suyun sadece yiizeyinin donmasinin one- 
mi burada ortaya cikar. Su iginde yasayan binlerce canli bu sayede kisin 
da yasamini devam ettirebilmektedir. Yiizeydeki buz aym zamanda bir 
koruyucudur. Buz kutleleri suyun alt katmanlarim izole ederek daha faz- 



Hidrojen baglarimn etkisiyle su 
daima yiizeyden donmaya baslar. 
Bu sayede, buzun altindaki sayi- 
: canli icin kisin bir bannak 
meydana gelmis olur. Alt katman- 
lardaki su en fazla 4° C'ye kadar 
sogur. Allah'in yarattigi bu ozel 
denge vesilesiyle buzun altindaki 
su, canlilann kisin yasamlanni 
devam ettirmelerini saglar. 






m&Sm 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

la sogumasim da engellemis. olur. Alt katmanlardaki bu su kiitlesi bu sa- 
yede en fazla arti 4°C'ye kadar sogur. Bu sicaklik da deniz canlilannin ya- 
§amlanni surdiirebilmeleri icin yeterli bir sicakliktir. Bir ba§ka deyisle 
kar§imizda canlilar icin meydana getirilmis. bir bagka ozel tasarim bulun- 
maktadir. Eger buzun yogunlugu sudan daha fazla olsaydi, sular dipten 
donmaya ba§layacak, bir izolasyon olmadigi icin donma yiizeye dogru 
ilerleyecek, diinyadaki denizlerin onemli bir bolumii buzdan ibaret hale 
gelecek ve boylelikle sudaki ya§am son bulacakti. 

Suyun bu ozelliklerinin getirdigi bir ba§ka sonuc daha vardir. Or- 
negin hafif bir metali suya birakuginizda bunun dibe cokmedigini, su- 
yun iizerinde sabit olarak kaldigini gorursuniiz. Bunun yaninda bazi 
bocekler de suyun yiizeyinde rahathkla yuriiyebilmektedirler. Metal Su- 
dan daha agirdir, boceklerin bir kismi da oyle... Peki suyun iizerinde 
durabilmeyi nasil baganrlar? Bunun sebebi yine bizleri suyun ozel yara- 
tih§ina gotiiriir. Su molekullerini birbirine baglayan hidrojen baglan, 
"suyun yiizey gerilimini" meydana getirirler. Bu gerilim, suyun yiize- 
yindeki molekiillerin birbirleri ile ve aym zamanda alttaki molekiillerle 
hidrojen baglan kurmasi ile olugmaktadir. 15 Bir bocegin suyun dibine 







HARUN YAHYA 



batabilmesi igin bu hidrojen baglarmdan bir kismini koparmasi gerek- 
mektedir. Gemileri su yiizeyinde tutan sey de ayni yiizey gerilimi ve ay- 
m zamanda suyun kendi ic direncidir. Eger suyun biitiin bu ozellikleri 
olmasaydi, su an gemilerin varhgindan eser olmazdi, baliklar suyun 
icinde yasayabilmek ve yiizebilmek icin oldukca biiyiik bir enerjiye ih- 
tiyac duyarlardi, hatta belki de suyun icinde simdiki cesitlilikte yasam 
olmazdi. Suyun, simdiye kadar cok iyi bilmemize ragmen belki de hie 
dusiinmedigimiz bu ozellikleri Allah'in insanlara biiyiik bir liitfudur. 
Su, Allah diledigi icin boyle bir ozellik kazanir, gemiler Allah diledigi 
icin suyun iizerinde yiizebilir, canhlar Allah diledigi icin suyun icinde 
rahatlikla yasayabilirler. Allah bu gercegi ayetinde belirtmistir: 

Allah, gokleri ve yeri yaratan ve gokten su indirip onunla size rizik 
olarak tiirlii iiriinler qikarandir. Ve Onun emriyle gemileri, denizde 
yiizmeleri igin size, emre amade kilandir. Irmaklari da sizin i^in em- 
re amade kilandir. (Ibrahim Suresi, 32) 

Topraktan yeni cikmis a^ik yesil renkteki bir cim tanesinde de, bo- 
yu metrelere varan dev agaclarda da hakim olan sistem suyun mucize- 
vi ozellikleri ile yakindan ilgilidir. Su, molekiiler ozelligi ve baglanma 
sekli nedeni ile bitkinin koklerine girer ve bitkinin icindeki borular bo- 
yunca yukari dogru uzanir. Bazen bu yiikselis onlarca metreyi bulur, ba- 
zen de onlarca dala aynhr ve birbirinden farkh yerlere ulasir. Baska hic- 
bir sivinin bu kadar kolay basaramadigi bu islem, "suyun kilcal hareket 
edebilme" ozelligidir. Su ayni zamanda emilebilirlik ozelligine de sahip- 
tir. Odun veya jelatin gibi maddelerle temas ettiginde hemen onlann ici- 
ne niifuz edebilir. 16 (^imlenmeye baslayan tohumlann su alarak sismesi 
de suyun bu ozelliginden kaynaklanmaktadir. Eger yeryiiziinde su ve 
toprak altinda tohum olmasina ragmen suyun emilebilirlik ozelligi ol- 
masaydi, yesil diinyadan eser kalmayacakti. Bitki ortiisiiniin olmamasi 
ise, yeryiiziinde turn canhhgin yok olmasi anlamina gelirdi. 

Sudaki hidrojen baglannin bu mucize molekiile sagladigi faydalar 
bu kadarla da sinirh degildir. Su, kendisini meydana getiren bu zayif 
baglar nedeni ile sicakhk degisikliklerine direnc gosterir. Hava sicakhgi 
aniden artsa bile suyun sicakhgi yavas yavas artar. Hava sicakhginda 



Hfc' 




Gormeditt mi, Allah', 
go k ten su indirdi, 
bpylece yeryiizil ♦> 
\jt*mifg§il donatttdt* 
ii Allah, 




V/J 




W 



HARUN YAHYA 



ani bir dii§ii§ oldugunda ise suyun sicakhgi yine yava§ yava§ dii§er ve 
su hava kadar sogumaz. Bu fiziksel kural aslinda bir yaratih§ harikasi- 
dir. Eger suyun boyle bir ozelligi olmasaydi, suda ya§ayan canhlar §id- 
detli ve ani sicaklik degi§imlerine kar§i koyamayacak ve kisa siirede 
oliip tiikeneceklerdi. Dahasi, bizler de bu durumun etkisinde kalacak ve 
viicudumuzu meydana getiren %70 oramndaki suyun sicakhktan he- 
men etkilenmesi sonucunda ya aniden donacak ya da aniden ateglene- 
cektik. 

Su ayni zamanda mukemmel bir eritkendir. Pek cok madde, ozel- 
likle de §eker, su ile hidrojen baglari olu§turabildigi igin suda kolayhkla 
eriyebilmektedir. Suda ayni zamanda tuz veya mineraller gibi iyonik 
baglarla biraraya gelmi§ molekiiller de rahatlikla erir. Suyun bu eritici 
ozelligi viicudumuz icin de son derece biiyiik bir oneme sahiptir. Besin- 
lerin hiicreye taginmasi icin su, mukemmel bir ortamdir. Ayni zamanda 
su, hiicre igindeki molekiillerin de rahatlikla hareket edebilecekleri ide- 
al bir sividir. Su, sivi oldugunda biitiin bunlan viicut lsisinda yapar. An- 
cak eritken ozelligine ragmen su kemiklerimizdeki kalsiyum ve fosfati 
cozemez, bu nedenle iskeletimiz kendi sivimizda coziinmez. 17 Bu, ke- 
miklerimizi olu§turan molekiillerin yapisindan kaynaklanmaktadir. Ke- 
mikleri olu§turan ozel molekiiler yapi, suyun eritici ozelligine kar§i ko- 
yacak §ekilde biraraya gelmi§ ve ozel bir bicimde baglanmi§ atomlardan 
olu§maktadir. 

Burada dikkat etmemiz gereken onemli bir nokta vardir. Tek bir 
hiicrenin cogalmasi ile meydana gelen bedenimiz icinde farkh molekiil- 
ler farkli §ekillere girmi§ ve bizlere farkh ozellikler kazandirmigtir. Aca- 
ba bu degi§iklikler yagamrken, molekiiller nasil hiicrede taginacak mo- 
lekiilleri suya dayaniksiz, kemiklerimizi ise dayanikh hale getirmeye 
karar vermis, olabilirler? Hiicreler, besinlerin suda erimeleri gerektigini, 
kemiklerin ise sudan etkilenmemeleri gerektigini nereden bilebilirler? 
Bizi olu§turan ilk hiicre, molekulleri tamyabilir mi, suyun eritkenlik se- 
viyesini bilebilir mi, buna gore onceden tedbir alarak bizim icin en uy- 
gun metabolizmayi olu§turabilir mi? Biitiin bunlan bir hiicreden veya 
cok sayida hiicreden beklemek kugkusuz ki mantiga aykindir. Bunlar, 













^^Hh 


^m 




E2 S B 


'''""'''' \ 







Su, hiicre icindeki molekulle- 
I rin de rahatlikla hareket ede- 
r bilecekleri ozel bir sividir. 
Y Eritken olmasina ragmen, 

kemiklerimizdeki kalsiyum 

! fosfati cozemez. Bunun 

[ nedeni Allah'in, kemiklerimi- 

:i olusturan molekiilleri, 
t yun eritici ozelligine karsi 

koruyacak sekilde ozel bh 
f bicimde biraraya getirmi§ ol- 
I masidir. Bu mukemmel tasa- 
' rim sayesinde bedenimizde- 
uki su bize zarar vermez. 




J/. 



HARUN YAHYA 

Allah'in iistiin yaratmasidir. Anne karninda olugmaya ba§layan bir insa- 
nin sahip oldugu turn ozellikleri, bedenini olugturan turn molekiilleri 
Allah yaratmi§tir ve Allah bunlann tiimiine her an hakimdir. Ayette bu 
gercek §6yle haber verilir: 

Siiphesiz, yerde ve gokte Allah'a higbir sey gizli kalmaz. D61 yatak- 
larinda size diledigi gibi suret veren O'dur. O'ndan baska Ilah yok- 
tur; iistiin ve giiqlii olandir, hiikiim ve hikmet sahibidir. (Al-i Imran 
Suresi, 5-6) 

Insanlarin, molekiil seviyesine inerek evreni olugturan maddeleri 
aragtirmalan sadece 20. yiizyilda mumkiin olmu§tur. Heniiz diinyamn 
olu§umu sirasinda bizim icin miikemmel bir olcii ile belirlenmig ve tii- 
miiyle ya§amin olu§abilmesine uygun ozelliklerle var edilmi§ olan su 
ise, bilim adamlarinin, detayli ozelliklerini cok yakin bir zamanda ke§- 
fettikleri bir mucizedir. Ancak Allah, suyu daha ilk insan veya ilk canh 
var olmadan once, canhlar icin en uygun ozelliklerle donatarak yarat- 
migtir. Sudaki turn bu ozelliklerin 2 hidrojen ve tek bir oksijen atomu- 
nun ozel bir dizayn ile biraraya gelmesi sonucunda olu§masi; bu iistiin 
yaratihgtaki inceligi ve kusursuzlugu gostermektedir. Allah ayetinde 
§6yle bildirir: 

§iiphesiz, goklerin ve yerin yaratilmasinda, gece ile giindiiziin ard 
arda gelisinde, insanlara yararh seyler ile denizde yiizen gemilerde, 
Allah'in yagdirdigi ve kendisiyle yeryiiziinii oliimiinden sonra di- 
rilttigi suda, her canhyi orada iiretip-yaymasinda, riizgarlari estir- 
mesinde, gokle yer arasinda boyun egdirilmis bulutlari evirip qevir- 
mesinde diisiinen bir topluluk iqin gerqekten ayetler vardir. (Bakara 
Suresi, 164) 



Fazladan Eklenen Tek BiR Oksjjen Atomu 

Suyu ZehIrlj BiR Maddeye DONG§TUREBiLiR 

Hayatimizda bu kadar biiyiik bir onemi olan suyu olugturan atom- 
lar belirli sicakhk ve enerji seviyelerinde bir ba§ka oksijen atomuyla da- 
ha birle§irler. Bu birle§me sonucunda H 2 formiilii H 2 2 haline gelir. 
Goriiniirde bu kiiciik bir degi§ikliktir, ancak bu kiigiik degi§iklik bu mo- 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 



lekiiliin kimyasal ozelliklerini tiimuyle degigtirmeye yeter. Rahathkla 
icip kullanabildigimiz, hayatimizin en onemli parcasi olan su, biinyesi- 
ne bir oksijen atomu aldiginda hidrojen peroksit haline gelir. Bu degigim 
oldukca ilginctir, ciinkii bize fayda saglayan su, bu degi§im ile birlikte 
tiimuyle zararh etkilere sahip olan bir maddeye donii§iir. Peki yeni olu- 
§an bu madde hangi ozelliklere sahiptir? 

Hidrojen peroksit giiclii bir oksitleyicidir, onunla temas eden turn 
canh bile§ikleri ya yok eder ya da onlara ciddi zararlar verir. Zehirli et- 
kisi nedeni ile havadaki sis ve kirliligin olugmasinda etkilidir. Ayni za- 
manda giiclii kimyasal etkisi nedeni ile bir beyazlaticidir da. Siyah, kah- 
ve ve kumral renklerden sorumlu olan melanin pigmentlerini ve diger 
pigmentleri okside edip yok etmektedir. Koyu renk saclarm acik renge 
donu§turulmesinde bu madde kullamlmaktadir. 18 

Atomlarm biraraya gelerek cegitli ozelliklere sahip molekiiller 
meydana getirmeleri ba§liba§ina cok iistiin bir sanattir. Ancak tek bir 
atomun, var olan bir molekiiliin niteliklerini tamamen degi§tirmesi, onu 
faydali iken zararh hale getirmesi, onu ya§am icin bir gereksinim iken 
zehirli bir maddeye donu§turmesi onemli ve mucizevi bir tasanm hari- 
kasidir. Bunun anlami §udur; Allah diledigi takdirde, gozle goriilmeyen 
tek bir atomu vesile ederek yepyeni sistemler, yepyeni ozellikler meyda- 
na getirmektedir. Su ve hidrojen peroksit arasinda kiiciik bir fark olma- 
sina ragmen, oldukca biiyiik bir kimyasal farkin meydana gelmesi, hic- 



Suyu olusturan atomlar, belirii 
sicaklik ve enerji seviyelerinde 
bir baska oksijen atomuyla birle- 
sirler. Molekul H 2 2 formuliinde- 
dir ve gbriinurde bu kiiciik bir 
degisikliktir. Ama aslinda yeni 
ekienen bu atom, bize hayat ve- 
ren, rahathkla icmek i?in kullana- 
bildigimiz suyu zehirli ve yikici 
etkilere sahip olan hidrojen pe- 
roksite ddnusturmiistiir. 




J/. 



HARUN YAHYA 

bir §ekilde taklidi yapilamayacak, bir benzeri olugturulamayacak ozel 
bir yaratih§in hakim oldugunu gostermektedir. Bu kusursuz tasanmin 
ac,iklamasi, hicbir §ekilde tesadiifler olamaz. Clunku tek bir atom bile 
dengeleri degi§tirmekte, molekiildeki kuciiciik bir farkhlik turn nitelik- 
leri degi§tirmektedir. Boyle ince bir ayrim ancak ustiin bir iradenin 
kontroliinde olabilir ki bu irade alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir. 



Ya§amin Temel Maddelerinden Karbon 

CTevremize §6yle bir baktigmizda her§eyin diinya iizerinde ya§a- 
min olu§masi icin ozel olarak tasarlanmis. oldugunu fark ederiz. Mole- 
kiil seviyesine indigimizde ise bu ozel tasanm kendisini daha acik ve 
benzersiz §ekilde gosterir. Molekiil seviyesinde, yani gozle goriilmeyen 
atomlann biraraya geldikleri diinyada, her§ey kusursuzdur. Bu kusur- 
suz sistemdeki ozel tasanma verilebilecek orneklerden biri karbon ele- 
mentidir. Karbon, bircok yonti ile diger elementlerden farkli ozellikler 
gosterir. Bu "farkhlik" onu, ya§am icin vazgecilmez hale getirmi§tir. Kar- 
bon, periyodik tablodaki altinci elementtir. Ozelligi ise yeryiiziindeki 
bircok §eyin arabamizin lastiklerinden bilgisayanmiza, kullandigimiz 
dogal gazdan seliiloza, yedigimiz etten hucrelerimizin icindeki DNA'ya 
kadar her§eyin temelini tegkil eden bir element olmasidir. 

§u an icin yeryuzunde ce§itli §ekillerde biraraya gelmis. yakla§ik 2 
milyon farkli yapida bile§ik bulundugu hesaplanmaktadir. Bu bile§ikler 
sadece iki atomun biraraya gelmesi ile olugabildigi gibi, milyonlarca ato- 
mun biraraya gelmesi ile de olugabilir. Ancak ilginc olan, elementlerin her 
birinin "kendine has" bile§ik meydana getirme ozelliklerinin olmasidir. 
Kimi elementler, bir ba§ka elementle hicbir §ekilde birle§mezler. Kimileri 
de sadece bir veya iki bile§ik meydana getirirler. Ancak karbon elementi 
butiin bunlardan farkhdir. Tek ba§ina 1.700.000 farkli tipte bile§ik meyda- 
na getirebilmektedir. Yeryiiziindeki farkli bilegiklerin toplam sayisimn iki 
milyon oldugunu dikkate aldigimizda karbon di§indaki diger elementle- 
rin toplam 300.000 bile§ik tipi meydana getirdiklerini goriiriiz. Bu duru- 
mu renk paletindeki renklerle kar§ila§tirabiliriz. Beyaz renge bir ba§ka 
renk kangtirdiginizda mutlaka yeni bir renk elde edersiniz. Ucuncu bir 




brrtui mflfrUiFxni.il fJu 






KAHHON AtOMti 



WriH'nf fir S-Iipji 

.L./iir ■,„' „-i.n .,j,i4 ; 

pirL^iht p*^n tfwtfli 
ktifbtw rUmmtiiSir, 






* 



t .r'P."!lfi |i<*l( (■kfilJIUF. 

Jatejft nriJd rrtr cv 
luiiirf ii-ffi/sf lifiJr£i 

znnraa Em nrinilr 










HARUN YAHYA 



renk kan§tirdiginizda bu renk ce§itliligi daha da artar. Diger renkler ise 
ancak bazi renklerle kan§tiklannda yeni renkler verirler. Siyah ise, hangi 
renkle kangirsa kan§sin o rengi yutar ve istisna durumlar di§inda yeni bir 
renk elde edemezsiniz. Karbonun durumu da bu renk paletindeki beyaz 
renk gibidir. Dogadaki hemen her§eyle bile§ik kurabilir ve bu birliktelik- 
ten ya§am icin son derece biiyiik oneme sahip bir yenilik meydana getire- 
bilir. Bunun anlami §udur: Karbon biiyiik bir tasanm harikasidir. 

Hayati onemi olan bu elementin miktarca az olmasi ise oldukca il- 
ginctir. Karbon, tiim canlilann bile§iminin agirhkga sadece %9-10'unu 
ve diinyamn bile§iminin ise yalmzca %0,017'sini icerir. 1 " Az miktarda 
bulunmasina ragmen karbon, kendi bedenimiz de dahil olmak iizere 
hayatimizin her parcasinda vardir ve onun yerini alabilecek bir ba§ka 
element de yoktur. 

Karbonun diger elementlerle kolaylikla birle§ebilme ozelligi, kur- 
dugu baglardan kaynaklanmaktadir. Karbon, molekiiler ozellikleri ne- 
deni ile aym cinsten atomlan birbirine ekleyebilmekte, farkli cins atom- 
lari da birle§tirebilmektedir. Diger atomlar genellikle bu ozelliklere sa- 
hip degildirler. Onlar belirli atomlarla baglar kurabilir, digerlerini ayirt 
ederler. Karbon, diger karbon atomlan ile de cok giiclii kovalent baglar 
kurar. Bu baglar, giiclii ve saglam baglar oldugundan cok biiyiik ve 
uzun molekullerin olu§masina olanak saglar. Viicuttaki karbonhidrat, 
protein ve niikleik asitler de bu tiir karbon baglan ile meydana gelmi§ 
olan biiyiik molekiillerdir. 

Bilim adamlan yillar boyunca karbonun yerini alabilecek bir ele- 
mentin var olup olmadigini ara§tirdilar. Karbonun ozelliklerine en ya- 
kin element silisyumdu. Bu nedenle silisyumun bir §ekilde karbonun 
kurdugu bile§ikleri kurmasi gerektigini dii§iindiiler. Ancak tiim gabala- 
n sonugsuz kaldi. (^iinkii silisyum, karbon gibi ge§itli elementlerle bu 
kadar cok bilegik olugturacak bir ozellik gostermiyordu. Bunun en 
onemli nedeni, karbonun kendi atomlan ile kurdugu giiclii baglardi. Iki 
karbon arasinda meydana gelen baglanti cok giigliiydii ve bu nedenle 
cok daha uzun ve sabit baglantilara olanak vermekteydi. Silisyum ise 
karbona cok yakin bir element olmasina ragmen, kendi atomlan ile bir- 




le§me sirasinda guclii bir bag kuramiyordu. Kurdugu zayif bag da uzun 
zincirlerin olu§masi icm uygun degildi. Kisacasi, dogada karbon atomu- 
nun yerine gecebilecek bir ba§ka element daha olmamasi, karbonun 
onemini bir kez daha ortaya koydu. 

Bilim adamlan bu tip ara§tirmalara halen devam etmektedirler. 
Karbonun bir benzerinin bulunmasi, karbon elementinin bulunmadigi 
diger gezegenlerde, ozellikle Mars'ta yagamin bir zamanlar var olup ol- 
madigi sorusuna kar§isinda bilim adamlanna bir i§ik yakacaktir. Ancak 
turn spekiilasyonlara ragmen, karbon temelli ya§am diginda bir ya§a- 
min var olmasimn bircok acidan imkansiz oldugu acikca gorulmu§tur. 
Karbonun boyle ozel bile§ikler olu§turabilmesi icin birtakim §artlar ge- 
reklidir. Yeryiiziinde karbon bazh bir ya§amin siirebilmesinin i§te en 
onemli nedeni budur. Diinya, karbonun olu§masi ve bile§ikler meydana 
getirmesi icin gerekli olan §artlara sahip bilinen tek gezegendir. 

Ornegin karbonun bile§ikler olu§turabilmesi icin gerekli olan si- 
caklik araligi -2° ile 120°C'dir. Karbon bile§ikleri -20°C'de donmaya, 
120°C'de parcalanmaya ba§larlar. Biz bu parcalanma ve bozulmaya diin- 
ya §artlarmda da §ahit oluruz. Ornegin bir orman yangimnda, agrri isi 



\1 & 



HARUN YAHYA 






L 



agac govdelerinin yapisim tamamen degi§tirir. Karbon bile§ikleri degi- 
§ime ugrar ve agacin yapisi bu degi§iklikten dolayi tamamen farkhlagir. 
Karbon artik orijinal yapisim kaybetmigtir. Bunun nedeni a§in sicakhk- 
tan dolayi karbon bilegiklerinin parcalara ayrilmasidir. Komiirlegen 
agac, artik farkli bir molekiil ozelligi gostermektedir. 

Goriildugii gibi bir miktar sicaklik degigiminde bile karbon bozul- 
maya ugrar ve dolayisiyla bu degi§im turn diinyaya hakim olursa canli- 
lik ortadan kalkar. Bu, diinyada ozel bir tasanmin var oldugunun en 
onemli delillerinden bir tanesidir. Karbonun canli bile§ikler meydana ge- 
tirmesine olanak veren sicaklik araligi ise yalmzca diinyada mevcuttur. 
Ve bu son derece hassas bir sicaklik araligidir. Bir kiyas yapmak gerekir- 
se, Giine§ Sistemi'nde Diinya'dan bir onceki gezegen Veniis'te sicaklik 
yakla§ik 450°C, Diinya'dan bir sonraki gezegen Mars'ta ise -53°C'dir. Bu 
kavurucu sicaklik ve dondurucu soguklukta karbon elementinin canli bi- 
le§ikler meydana getirmesi imkansizdir. Uzayda milyarlarca derece si- 
cakliktaki yildizlann, aym zamanda da mutlak sifir kabul edilen - 
273.15°C'lik uzay bogluklannin oldugu da unutulmamalidir. 

Bu muazzam isi farki icinde sadece diinyamn karbon bazh ya§ama 
elveri§li bir sicaklik araliginda olmasi gercekten de cok biiyiik bir nimet 
ve ozel bir yaratihgtir. Onemli olan, bu mukemmellikleri ve Allah'in e§- 
siz sanatim gorerek insanin Allah'a muhtac oldugunu kavramasi ve 
O'nun buyukliigiinii takdir etmesidir. Bu gercegi Allah Kuran'da §6yle 
bildirmektedir: 

§imdi ekmekte oldugunuz (tohum)u gordiiniiz mii? Onu sizler mi 
bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eger dilemi§ olsaydik, ger- 
cekten onu bir ot kirintisi kilardik; boylelikle §a§ar-kahrdiniz. (§6y- 
le de sizlanirdiniz:) "Dogrusu biz, agir bir borg altina girip-zorlan- 
dik." "Hayir, biz busbiitun yoksun birakildik." §imdi siz, iqmekte 
oldugunuz suyu gordiiniiz mii? Onu sizler mi buluttan indiriyorsu- 
nuz, yoksa indiren Biz miyiz? Eger dilemis olsaydik onu tuzlu kilar- 
dik; siikretmeniz gerekmez mi? §imdi yakmakta oldugunuz atesi 
gordiiniiz mii? Onun agacini sizler mi insa ettiniz (yarattiniz), yok- 
sa onu insa eden Biz miyiz? (Vakia Suresi, 63-72) 



k\. gdi(eri da\tanak o Unburn 
nfarx $drme£t€siniz. S&nra ana 




egifirdi, 



Ms<& 






■( 



■ 69 ■ 



HARUN YAHYA 



J/. 



Hiicreyi In$a Eden Molekiiller 

Bedeniniz, tiimuyle molekiillerden olugmus. bir varliktir. Gozleri- 
niz, elleriniz, beyniniz, kaslanniz, sizi "siz" yapan fiziksel ozellikleri be- 
lirleyen genleriniz, hiicreleriniz ve hiicrelerinize yagam saglayan prote- 
inleriniz birer molekiil yiginidirlar. Benzer molekiiler yiginlar dogada; 
ornegin toprakta, taglarda, kayalarda, metallerde de vardir, ama bunlar 
sizin gibi canli degildirler. Sizin bedeniniz de atomlardan ibarettir, iize- 
rine bastiginiz toprak da. Peki sizi topraktan farkli kilan §ey nedir? 

Bir materyalist bu soruya "insani olugturan atomlar daha iyi orga- 
nize olmu§lardir, tek fark bu" diye cevap verecektir. Bu organizasyonun 
ise, "evrim" adini verdigi bir siirec sonucunda, doganin kendisi tarafin- 
dan yapildigini ileri siirecektir. 

Oysa bu iddia, bu konudaki turn gozlem, deney ve deneyimlere, 
dahasi mantiga aykindir. (Jiinkii: 

1) Cansiz maddeleri olu§turan atomlarla, sizin bedeninizi veya 
canhlann bedenlerini olusturan atomlar arasinda nitelik (vasif) a^i- 
sindan bir fark yoktur. Dolayisiyla bunlann herhangi bir §ekilde orga- 
nize edilmeleri, onlara yeni bir nitelik kazandirmaz. Bunu bir ornekle 
aciklayahm: Atomlan olugturan 
proton, notron, elektron gibi par- 
calan birer ta§ parcasi olarak dii§ii- 
niin. Bu ta§ parcalanni farkli §ekil- 



Bedeniniz de, iizerine bastiginiz toprak 
da atomlardan olusmaktadir. Ancak 
bunun anlami, cansiz maddeleri 
olusturan atomlann organize olarak ve 
evrimleserek "canlanmalan" degildir 
kuskusuz. Dolayisiyla canhlann kokeni, 
bu atomlann biraraya gelmelerinden 
ibaret degildir. Canhlann kokeninde, 90k 
iistiin bir miidahale, tasarim ve giic 
vardir. iste bu Yiice Allah'm yaratmasidir. 




P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

lerde; yanyana, iist iiste, alt alta, caprazlama vs. dizmeniz, bunlan bir- 
birlerine tutturmaniz veya ayirmaniz, kisacasi yapabileceginiz herhangi 
bir "organizasyon", bu ta§larin toplamina yeni bir vasif kazandirmaz. 
Ornegin ideal bir dizilim sagladigimzda ta§lar konu§maya, gormeye, 
garki soylemeye ba§lamazlar. Ayni §ekilde atomlann ve atomlan olu§tu- 
ran parcaciklann da farkli §ekillerde organize edilmeleri, onlara daha 
onceden sahip olduklan bir nitelik kazandiramaz. Onlan, "canli" hale 
getiremez. Dugiinen, konugan, hareket eden insanlara ceviremez. 

Materyalistler bunun aksini iddia ettiklerine gore, iddialanna de- 
neysel bir kanit getirmelidirler. Yani cansiz maddeyi alip, organize edip, 
ondan canli bir varlik cikarmahdirlar ki, bunun gecmigte -yani diinya- 
daki ilk yagamin baglangicinda- yagandigi yoniindeki iddialannin bir 
temeli olabilsin. Oysa, aksine, insanoglu bugiine kadar boyle bir §eyi ba- 
§aramami§tir ve bunun o kadar imkansiz oldugu ortadadir ki, bilim 
adamlan soz konusu cabadan (yani cansiz maddelerden canhlik uretme 
ugra§isindan) vazgecmiglerdir. 

Kisacasi hayatin, atomlann "organize" olmalanyla ortaya cikabile- 
cegi iddiasi hem mantiga hem de bilimsel gerceklere aykindir. Turn goz- 
lem ve deneyler, Allah'in Kuran'da yer alan "Sizin, Allah'in disinda 
tapmakta olduklanniz -hepsi bunun i^in biraraya gelseler dahi- ger- 
(jekten bir sinek bile yaratamazlar." (Hac Suresi, 73) hiikmunun bir 
gostergesi durumundadir. 

2) Kaldi ki, dogada atomlan organize edecek bir gii^, bir mekaniz- 
ma da yoktur. Materyalistlerin, adina "evrim" dedikleri siirec, hicbir za- 
man gozlemlenmemi§, varligrna dair en ufak bir kanit bulunmami§, haya- 
li bir efsaneden ibarettir. Yeryiiziindeki herhangi bir kimyasal i§lemin, 
niikleer reaksiyonun veya fiziksel olayin atomlan organize ederek, onlan, 
canlilarda var olan kompleks sistemleri olu§turmaya dogru ilerlettigi go- 
rulmemi§rir. Darwinistler'in "6z orgiitlenme" §eklindeki yamltici ba§likla 
sunduklan bazi kimyasal olaylar (kristalle§me, agik sistemlerde entropi 
dii§u§u vs.) gercekte sadece basit "duzenlenme" ornekleridir ve bunlann 
canhlik icm gerekli kompleks sistemlerin kokenini a^iklayamayacagi gok 
agik bir gercektir. (Bkz. Harun Yahya, Hayatin Gergek Kokeni, 2003) 






HARUN YAHYA 



Bu gerceklerin bize gosterdigi sonuc ise cok onemlidir: Evrendeki 
cansiz maddeleri olusturan atomlann, ne "evrimleserek" ne de insan 
eliyle, "canlanmalan" mumkiin degildir. Dolayisiyla canhlarin kokeni, 
bu atomlann biraraya gelmelerinden ibaret olamaz. Canhlarin kokenin- 
de, cok iistiin bir miidahale, tasarim ve giic vardir. 

iste bu, Yiice Allah'in yaratmasidir. Nitekim Allah Kuran'da, Ken- 
disi'nin "diriyi oliiden cikardigina", yani cansizlara can verdigine dikkat 
cekmektedir: 

... O, diriyi oliiden gikarir, oliiyii de diriden qikarir. I§te Allah budur. 

Oyleyse nasil oluyor da gevriliyorsunuz? (Enam Suresi, 95) 

Cansiz varhklara can verilmesi, "dogaiistii" bir olaydir, yani bir 
mucizedir ve sadece Allah'a mahsustur. Yine sadece Allah'a mahsus 
olan bir baska mucize ise, canhlar iginden birine, digerlerinden farkh, 
yiiksek bir bilince sahip ozel bir ruh verilmesidir. Bu ruhu Allah insana 
lutfetmistir. Secde Suresi'nin 9. ayetinde buyuruldugu iizere, Allah insa- 
ni once bedenen yaratmis sonra da ona Kendi ruhundan uflemistir. 

Dolayisiyla insani insan yapan iki ayn unsur vardir: Atomlardan 
olusan bedeni ve Allah'in kendisine iiflemis oldugu ruhu. Insani sadece 
atomlardan olusan bir madde yigini zanneden materyalistler, korii ko- 
riine inandiklan bu batil inane nedeniyle buyiik bir cikmaz igindedirler. 

MOLEKOL BiLCi SAKLAYABiLiR Mi? 

Molekiillerin, materyalistlerin iddia ettigi gibi kendi kendilerine 
canlanabilmesi icin, kusursuz bir tasarim ile biraraya gelmeleri, bir isbo- 
lumii icinde olmalan, iclerinde "bilgi" saklamalan, asla hata yapmama- 
lan, sindirim, solunum, gorme, kalp atisi gibi iistlenecekleri gorevleri 
eksiksiz ve kusursuz olarak bilmeleri, daha da onemlisi beynin bir par- 
gasi olup "dusiinmeleri" gerekmektedir. (Jiinkii ortada oylesine muaz- 
zam bir yaratihs vardir ki, tek bir molekiil, gelmis gecmis tiim insanla- 
nn toplamindan daha biiyiik akil gostermekte, insanin idrakini asacak 
iistiin bir bilgiye sahip olmaktadir. 

Siz, sizden akilh bu molekiillerden bir tanesini hiicrelerinizin her 
birinde tasiyorsunuz. Bu molekiil DNA'dir. 




DNA molekulii heliks §eklinde kivnlmis. iki sarmaldan olu§an mer- 
diven biciminde bir molekuldiir. Merdivenin kollanni geker ve fosfat 
molekiilleri meydana getirir. §eker ve fosfat gruplan birbirlerine ester 
baglan adi verilen ozel bir bag ile baglanmiglardir. Bu bag oldukca kuv- 
vetlidir. Iki kolun arasindaki merdiven basamaklannda geligigiizel bir 
siralama yoktur. Basamaklar ozel bir kenetlenme sistemi ile biraraya 
gelmisjerdir. Basamaklann dort ayri elemani vardir. Adenin, Guanin, Si- 
tozin, Timin. Bu dort niikleotidden Adenin ve Guanin biiyiik boylu, Si- 
tozin ve Timin de kiiciik boylu molekiillerdir. Basamaklan diizenli olu§- 
turabilmek icin daima Guanin Sitozin'in, Adenin de Timin'in kargisina 
gelir. Boylelikle DNA molekulii icinde kiiciik bazlara kar§i biiyiik bazla- 
nn gelmesi ile mesafenin her noktada sabit kalmasi saglanmis. ve bunun 
sonucunda da diizgiin bir zincir meydana gelmigtir. 

Kargi kargiya gelen bu dort niikleotid arasinda meydana gelen 
kimyasal bag, hidrojen bagidir. DNA molekiiliinun, hidrojen baglan ile 
biraraya gelmi§ bir molekiil olmasi aslinda cok onemli bir anlam tas> 
maktadir. Hatirlanacak olursa hidrojen baglannin ozelligi "esnek" olma- 
landir. Bu bag, niikleotidleri birarada tutan ester baglan kadar kuvvetli 




3tefc>- ? 



M 



VI fcf 



HARUN YAHYA 



olmadigindan pH degi§ikligi, sicakhk ve basing gibi faktorlerde kolay- 
hkla birbirlerinden ayrilabilirler. Baglardaki bu esnekligin onemi §udur: 
DNA'nin kopyalanmasi ve gen bilgilerinin diger hiicrelere aktanlmasi 
ancak bu baglann esneme ozelligi ile mumkiin olmaktadir. 

§imdi DNA'nin kopyalanmasi i§lemini kisaca hatirlayalim. Bilindi- 
gi gibi viicutta hiicre bolunmesi sirasinda yeni olu§an hiicrenin de bir 
bilgi bankasina sahip olabilmesi icin DNA'nin kendisini kopyalamasi 
gerekmektedir. Bunun icm DNA, hiicrenin boliinme i§leminden hemen 
once kendi kopyasini cikanr. DNA, kendi kendini esdeyebilmek icin on- 
ce ortadan fermuar gibi iki parcaya aynlir. Her iki parcamn da eksik 
olan boliimleri ortamda hazir bulunan malzemelerle tamamlanir ve iki 
yeni DNA molekiilii elde edilmis. olur. I§te bu islem sirasinda DNA'nin 
fermuar gibi ikiye ayrilmasi, hidrojen baglarimn esnekligi sayesinde 
mumkiin olmaktadir. Eger bu DNA zinciri farkli bir bag ile baglanmis. 
olsaydi, zinciri birarada tutan aradaki kopriiler a§iri derecede sert ve 
biikulmez olacak ve DNA'nin ikiye ayrilmasi soz konusu olmayacakh. 
Boyle bir aynlma ya hie gerceklegmeyecek ya da sarmahn iki pargasi 
birbirinden aynlmaya egilim gosterdiginde aradaki tiim baglar kopacak 
ve molekiil parcalanacakti. DNA'nin kopyalanamadigi bir diinyada ise 
kugkusuz canhlarin varhgindan soz etmek miimkiin olmayacakti. 

DNA'yi olugturan bu hidrojen baglan ve diger baglar, sarmahn son 
derece diizgiin olmasim saglar. DNA molekiilii, i§te bu nedenle, zincirin 
dizilig sirasina bagh olmaksizin gok diizenli bir bicimde doniimler ya- 
pan bir molekiildiir. DNA'yi olugturan niikleotidler birbirlerine fosfat 
baglanyla baglanarak §eker ve fosfat kisimlannin birbirlerini izledigi se- 
rilerden olugan bir omurga meydana getirirler. Kovalent ester baglan 
olarak adlandinlan bu baglar son derece kuvvetli baglardir. Bu baglann 
varhgi DNA molekiiliiniin tek zincirli bir yapi halinde iken bile daya- 
nikh ve sabit olmasim saglar. Ortadaki hidrojen baglan kolayhkla birbir- 
lerinden aynhrken, kovalent bag ile baglanmis. olan yanlardaki zincir- 
lerde herhangi bir kopma veya esneme meydana gelmez. 

(Jogu zaman oliimciil sonuclara yol a^an ya da metabolizmayi ta- 
mamen tahrip eden mutasyonlar, niikleotidler arasindaki bu ester bag- 







Nitrojen bazlari 
DNA kollarim bir- 
lestiren hidrojen 
baglan meydana 
getirirler. T giftleri 
A ciftleri Me iki bag, 
G ciftleri C ciftleri 
ile 3 bag kurarlar. 



"* - ' 



'// 






®mt. 



Hidrojen baglan nedeniyle DNA 

sarmali son derece diizgundui 

\ie DNA 90k diizenli dbniimlei 

yapabilen bir molekuldiir. 

J Omurgayi meydana getiren ko 
valent ester baglan ise molekii- 

t le saglam bir yapi verir ve kop- 
na ya da esnemenin olusmasi- 
11 engeller. Bu iki farkli bag sa- 

I yesinde DNA, islevini yerine ge- 
tirecek kadar hareketli ve 




J/. 



HARUN YAHYA 



lannin kopmasi ile meydana gelir. 20 Ancak molekiil icindeki bu baglan- 
ti oylesine gugliidiir ki, boyle bir aksama oldukca nadir olarak olusur. 
Herhangi bir aksaklik gikmasi ihtimaline karsi DNA'nin icinde gorevli 
olan enzim molekiilleri hemen harekete gecer ve bu aksamayi giderirler. 
Boylesine kompleks bir sistemin icinde koruyucu bir baska sistemin ve 
onlemin var olmasi hayranlik uyandiran ayn bir gercektir. 

Bir insanin DNA molekuliinde tarn bir milyon ansiklopedi sayfasi- 
m dolduracak miktarda bilgi bulunur. Bu bilgi sizinle ilgili herseydir. 
Saclannizin renginden, hangi kan grubuna sahip oldugunuza, boyunu- 
zun uzunlugundan kemiklerinizin yapisina, viicudunuzda son derece 
seri bir sekilde gorev yapan enzimlerin faaliyetlerine kadar hersey bu 
kusursuz molekiilun igine sigdinlmistir. Peki "bilgi" dedigimiz sey "ne- 
yin" icine sigdinlir? 

DNA'daki bilgi, aynen bir kitapta oldugu gibi, "harflerle" kaydedil- 
mistir. Tiirkce bir kitap 29 ayn harfin, bilgi verecek bir sira ile yanyana 



m* 



liinde tarn 
bir milyon an- 
siklopedi sayfasini 
dolduracak miktarda 
bilgi bulunur. Bu bilgi 
sizinle ilgili herseydir. 
Saclannizin renginden 
kan grubunuza, boyu- 
nuzun uzunlugundan 
kemiklerinizin yapisina 
kadar hersey bu bilgi 
bankasmin icine yer- 
lestirilmistir. Bilgi ban- 
kasi dedigimiz sey ise 
ashnda sadece gozle 
goriilmeyen bir 
molekCildiir. 




i 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

dizilmesiyle olu§ur. DNA'daki harfler ise, bu dev molekiilii olu§turan 
dort niikleotidtir; Adenin, Timin, Guanin ve Sitozin. Bilim adamlan bu 
molekiilleri kisaca A, T, G ve C olarak tanimlarlar. Bu dort molekiilun 
yiizlercesi birarada ele ahndiginda, uzun, anlamli cumleler ortaya cikar. 
Bu cumleler, viicuttaki i§lemlerin nasil yapilacagini tarif eden, bunlara 
dair kodlar iceren "genler"dir. 

DNA'daki bilginin kaynagi ise materyalistler icin asla a§ilamaz bir 
cikmazdir. Bu molekiilde kodlanmis. bilginin kokeninin herhangi bir do- 
gal mekanizma ile agiklanmasi mumkiin degildir. Turn gozlem, deney ve 
deyimlerimiz, bilginin, ancak bilincli bir varliktan geldigini gostermekte- 
dir. DNA'daki bilgi ise, turn canliligi yaratan Yiice Allah'in eseridir. Ayet- 
te Rabbimiz'in yaratma sanati ve sonsuz kudreti §u §ekilde aciklanir: 

I§te Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan ba§ka ilah yoktur. Her§eyin 
Yaraticisidir, oyleyse O'na kulluk edin. O, her§eyin iistiinde bir ve- 
kildir. Gozler O'nu idrak edemez; O ise biitiin gozleri idrak eder. O, 
latif olandir, haberdar olandir. (Enam Suresi, 102-103) 

HAYAT VEREN DiGER MOLEKGLLER 

Bedenimiz, DNA gibi daha pek cok iistiin ozelliklere sahip mole- 
kiillerden olu§maktadir. Viicudumuzda bulunan hemen hemen biitiin 
molekiiller, karbon ve hidrojenden meydana gelen ve "hidrokarbon" 
olarak isimlendirilen bir ailenin uyesidirler. Hidrokarbonlarda molekii- 
liin ana omurgasi, karbon iskeletinden meydana gelmigtir ve karbonlar 
birbirlerine kovalent bag ile sikica baglanmisJardir. Dolayisiyla soz ko- 
nusu karbon iskeleti son derece dayamklidir. 

Insan viicudunda en fazla miktarda bulunan molekul, %55-60'hk 
orani ile sudur. Bu miktan, %30-35 ile organik (karbon iceren) molekiil- 
ler, %5 ile inorganik molekiiller izler. Organik molekullerin ba§licalarim 
lipidler yani yaglar ve proteinler olugtururlar. Yag ile su molekiilleri ise 
birbirine ters orantilidir. Birinin artmasi durumunda digeri azalir. 21 Her 
molekiilun viicut iginde yerine getirmesi gereken cok onemli gorevleri 
vardir ve her biri ustlendigi gorevi tarn olarak yapar. Ciinkii yaratilma 
amaclan, insanin ya§amina vesile olmaktadir. 



k>. -' 



J/. 



HARUN YAHYA 



Su, TGM BEDENiMiZJN Yarisini Kaplar 



Diinya icin qok biiyiik bir oneme sahip olan su molekulii onemini 
insan bedeninde de gosterir. Viicudun %55-60'ini su olu§turur ve viicut 
icmde ge§itli doku ve organlar arasinda amaca uygun gekilde yayilmis. 
durumdadir. Ornegin, di§ ve kemikler gibi sert dokularda az miktarda 
su bulunurken, kas, bobrek, karaciger, kan ve gozun bir parcasi olan 
korneada oldukca yiiksek oranda bulunmaktadir. Oyle ki, korneamn 
%98'ini, kanin %79'unu, kaslarm %77'sini su olu§turur. Aslinda genel bir 
deyimle, organizmada su bulunmayan bir doku veya organ yoktur. Do- 
layisiyla viicutta su bulunmadigi takdirde herhangi bir organin ya§ama 
§ansi da yoktur. 

Su, metabolizmada bagli ve serbest §ekilde bulunur. Suyun "bagli" 
olmasi akma yetenegini kaybetmi§ ve hareketsiz kalmis. olmasi anlami- 
na gelmektedir. Serbest halde bulunan suyu ise, genellikle hiicre ici sivi- 
si ve damar ici ve hiicreler arasi bo§luklan dolduran hiicre di§i sivilan 
olu§turur. Protein, karbonhidrat ve niikleik asitler gibi biiyiik molekiil- 
ler suyu kendi iglerinde erimi§ olarak bulundururlar. Bunun di§inda 
bagli su, lifler ve zarlarm arasinda da bulunmaktadir. Buna, molekiiller 
arasi su adi verilir. 

Suyun molekiiler ozelliklerine daha once deginmi§tik. Su, "ozel" 
bir molekiil olmasi, iic farkli halde bulunmasi, ozel olarak belirlenmis. 
kaynama ve donma noktalan ve hidrojen baglari ile baglanmi§ olmasi 
nedeni ile ce§itli ayricahklara sahiptir. Vucuttaki her organelde buluna- 
bilir, besinlerin taginmasindan cegitli yapilarm olugumuna kadar pek 
cok yerde gorev ahr, viicuda kolayca girebilir ve viicuttan kolayca atila- 
bilir. Hiicre icinde, enzimlerle ilgili tepkimelerin ve kimyasal enerji 
transferlerinin gercekle§tigi ortami olugturur. Hiicre, yapisi ve i§levleri 
acisindan suyun fiziksel ve kimyasal ozelliklerine tarn olarak uyum gos- 
termektedir. Kisacasi canh bedeni, suyun ce§itli bi^imlerde bulunabil- 
mesi icin son derece uygun bir ortamdir. 

Suyun insan bedenine uyum saglayarak son derece onemli igler ba- 
§armasinm en onemli sebeplerinden biri, "iyonla§masidir". Iyonla§ma, 
molekiilii olu§turan bir atomdan bir elektronun cikmasi veya o atoma 



ADNAN OKTAR 




Su, "ozel" bir molekiil olmasi nedeniyle, vucuttaki her organelde buiunabilir, besinlerin 
tasinmasmdan cesitli yapilann olusumuna kadar pek 90k yerde gorev alir. Hiicre, yapi- 
si ve i§levleri acisindan suyun fiziksel ve kimyasal ozelliklerine tam olarak uyum goster- 
mektedir. Su, bu nedenle hucrenin icine kolayhkla girebilir ve aym sekilde rahathkla 
disari atilabilir. 



elektron eklenmesi ile olur. Su molekiilleri de insan bedenine girdiklerin- 
de iyonla§irlar. Viicuda giren su, bir hidrojen iyonuna (H+) ve bir hidrok- 
sit iyonuna (OH) ayrilir. Bu aynlma son derece onemlidir, ciinkii hiicre- 
ler icin H ve OH oranlan belirlenmi§tir ve kanin icindeki bu oranlann sii- 
rekli olarak sabit durmasi gerekmektedir. Soz konusu bu oran bize tani- 
diktir; pH degeri olarak ifade edilir. 

Bedenin sahip oldugu pH degeri son derece onemlidir. Dogada 
O'dan 14'e kadar farklila§abilen bu deger, vucut igin 7.4 civannda kalma- 
lidir. Eger bu deger 6.8'e du§er veya 8.0'e gikarsa sonuc oliim olur. 22 

Bobrek yetmezligi bir insanin normal kan pH'ini elde edememesi- 
nin en onemli nedenidir. Asil §a§irtici ve mucizevi olan, viicuda giren 
her "on milyon" su molekuliinden sadece "bir tanesinin" iyonla§masi- 



J/. 



HARUN YAHYA 

dir. 23 Eger guniin birinde, bir sebeple, bu tek su molekiilu de iyonla§- 
mazsa bunun sonucu er gee oliim olacaktir. Ne kadar ugragilirsa ugra- 
§ilsin hicbir giig, insandaki bu miikemmel mekanik sistemin bir benze- 
rini daha meydana getiremez. Iyonla§an tek bir su molekiilu, insanin 
metabolizmasi icin belirlenmis. en miikemmel orandir. Bu hassas yarati- 
li§, Allah'in e§siz sanatimn delillerindendir. Allah bir ayetinde §6yle bil- 

(Yer) Uzerindeki hersey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan 
Rabbin'in yiizii (Kendisi) baki kalacaktir. §u halde Rabbiniz'in han- 
gi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Goklerde ve yerde olan ne varsa 
O'ndan ister. O, her gun bir istedir. §u halde Rabbiniz'in hangi ni- 
metlerini yalanlayabilirsiniz? (Rahman Suresi, 26-30) 

EN OnEMLJ In§A MALZEMESk AMiNOASiTLER VE PROTEiNLER 
Proteinleri bir bina gibi du§unursek, amino asitleri de bu binanin 
tuglalan olarak orneklendirebiliriz. Dogada 20 ce§it amino asit vardir ve 
bu amino asitler her protein icin ozel bir dizilimle pe§pe§e baglamrlar. 
Bu baglanma her protein icin ozeldir ve bir proteinde en az 300 tane 
amino asit vardir. Ornegin "Glisin" adi verilen bir amino asit tek bir pro- 
teinin uretilmesi sirasinda 20 veya 30 degigik yerde siralamaya katihr. 
Bu amino asitlerin siralamasi gercek anlamda kusursuzdur ve bir prote- 
in molekulu ancak bu kusursuz siralamaya sahip oldugu siirece i§lev 
gorebilir. Bu siralamadaki en kiiciik hata, ortaya i§e yaramaz bir mole- 
kiil yigini cikaracaktir. Ancak boyle bir durumla genellikle kar§ila§ma- 
yiz. Aminoasitler her zaman miikemmel bir dizilimle biraraya gelir ve 
viicutta mutlaka gorevlerini yerine getirir, yani protein molekulunu 
olu§tururlar. 

Protein molekiiliinde bulunan 20 cegit amino asitin hepsi benzer 
bir yapiya sahiptir. Biitiin amino asitlerde karbona bagh "karboksil" adi 
verilen bir grup, bir de amino grubu bulunmaktadir. Yapi olarak aym 
olan bu amino asitleri birbirlerinden farkh yapan tek §ey, sahip oldukla- 
n yan zincirlerdir. Yan zincirlerin edindikleri farkh atomlar ve farkh 
baglantilar nedeni ile degi§ik yapilara, farkh elektrik yiikiine ve suda 



ADNAN OKTAR 







Proteinleri olusturan 

20 farkh amino asitin 
her biri ortak bir ya- 
piya sahiptir. Onlan 
birbirlerinden ayiran 

tek sey, sahip olduk- 
lari yan zincirleridir. 
Yan zincirlerin edin- 
dikieri farkh atomlar 
ve farkli baglantilar 

nedeniyle degisik ya- 
pilara sahip olurlar. 

Bu durum, soz konu- 
su 20 farkli amino 

asitin degisik dizilim- 
lerle 10"° adet farkli 
protein olusturmala- 
nna olanak vermek- 

tedir. Bu, elbette ben- 
zersiz bir yaratihstir. 



degi§ik oranlarda cozunurliige sahiptir olurlar. 

Aminoasitler, proteinleri meydana getirebilmek icin peptid baglan 
adi verilen ozel bir bag ile birbirlerine baglanirlar. Peptid baglan ile bag- 
lanan amino asitlerin bir duzen icinde bulunmalan, proteinlerin iic bo- 
yutlu yapilarim belirlemektedir. Proteinler, bu iic boyutlu yapilanna go- 
re ce§itli gorevler iistlenir ve hiicrenin kimyasal reaksiyonlarmin ce§itli 
basamaklannda kullanilirlar. Eger enerjiye ihtiyac duyuluyorsa protein- 
ler farkh kimyasal reaksiyonlara girerler. Eger hiicrenin amino asite ih- 
tiyaci varsa, proteinler parcalanarak amino asitlerine aynhrlar. Ayrica 
proteinler hiicre zarinda tugla gorevini de gormektedirler. Kisacasi, hiic- 
re icinde proteinlerin kullamlmadigi yer yok gibidir. 24 

Bir proteinin fonksiyonel ozelliklerini, soz konusu iic boyutlu yapi- 
si belirlemektedir. Gergin bir halde duran veya geligiguzel kivnhp bii- 
kiilen bir protein molekulu biyolojik olarak kullamlmaz durumdadir. 
Proteinin fonksiyon kazanabilmesi icin, atomlarinin uygun bir §ekilde 
diizenlenmesi gerekir. Aym atomlara sahip oldugu halde belli bir diize- 
ne sahip olmamasi durumunda bir proteinin "protein" i§levine sahip ol- 
masi miimkiin degildir. 




Bir proteinin fonksiyon kazanabilmesi icin atomlannin uygun bir sekilde diizenlenmesi gerekir. 
Atomlann biraraya gelerek olusturduklari bu yapi, uc boyutlu bir yapidir. Proteinler ancak uc boyut- 
lu bir yapiya sahip olduklannda, vucutta gorev yapan bir protein vasfi kazamrlar. Eger proteini olus- 
turan atomlar farkli baglams bicimlerine sahip olsalardi, bu durum sadece molekulii ortadan kaldir- 
makla kalmayacak, proteinin yasam verdigi organizmayi da tumiiyle ortadan kaldirabilecekti. Atom- 
lann, iistiin ve hatasiz bir kararla bu mukemmel yapiya ulasmalan, her yarattigi detayda buyiik bir 
sanat sergileyen Allah'in guzelliklerinden ve nimetlerinden biridir. Diinyamn ve evrenin var olmasi, 
canhligin olusup devam edebilmesi icin, en kiiciik atom alti parcaciklanndan proteinlere, hucreden 
evrendeki tiirn sistemiere kadar kusursuzlugun hakim olmasi Rabbimiz olan Allah'in iistiin yaratisi- 
m bir kez daha gostermektedir. 



ADNAN OKTAR 

Proteinin uc boyutlulugu, atomlann bu molekiilu meydana getire- 
bilmek icin tercih ettikleri baglams. biciminden kaynaklanir. Gozle go- 
riilmeyen bu mikro alemde diizgiin bir §eklin meydana gelmesi, dahasi 
bu §eklin proteine son derece onemli ve fonksiyonel ozellikler kazandir- 
masi, biyokimya veya biyoloji kitaplannda genellikle teknik bir tarifle 
gecilir. Oysa binlerce senedir molekiillerin bu kusursuz baglams. bicim- 
lerinden habersiz olan bilim adamlan, heniiz gectigimiz yiizyilda keg- 
fettikleri bu ozellik kargisinda buyiik bir §a§kinhk ya§ami§lar ve bu ku- 
sursuzlugun kaynagini ara§tirmaya baslamisdardir. Bu oyle bir kusur- 
suzluktur ki, tek bir hata sadece molekulii ortadan kaldirmakla kalmaz, 
molekuliin ya§am verdigi organizmayi da tiimuyle ortadan kaldirabilir. 
Bilincsiz atomlann bu mukemmel yapiya ulagmalan, her yarattigi de- 
tayda biiyiik bir sanat sergileyen Rabbimiz'in yaratma sanatimn ornek- 
lerinden biridir. Bu muazzam diinyayi inceleyen her insan, soz konusu 
kusursuz sanati da hayranhkla izlemektedir. Aslinda, tek bir molekiiliin 
sahip oldugu kusursuz yapi ile ortaya cikan gercek cok aciktir. Diinya- 
nin ve evrenin var olmasi, canhligin olu§up devam edebilmesi icin ku- 
sursuzlugun en kiiciik atom alti parcaciklardan proteinlere, hiicreden 
evrendeki turn sistemlere kadar hakim olmasi gerektigi, her yerde insa- 
mn kargisrna cikar. Allah, yarattigi turn varhklarda "en kiiciik zerresine" 
kadar iistiin yarati§im sergileyerek bizlere yiiceligini, buyuklugiinii, gii- 
ciinii ve her tiirlu eksiklikten uzak oldugunu hatirlatir. Allah ayetinde 
§u §ekilde bildirir: 

O, biri digeriyle 'tarn bir uyum' (mutabakat) iginde yedi gok yarat- 
mi§ olandir. Rahman (olan Allah)in yaratmasinda higbir 'geli§ki ve 
uygunsuzluk' (tefaviit) goremezsin. I§te gozii(nu) gevirip-gezdir; 
herhangi bir gatlaklik (bozukluk ve garpiklik) goriiyor musun? Son- 
ra goziinii iki kere daha gevirip-gezdir; o goz (uyumsuzluk bulmak- 
tan) umudunu kesmi§ bir halde bitkin olarak sana donecektir. 
(Miilk Suresi, 3-4) 



m 



1 / 



HARUN YAHYA 



PROTEiN MOLEKGLGNGN OSTON YAPISI 

Proteinler molekiil ozelliklerine gore ikiye aynlirlar. Birinci grup 
"ipliksi" proteinlerdir. Ipliksi proteinler bir eksen dogrultusunda diizen- 
li bir yapi gosterirler. Bu proteinler ozellikle kaslari kemige baglayan 
sert bolumleri olugturan tendon ve kemik dokulannda bulunur. Ipliksi 
protein molekullerinin ozelligi, suda cozunmemeleri ve fiziksel olarak 
son derece dayanikli bir yapida olmalandir. Ikinci grup proteinler ise 
"kuresel" proteinlerdir. Kuresel proteinlerde, ipliksilerin aksine, amino 
asit zinciri diizensiz olarak kivnlmakta ve kuresel bir §ekil almaktadir. 
Bu proteinler suda coziinebilirler ve fiziksel olarak dayanikli degildirler. 
Bunun bir dezavantaj oldugunu dugiinebilirsiniz, oysa bu dayanaksiz 
yapi insan bedeni icin cok biiyiik onem ta§ir. Genellikle hucrenin hare- 
ket eden ve dinamik fonksiyonlu proteinleri kuresel yapidadir. Bugiin 
bilinen 2000 enzimin hemen hepsi, antikorlar, hormonlarm bir kismi ve 
hemoglobin kuresel protein yapisindadir. Bazi proteinler de hem ipliksi 
hem de kuresel ozellik gosterirler. Bunlar yapilan nedeni ile ipliksi pro- 
teinlere benzeseler de sulu tuz cozeltilerinde erimelerinden dolayi kiire- 







hemoglobin molekuli) 




Kuresel proteinlerde, amino asit zinciri diizensiz olarak kivnlmakta ve kuresel bir sekil 
almaktadir. Bugiin bilinen 2000 enzimin hemen hepsi, antikorlar, hormonlarm bir kismi 
ve hemoglobin kiiresel protein yapisindadir. Kiiresel proteinlerin bu yapilan olusturma- 
lannin biiyiik bir onemi vardir. Cunkii kiiresel proteinler suda coziinebilirler ve fiziksel 
olarak dayanikli degillerdir. Saydigimiz bu hareketli yapilar ancak soz konusu ozellikle- 
re sahip protein yapisi ile islev gorebilirler. 



: - 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

sel ozellik gostermektedir. Qzgili kas yapisinda bulunan miyozin ve ka- 
nin pihtila§masim saglayan fibrinojen molekulii bu gruba dahildir. 25 

Sadece protein yapilanndaki farklihklar bile, insan viicudunun ku- 
sursuz tasanminin bir gostergesidir. Insan bedeninde farkli ozelliklere 
sahip iki ayn protein yapisi bulunmaktadir ve bu proteinler tarn da ih- 
tiyac olunan yerlerde en uygun ozellik ve §ekillerde yer almaktadirlar. 
Kemik dokulanni meydana getirecek olan proteinler, saglam yapida 
olanlardan ve suda coziilmeyenlerden secilmektedir. Eger bir yanli§lik 
olur ve kiiresel proteinler kemikleri olugturursa, bu durumda ortaya ci- 
kacak olan manzara aciktir. Bu dokular, %60'i sudan olu§an beden icin- 
de mutlaka eriyecek ve hicbir zaman "kemik" olu§turamayacaklardir. 
Eger bunun tarn tersi olur, yani ipliksi protein hiicre icinde hareketli bir 
protein haline gelmek isterse, dayanikh ve sert yapisi nedeni ile bunu 
asla bagaramayacaktir. Bu durumda, viicudun trafigini yonlendiren ve 
viicut icindeki organizasyonlan saglayan enzimler hicbir zaman olu§a- 
maz. Enzimlerin i§lev gormedigi bir organizmamn ise ya§amasi imkan- 
sizdir. Hayati oneme sahip bu iki protein molekulii arasindaki farki or- 
taya cikaran sebep ise sadece sahip olduklan §ekillerdir. Bu §ekilleri 
olugturan ise atomlarm dizilisj ve birbirlerine baglams. §ekilleridir. 

Aym atomlarm farkh §ekillerde birle§melerinin, birbirinden bu ka- 
dar farkh iki sonuc gikarmasi gercekten biiyiik bir mucize ve bir tasanm 
harikasidir. Konunun uzmani olmadiginiz ve bu konuda yeterli bir egi- 
tim almadiginiz siirece bir televizyonun parcalanni sokiip, bu pargala- 
nn tumiinii farkh §ekillerde birbirlerine baglayip, tarn fonksiyonlu, i§e 
yarar bir teyp elde edemezsiniz. Ancak, viicut icinde bundan gok daha 
kompleks i§lemler gercekle§tirilmektedir. Proteinleri olu§turan aym 
atomlar, son derece fonksiyonlu iken farkh §ekilde baglandiklannda vi- 
ne son derece fonksiyonlu ama farkh ozelliklere sahip bir ba§ka protein 
haline gelirler. Biitiin bunlar olurken viicut icinde hicbir zaman bir hata 
meydana gelmez, her protein hangi gorev icin olugtugunu bilir. (Jiinkii, 
her biri iistiin ve giiclii olan Allah'in kusursuz birer eseridirler. 



J/. 



HARUN YAHYA 



TGM BEDENiN DENETiMi ENZiMLERE AiTTJR 

Bazi proteinler enzim yapisindadir ve hiicre icinde siirekli olarak 
kimyasal reaksiyonlara katilarak viicudun metabolizmasina ait faaliyet- 
leri diizenlerler. Insan hiicresinin icinde 3500'den fazla enzim bulun- 
maktadir. Bunlardan bir veya birkac tanesinin eksik olmasi durumunda 
ise hiicre ici faaliyetler tamamen birbirine kangabilir. Bunun sonucu ise 
hucrenin parcalamp bozulmasi yani canhhgin sona ermesidir. 

Enzimlerin en onemli gorevi DNA molekiiliinun kopyalanmasina 
yardimci olmaktir. Bunun diginda bu akilli molekiiller, nefes almamizi, 
ayakta durabilmemizi, yemek yiyebilmemizi, gormemizi, konu§mami- 
zi, biiyiiyiip geligmemizi saglamak icin hie durmadan viicut icinde ha- 
reket halindedirler. DNA'da kayith olan genetik kodlara gore ribozom 
adi verilen hiicre organelinde iiretilen biiyiik molekiiller, viicut icinde 
gerekli mesajlan gerekli yerlere gonderir, hangi i§lem icin hangi organin 
harekete gecmesi gerektigini bilir, hiicre icindeki fazla maddeleri ayiklar 
ve viicut icinde siirekli olarak bir i§e kogarlar. Bu molekiiller, becerikli 
birer "denetleyicidirler". 

Bir enzim molekiiliinii diger protein molekullerinden ayiran tek 
fark sahip oldugu iic boyutlu §ekildir. Eger enzimler kendi ozelliklerini 
belirleyen bu ozel iic boyutlu §ekle sahip olmasalardi, hiicre ici i§lemler, 
beyinden ce§itli organlara iletilen bilgiler ve hiicre ici denetimler olma- 
yacak ve hiicreleri yagatmak icin gerekli pek cok i§lem yapilamayacak- 
ti. Unutulmamahdir ki, DNA'nin kopyalanmasi sirasinda meydana ge- 
len hatalan diizeltecek tek bir enzimin var olmamasi, ilgili genin i§lev- 
siz kalmasina veya daha da kotiisii hatali uretim yaparak kanser baglat- 
masina neden olabilir. Enzimlerin viicudun farkli yerlerine ula§arak ce- 
gitli isdemler gercekle§tirme yontemleri de molekiiler diinyadaki bir ba§- 
ka mucizedir. Enzimin kendisine ulagip haber ta§idigi, degi§iklige ug- 
rattigi veya harekete gecirdigi molekiilii tammasi gerekmektedir. En- 
zim, kar§isindaki molekiiliin iizerinde bulunan ce§itli §ekil ve yapilar- 
dan bu molekiiliin ne tip bir reaksiyona girebilecegini anlar. Artik yakin- 
dan tamdigi bu molekiilde reaksiyon basdatir ve yapisinda karakteristik 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

degi§iklikler meydana getirir. 26 Onemli olan, bu enzimin birlegecegi mo- 
lekuliin uc boyutlu yapisidir. Molekiilun sahip oldugu bu uc boyutlu 
karmagik geometrik yapi, miikemmel bir §ekilde enzimin molekiiler ya- 
pisina uyum gosterir. Bu adeta kilide uyan anahtar gibidir. Iki molekiil 
birbirlerine kenetlendiklerinde bir kilit sistemi meydana gelir ve boyle- 
likle birbirlerini etkileyebilirler. Bu kilit sistemi sayesinde enzim, mole- 
kiilde meydana gelmesi gereken degi§ikligi yerine getirir. Hiicrede bin- 
lerce farkh reaksiyon olur ve bunlarm gercekle§ebilmesi icin binlerce 
farkli enzim mevcuttur. Hiicrelerimizin her birinde her dakika birkac 
bin enzim reaksiyona girer. Bazen tek bir enzim tek bir saniyede 300 ay- 
n molekiil ile bu birle§me isdemini gercekle§tirir. Biitiin bu reaksiyonla- 
nn gerceklegebilmesi ve enzimlerin faaliyete gecebilmesi icin viicut isi- 
smm ve viicudun pH dengesinin de belli oranlarda olmasi gerekmekte- 



Pek 90k sinir hiicresi yu- 
varlak bir kiille ile son bu- 
lur. Bu yuvarlak bolge, ase- 
tilkolin adi verilen kimya- 
sal molekiillere uygun has- 
sas alicilarla cevrelenmis- 
tir. Sinirlerde bir uyan olus- 
tugunda, asetilkolin bu 
bosluga dogru ilerler ve he- 
men oradaki alicilara bagla- 
narak uyan iletimini gercek- 
lestirir. Bu islemin surekli 
devam etmemesi icin o bolge- 
de bulunan asetilkolin esteraz 
adi verilen bir enzim devreye 
girer ve asetilkolinin etkisi- 
ni ortadan kaldinr. Bu en- 
zim, giinluk yasamimiza 
saghkh olarak devam ede- 
bilmemiz icin sinir sistemi- 
mizde yeralan onemli par- 
calardan bir tanesidir. 




J/. 



HARUN YAHYA 




Enzimler, hiicrelerde kimyasal reaksiyonlan hizlandinrlar. a) Enzimler yiizeylerinde oyuk 
bulunan kiiresel proteinlerdir. Bu oyuk, reaksiyon molekullerinin sigabilecegi buyukluk- 
tedir. b) Reaksiyona girecek molekiil enzimdeki bosluklara girer ve reaksiyonu 
baslatnlar. c) Bu anahtar-kilit sistemindeki asil nokta molekullerin sekillerinde sabit ol- 
malandir. d) Kimyasal baglar enzime bagh olarak kinhr ve iiriinler serbest kalir. Orijinal 
enzim artik yeni molekulleile reaksiyona girmek iijin serbesttir. 



dir. Belirli bir lsinin iizerinde iken enzimler pargalamrlar. Bu durum ay- 
m zamanda biitiin proteinlerin parcalanmasina neden olur. Dolayisiyla 
canli bedeni butiin bu iglemlerin gerceklegebilmesi icin son derece has- 
sas bir sisteme ve mekanizmaya sahip, ozel olarak yaratilmis. bir beden- 
dir. Bu hassas oranlardaki herhangi bir dengesizlik, metabolizmanin tii- 
miiyle bozulmasina neden olabilir. 

Biitiin bu satirlan okurken, bahsettigimiz enzimlerin viicut icinde 
dola§an ve gozle goriinmeyecek kadar kiiciik bir atom yigini oldugunu 
unutmamahyiz. Bu atom yiginimn bir ba§ka atom yiginim tamyarak, 
onun ozelliklerini belirlemesi, onun bir akhn idaresinde oldugunu acik- 
ca gostermektedir. Bunun tarn tersini iddia etmeye cali§an ve boylesine 
bir §uurun tesadiifen ortaya ciktigini one siiren evrimciler ise, hiicrede- 
ki olaganiistii kompleks tasarim kar§isinda son derece biiyiik bir celi§ki 
icinde kalirlar. Aslinda boyle bir sistemin tesadiifen ortaya cikamayaca- 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

gini kugkusuz kendileri de cok iyi bilirler. Ama Allah'in varhgini inkar 
iizerine kurulu hayat gorii§leri ve carpik ideolojileri nedeni ile bu gerce- 
gi asla kabul etmek istemezler. Amaclan, ne kadar mantiksiz olursa ol- 
sun, Allah'in mutlak varhgini reddetmeye yonelik bir aciklama ile orta- 
ya cikmaktir. Oysa Allah'in yarattiklan, Allah'in varhgimn ve yiiceligi- 
nin kesin bir gercek oldugunu acik olarak gostermektedir. 

Ulkemizin evrim teorisi savunuculanndan Prof. Dr. Cemal Yildi- 
nm, a§agidaki sozleriyle bir enzim molekuluniin hiicre diginda, rastlan- 
tilarla olu§ma olasihgindan yola cikarak ya§amin rastgele meydana gel- 
mesinin imkansizhgini ashnda acikga belirtmi§ olur: 

Tipik bir enzim 100 amino asitten olu§ur. 20 tone amino asit bulunduguna 
gore, 20 wo kombinasyon soz konusudur. Bu kadar kombinasyon iqinde bir se- 
ferde §ans eseri belli bir enzimin olu§ma olasihgi 10"" 'da birdirr 
Evrimci molekiiler biyolog Prof. Dr. Ali Demirsoy ise enzimin olug- 
ma olasihklanni belirtirken §agkinhgim gizlememi§tir: 

Bir enzim ortalama 100 amino asitten meydana gelmistir. 100 amino asitten 
meydana gelmis bir enzimin 20 amino asitle verdigi kombinasyon 20™'dur. 
Turn evrendeki atom sayisimn 10 m , evrenin olusumundan bugiine kadar ge- 
gen saniyelerin sayisimn 10 u oldugu du§iinulurse, belirli bir dizilime sahip 
bir enzimin ortaya qikma sansinm ne kadar dusiik oldugu anlasilabilir. Bu 
durumda enzimler nasil ortaya gikmi§tir? 2S 

Yabanci bir kaynakta ise, enzimlerin kendi kendilerine ortaya cik- 
masinin olanaksiz oldugu §u hesaplama ile belirtilmektedir: 

Bir evrimcinin (Fred Hoyle) tahminlerine gore ise canh bir organizmada 2000 

farkh kompleks enzim dpi bulunmaktadir. Bunlann bir tanesinin, rastgele, 

karma§ik islemlerle 20 milyar yilda bile meydana gelmesi miimkiin degildir. 29 

Bu olasihk hesaplan kargisinda dilerseniz tekrar bir durup dugiine- 

lim. Hatirlanacak olursa tek bir noktanin icinde galaksimizdeki yildiz 

sayisindan daha fazla atom bulunmaktadir. Evrendeki atom sayisi ise 

10 80 'dir. 10 sayisimn yaninda 80 sifir insanin kavrama sinirlannin cok 

otesinde bir sayidir. Bu durumda 100 amino asitlik bir enzimin tesadiif- 

lerle olu§umunu ifade eden 10 130 'da 1 ihtimal, pratik matematiksel kar§i- 




-'•fca*- 



J/. 






HARUN YAHYA 

hgi sifir olan yani meydana gelmesi imkansiz olan bir ihtimaldir. Bu acik 
gercek kargisinda, viicuttaki milyonlarca ozel molekiil arasindan secil- 
mi§ olan tek bir enzimin bile tesadiifen meydana gelemeyecegi matema- 
tiksel olarak da kamtlanmaktadir. 

Hgcre Zari Mokemmel BiR Koruyucu Kiliftir 

Hiicre zannin molekiiler yapisi, hiicre biyolojisi ve biyokimya aci- 
sindan giinumuziin en onemli ara§tirma alanlanndan bir tanesidir. Bu- 
nun nedeni hiicre zannin oldukca onemli biyolojik ozelliklere, belirli ve 
iyi organize edilmig bir yapiya sahip, son derece kompleks bir organel 
olmasidir. Hiicrenin zari, hiicrenin korunmasi ve beslenmesi icin ol- 
dukca onemli ozelliklerle donatilmigtir ve gercekle§tirdigi tiim iglemler 
biiyiik bir akil gosterisidir. Ke§fedilmi§ pek cok onemli ozelligine rag- 
men, hiicre zannin i§levlerinin tiimii halen tarn olarak bilinmemekte- 
dir. 

Hiicre zari, temelde yag ve protein molekullerinden olu§maktadir. 
Ama aslinda iizerinde cok daha farkli ozelliklere sahip yapilar da bulu- 
nur. Hiicre zannin mucizevi yonii de soz konusu yapilardan kaynaklan- 
maktadir. Zann iizerinde bulunan bu yapilar, iyon ve molekiil pompa- 
laridir. Bu pompalar hiicrenin di§indaki bircok maddeyi hiicrenin icine 
almakla sorumludur. Hiicre zannin "secici gecirgen" yapisi, bu pompa- 
larin bir sonucudur. 30 Hiicre zari, sahip oldugu bu pompalarla glikoz gi- 
bi besin maddelerini icine ahrken, hiicre icin zararli olabilecek malzeme- 
lerin veya fazlahklann da hiicreden digan cikmasim saglar. Aym zaman- 
da bu yapilar sayesinde digandaki zararli maddelerin de hiicre icine gir- 
mesi engellenmi§ olur. Bu arada bu mukemmel yapi, hiicrenin ihtiyac- 
lanni da tespit eder ve hiicrenin gereksiniminden fazla besinin iceriye 
girmesine izin vermez. Kisacasi bu mucize zar, sahip oldugu diger mo- 
lekiillerle igbirligi icine girerek akil gosterir, degerlendirmeler yapar, ka- 
rar verir ve kendisinden beklenmeyen bir is. gercekle§tirir. Hiicre zannin 
bu ozelliginin ne kadar gerekli ve onemli oldugunu daha iyi anlamak 
icin §u ornegi verebiliriz. Yilan zehirinin bir insani oldurmesinin sebebi, 



ADNAN OKTAR 




Sekiller. Cic farkli yapinin hiicre zan ke- 
sitlerini gostermektedir. Bu farkli yapi- 
lardaki zarlann tiimii, ustun ozelliklerle 
donatilmis molekiillere sahiptir. Hiicre 
zan, sahip oldugu bu "molekuler aynca- 
lik" nedeniyle glikoz gibi gerekli madde- 
leri hiicre icine alirken, hiicre icin 
li maddelerin gecisine izin vermez. Hiic- 
renin ihtiyaclan da yine bu bzel yapi sa 
yesinde tespit edilir. Bu ustun yapi 
Allah'in yarattigi benzersiz mucizelei 
den bir tanesidir. 




zehirin hiicre zarini parcalamasi ve bu nedenle hiicrenin icine her tiirlii 
zararh maddenin girebilmesidir. 

Zarin iizerindeki molekiil pompalan ve geci§e izin veren kapilar, 
iceriye girecek malzemeleri ayirt ederken oldukca secici ve akilcidirlar. 
Hiicrenin icine cok gegitli maddeler girer. Maddeler farkli olunca, bun- 
larin elbette boyutlan da birbirlerinden farkli olmaktadir. Hiicre icine 
giren maddeleri, son derece kiiciik boyutlan ile elektron ve fotonlar, 
protonlar, iyonlar, su gibi kiiciik molekiiller, amino asit ve §eker gibi or- 
ta boy molekiiller, protein ve DNA gibi oldukca biiyiik boyuttaki mole- 
kiiller olugturmaktadir. Hiicre zan, iizerindeki pompalar sayesinde hiic- 
re icin gerekli olan bir molekiilii, "ne kadar biiyiik olursa olsun", biiyiik 
bir gayret gostererek hiicre icine alir. Kimi zaman hiicre icine ahnacak 
olan molekiil bu kapilardan gecemeyecek kadar biiyiik olur. I§te bu du- 
rumda zar, etraftaki enzimleri yardima caginr. Hiicreye girmesi gereken 
bir molekiil, enzimler yardimi ile zarin iizerindeki kapi geni§letilerek 
hiicre icine ahmr. 



f 



***• -^ - *** ft*? , 


Yiiksek konsantrasvon bolaesin- 
tl YuKsekkonsan.- *^ & O ** Q _& " deki molekuiler ras'ge,. ? arp,s,r,ar 

• n rosyon bolgesi 




'' - ^ssr 


JUuUUSJUIk i 


i r=; ° al5akk -rr— 









Hiicre zannda bulunan ce§itli 
kanal ve pompalar sayesinde 
bazi molekiiller hiicrenin ici ve 
di§i arasinda kolayiikla hareket 
edebilir. Bu molekiillerin tama- 
mi her seferinde kendilerine uy- 
gun olan kanala giderek gegi§- 
lerini saglarlar. 




HARUN YAHYA 






Bu gecis. tamamlandiktan sonra enzimler tekrar harekete gecer ve 
soz konusu kapiyi eski haline dondiirurler. Bu i§lem sirasinda ne kapi- 
ya, ne hiicre zarma, ne de hiicreye hicbir zarar gelmez. Molekiiller ade- 
ta bir habercileri veya bir iletigim sistemleri varmi§casina birarada hare- 
ket eder, is. boliimii yaparlar. Hiicre zan iizerinde bu ozelliklere sahip 
molekiiller bulunmasa ne olur? Bu molekiillerin eksikligi kugkusuz can- 
li hayatinin sonu demektir. (Jiinkii bu molekiiller olmadan hiicre, icine 
besin alamayacagi icm beslenemez, icindeki atiklan digari gikaramaya- 
cagi veya digandan zararh maddeleri icine alacagi igin siirekli olarak za- 
rar goriir. Peki acaba hiicre icinde bulunan yiizlerce molekiilden her- 
hangi biri, soz konusu molekiillerin gorevini iistlenemez mi? Bu da 
miimkiin degildir. Hiicre icinde ve di§inda her molekiil kendi gorevini 
yerine getirmekle sorumludur. Hiicre zan iizerindeki molekiillerin ol- 
mamasi durumunda onlann igini gerceklegtirebilecek bir ba§ka molekiil 
olmayacaktir. Onlar, hiicreleri, dolayisiyla insan ya§amim korumak icin 
ozel olarak yaratilmi§, varhgindan haberimizin bile olmadigi sayisiz se- 
bepten sadece biridir. 

Hiicre zan ba§ka onemli ozelliklere de sahiptir. Zann yiizeyinde 
elektrik yiiklii alanlar bulunur. Bu alanlar sayesinde zann iki yiizii ara- 
sinda bir elektrik potansiyeli meydana gelir ve elektrik akimi ba§lar. Bu 
ozellik, viicuttaki sinir hiicrelerinin faaliyetleri icin son derece onemli- 
dir. "Bilgilerin" hiicreden sinirler boyunca beyne iletilmesi, hiicre zarin- 
da bulunan bu elektrik kaynagi sayesinde gercekle§mektedir. 31 Bilindi- 
gi gibi viicut icmde herhangi bir yerden gelen sinyaller, ce§itli elektrik 
akimlan sayesinde beyne iletilirler. Eger molekiillerin baglattigi bu 
elektriklenme olmazsa, viicut icinde haberle§me diye bir gey soz konu- 
su olmayacaktir. Bir ba§ka deyi§le dokundugunuz bir §eyi hissedemez- 
siniz. (Jiinkii dokundugunuz bir §eyi hissetmenizin nedeni dokundu- 
gunuz yerden, ornegin elinizden beyninize iletilen elektrik sinyalleri- 
dir. Eger beyne bu sinyaller gitmezse, beyin hicbir §ey algilamayacak- 
tir. Beynin algilayamadigi bir §eyi hissetmeniz ise miimkiin degildir. 




Hiicre zari sahip oldugu mukemmel ozel- 
liklerin yam sira, viicut icinde "bilgi" ile- 
timininde de onemli bir rol oynamaktadir. 
Hiicre zannin iizerindeki elektrik yiiklii 
alanlar sayesinde, zann iki yiizii arasin- 
da bir elektrik potansiyeli meydana gelir. 
Bu potansiyel, elektrik akimini baslatir. 
Soz konusu elektrik akimi, viicutta "bil- 
gilerin" sinirler boyunca beyne 
iletilmesini saglar. t *~ 



( 






\ 



Bu oldukca onemli bir 
islemdir. Hiicreler ara- 
sinda molekiillerin ba§- 
lattigi bu onemli elekt- 
rik akimi olmadigi tak- 
dirde, viicut icinde ha- 
berlesme diye bir sey 
soz konusu olmaya- 
caktir. Dolayisiyla, 
hissettiginiz, gordii- 
giiniiz, tattiginiz her- 
sey, hiicre zannin iis- 
tiin tasarimi sayesin- 
de meydana gelen 
bu elektrik akiminin 
bir sonucudur. 







HARUN YAHYA 

Hiicre zannin iizerindeki molekiiller ayni zamanda zarda meyda- 
na gelebilecek herhangi bir hasari da tamir edebilecek yetenege sahiptir- 
ler. Hiicre zannda herhangi bir yirtilma veya delinme soz konusu oldu- 
gunda zar iizerinde bulunan ve bu hasari hemen tespit edebilen mole- 
kiiller harekete gecer ve cok kisa bir sure icmde bu aksakhgi giderirler. 32 
Bu molekiiller zann her yanini her an denetlerler. Onlar da diger mole- 
kiiller gibi yerine getirmeleri gereken gorevi tarn olarak bilir ve hiicre 
icmde bir ba§ka ige kangmazlar. Bu molekiillerin olmamasi durumunda 
da hiicrede meydana gelen aksakhklarin ortadan kaldinlmasi miimkiin 
olmayacak ve hiicre bozulmasi da oliimle bile sonuclanabilecek c;e§itli 
hastahklara sebep olacaktir. Boyle bir mekanizmamn tesadiifen olugma- 
si olanaksizdir. Bu sistemin tesadiifen olugtugunu iddia etmek, evrimci- 
lerin ne kadar biiyiik bir mantik cokiintiisii icmde bulunduklanni bir 
kez daha gostermektedir. 

Hiicre zan yiizeyinde aynca digardan gelen cegitli bilgileri de algi- 
layabilen reseptor molekiiller bulunmaktadir. Bu reseptorler, cegitli pro- 
teinlerin mozaik bir yapida hiicre yiizeyine yerle§melerinden olu§ur ve 
viicut iginde hormon gibi ce§itli sinyaller ve bilgiler tagiyan molekiillere 
kar§i duyarhdirlar. Onlardan gelen bilgileri ahr, algilar ve faaliyete ge- 
cerler. 33 Bu bilgi ahgveri§i de yine hiicre yiizeyinde soz konusu protein- 
lerin §ekillerinden kaynaklamr. Bilgiyi ta§iyan molekiiliin §ekli, bunu al- 
gilayacak olan molekiiliin §ekline uyum gosterdiginde, ikisi birbirlerini 
tanir ve ileti§im boylece saglamr. 






Canlanan Molekiiller Yaratili§i Ispat Ediyor 

Saydigimiz biitiin bu molekiillerin sahip olduklan kusursuzlugu 
ve diizeni anlamak icin §u gercegi tekrar hatirlatmakta fayda vardir: 
Herhangi bir molekiiliin yaptigi tek bir hata, sizin zarar gormenize hat- 
ta olmenize neden olabilir. Ama bu molekiiller, iistiin bir akhn emrinde 
olduklanni acikga gosterir ve yapuklari i§te asla hataya du§mezler. Be- 
deninizdeki 100 trilyon DNA molekiilii, DNA'yi meydana getiren niik- 
leotidler, hiicreyi inga eden proteinler, aradaki trafigi miikemmel bir ge- 



J/. 



HARUN YAHYA 



kilde yonlendiren enzimler, enzimleri meydana getiren amino asitler ve 
100 trilyon DNA'yi icinde barmdiran ve "sizi" meydana getiren 100 tril- 
yon hiicre benzersiz iistunliikte bir organizasyon ve diizene sahip yapi- 
lardir. 

Gozle goriilmesi imkansiz olan bu alemde, atomlann ve molekiil- 
lerin rastgele birlikteliklerinden, insan gibi akil ve §uur sahibi bir varli- 
gin meydana gelmesinin imkansiz oldugu son derece aciktir. Atomlann 
tarn da viicut icin gerekli olacak gekilde birle§melerini, kendileri icin bir 
gorev belirlemelerini, buna gore bir diizen icine girmelerini ve insanin 
bile ba§aramayacagi i§leri ba§armalarim tesadiiflere baglamak biiyiik 
bir mantiksizhktir. Cansiz ve §uursuz atomlann, nasil olup da canlan- 
diklan, §uur kazandiklan Darwinistler'i ve materyalistleri biiyiik bir ce- 
li§ki igine du§iiren, ideolojilerini sorgulamaya neden olan onemli bir so- 
rudur. 

Tarih boyunca yagamis. olan turn bilim adamlarimn, uzmanlarin bi- 
raraya getirilmesi ve teknolojinin tiim imkanlannin seferber edilmesiy- 
le bile atomlan biraraya toplayip bir canli meydana getirmek mumkiin 
degildir. I§te molekuler diizeyde acikca ortaya cikan evrim cikmazi Dar- 
winistler igin biiyiik bir yikimdir. Onlar tiim aciklama ve yayinlannda 
"canhligin geligimi" hakkinda urettikleri tesadiif senaryolanni anlatir 
dururlar. Oysa daha kokenini bilimsel olarak aciklayamadiklan canlili- 
gin "devamimn" nasil gercekle§tigine dair iddialar one surmeleri ku§ku- 
suz anlamsizdir. Gercek ise, son derece aciktir: Canhlik, tesadiifi olaylar- 
la aciklanamayacak kadar kusursuz ve komplekstir. Dolayisiyla tesadii- 
fen olu§um iddiasi, evrendeki hassas dengeleri ve canlilann kokenini 
hicbir §ekilde aciklayamaz. Allah, tesadiif leri kendileri icin yaratici ilan 
eden ve evrende Allah'tan ba§ka giicler arayan bu insanlann durumunu 
Kuran'da §u §ekilde agiklamaktadir: 

Kendileri yaratilip dururken, hicbir §eyi yaratamayan §eyleri mi or- 
tak ko§uyorlar? Oysa (bu sirk kostuklari giiqler ve nesneler) ne on- 
lara bir yardima giiq yetirebilir, ne kendi nefislerine yardim etmege. 
(Araf Suresi, 191-192) 



P3LJ 

ft;. • 

m 




ADNAN OKTAR 

Karbonhidratlann Giinliik Adi: $eker Molekiilleri 

"Seker" dendigi zaman cogu insanin akhna 
ilk gelen, gayina attigi veya tathlann iginde 
yer alan §ekerdir. Oysa giinliik ya§antimiz- 
da kullandigimiz §eker, dogada cok qe§it- 
li §ekillerde bulunan ve oldukca genig 
bir alanda kullanilan §eker molekiilleri- 
nin bir tiirevidir. Seker molekiilleri de 
kimya dilinde karbonhidratlar olarak 
adlandinlan genis. ailenin iiyelerinden 
biridir. Burada §eker molekiilii adi altin- 
da inceledigimiz molekiillerin tiimii aslin- 
da "karbonhidratlar" grubuna dahildir. 

Karbonhidratlar, canh organizmasi icin son 
derece onemlidir. Canhlann en onemli enerji kaynaklanndan biri olan 
glikoz ve glikojen, bitkilerde fotosentez sonucunda olu§an ni§asta, bitki- 
lerin en onemli hiicre duvan olan seliiloz birer karbonhidrat, yani §eker 
molekiiliidiir. Benzersiz ozelliklere sahip hiicre zarlari da karbonhidrat 
molekiillerinin biraraya gelmeleri sonucunda olu§mugtur. 

Karbonhidratlar; karbon, hidrojen ve oksijen atomlarmdan meyda- 
na gelirler. Hidrojen ve oksijen suyun yapisinda bulundugu oranda kar- 
bonhidratlann yapisinda da bulunmaktadir. 

Vocudun Temel BESiNi: Gljkoz 

Glikoz, tiim canhlann temel besin kaynagi olmasi nedeniyle son 
derece onemli bir molekiildiir. Alti karbon, oniki hidrojen ve alti oksijen 
atomuna sahip olan bu molekiil sahip oldugu hidrojen atomlannin alti 
tanesini kullanarak dis. yapisim bir altigen §ekline getirir. Bu altigen ya- 
pi tipki bir disdinin digleri gibidir ve glikozun en onemli molekuler ozel- 
likleri de bu altigen geklinin bir sonucudur. Sahip oldugu alti oksijen 
atomu da glikoza ba§ka onemli molekuler ozellikler verir. Glikoz, oksi- 
jen atomlan sayesinde suda kolayhkla coziinebilir. Bunun da nedeni ok- 



HARUN YAHYA 

sijen atomlan sayesinde bu molekiilun su molekiilleri ile giiclii hidrojen 
baglan kurabilmeleridir. Suda goziinebilen bu molekiil dolayisiyla he- 
men her sivida erir. 

Glikozun bu ozelligi bizim icin son derece onemlidir. Cunku gli- 
koz, hiicrelerin en onemli besinidir ve hiicrelere ula§mak icin kan yolu 
ile tasjinmasi dolayisiyla sivi icinde erimesi gerekmektedir. Glikozu, 
kendi molekiil yapisina cok benzeyen "hekzan" ile kar§ila§tirabiliriz. 
Hekzan, pek cok yonden ozellikle bir yakit olarak glikoza oldukca ben- 
zer. Fakat hekzan, oksijen atomu tagimaz ve bu nedenle yandiginda bir- 
qok yeni ve giiclii karbon-oksijen baglan meydana getirir. Bu durum 
hekzamn suda coziinmesini engellemektedir. I§te bu nedenle hekzan, 
kan tarafindan hiicrelere ta§inamaz. Normal §artlarda glikoz, hekzan- 
dan daha az verimlidir, ama sivi icinde ta§inabilirligi nedeni ile insanlar 
icin hayati oneme sahiptir. 

Glikoz molekiilleri bir kez cozelti icine girdiklerinde bunlann ener- 
jisi metabolizma icin hemen kullamlabilir. I§te bu nedenle glikoz canh 
hiicreleri icin esas yakittir. Daha biiyiik molekiiller, ornegin daha karma- 
§ik §ekerler ve ni§astalar sindirildiginde kolayhkla yakilabilmesi ve hiic- 






Hiicrelerin en onemli be- 
sinlerinden biri olan gli- 
koz, kan damarlan yolu 
ile viicut icinde lasmarak 
hiicrelerin ihtiyaci olan 
besini karsilar. Glikozun 
bu sekilde kanin icinde 
tasmabilmesi onun suda 
cozunme ozelligine sahip 
olmasi dolayisiyladir. Bu 
da Allah 'in yaratismdaki 
tasanmin ustiinliigiinu 
bir kez daha gdstermek- 




V 



Yedigimiz gidalann %70'i ile karbonhidrat aliriz. Agizda bir kismi sin- 
dirilen karbonhidratlar, tamamen parcalanmak iizere ince bagirsaga 
gonderilirler. Bu parcalanma ile ortaya cikan glikoz molekulleri onla- 
ra etki eden enzimler vasitasiyla dengede durur. Viicut icin son de- 
rece onemli olan molekiil. ozel yaratilmis bir denge sistemi ile viicut 
tarafindan kullamlabilmektedir. 



k 



A 



relere iletilebilmesi igin glikoz molekulleri §eklinde kucultuliirler. Bu §e- 
kilde glikoz girdigi metabolizmaya bagh olarak, kan §ekeri, uziim §eke- 
ri, ni§asta §ekeri gibi ce§itli isimler alir. Olgun meyvalarda, cigeklerin 
nektarlannda, yapraklann 6z suyunda ve viicudu dola§an kanda bulu- 
nan temel madde, canlilik icin ozel olarak yaratilmi§ olan glikozdur. 34 

Yedigimiz gidalann %70'i ile karbonhidrat aliriz. Karbonhidratla- 
nn sindirimi agizda ba§lar. Tiikiiruk sivisinda karbonhidratlan parcala- 
yan enzimler bulunmaktadir. Kismen parcalanan bu molekiillerin sindi- 
rimi ise ince bagirsakta son bulur. Bu parcalanma sonucunda ortaya qi- 
kan glikoz molekulleri kan basincimn yiikselmesine sebep olur. Fakat 
kan basinci, glikoz molekiillerine miidahale eden enzimler vasitasi ile 



J/. 



HARUN YAHYA 



dengede durur. Kisacasi, viicut icm son derece onemli bir molekiil, ozel 
olarak yaratilmis. bir bagka molekiil tarafindan dengelenmektedir. 

Viicuttaki glikoz fazla olsa bile israf edilmez. Glikoz molekiilleri- 
nin fazlasi, bir enzim vasitasiyla "glikojen" adi verilen bir ba§ka §ekle 
donu§turulup depo edilir. Glikozun glikojene cevrilmesinde rol oyna- 
yan enzimin adi "glikokinaz" enzimidir. Bu enzim karaciger tarafindan 
iiretilir ve bu uretim, pankreastan salgilanan "insulin" adi verilen bir 
hormonun kontrolii altindadir. 35 Uretilen glikojen ise, viicutta besin ihti- 
yaci baggosterdiginde devreye girer ve kullamma hazir hale gecer. 

Viicuttaki bu sistem tipki bir fabrika gibi i§ler. Fabrikada uretimi ya- 
panlar, iiriinleri belirli yerlere ta§iyanlar, onlari kontrol edenler, fazlahk- 
lan saptayanlar ve fazla maddeleri ba§ka iiriinler icin kullanmak iizere 
degerlendiren elemanlar vardir. Her uretim mutlaka belli birimlerin de- 
netimi altinda olmak zorundadir. Bu siki kontrol sayesinde fabrikadaki 
iiretimde bir hata meydana gelmez, hatali iiriinler ve fazlaliklar bir kena- 
ra aynlir ve mutlaka yeni bir iiriiniin olugturulmasi icin kullamhr. Bir fab- 
rikada biitiin bu isjemleri yapan, iiriiniin kalitesinden ve yapimindan an- 
layan, bunlan denetleyen, fazlaliklan tespit eden ve bunlarm degerlendi- 
rilmesi icin yeni uretim birimleri belirleyen akilli, bilgili ve egitim gormii§ 
insanlar vardir kugkusuz. Ancak burada bahsettigimiz sistem, sizin ken- 
di bedeninizin icinde boyutlan mikronlarla ifade edilen hiicrelerdir. Ku§- 
kusuz ne hiicre icindeki molekiillerin ne de onunla birlikte hareket eden 
diger yapilarm akh, bilgisi, becerisi veya egitimi yoktur. Biitiin bu i§lem 
ve iiretimler icin belirli bir zamanin da gecmesi beklenmemi§, dogdugu- 
nuz andan itibaren bu mukemmel sistem §u anki §ekli ile hareketlenip 
canlanmi§tir. Bu mukemmel i§bolumu binlerce yil boyunca, heniiz bilim 
bunun farkinda degilken de kusursuzca uygulanmis. ve her molekiil her 
insanda mukemmel bir §ekilde gorevini yerine getirmi§tir. Dahasi, bu is. 
boliimii, siz farkinda bile olmadan her an bedeninizde gercekle§tirilen 
olaganiistii bir organizasyon ve sistemli bir cah§mayi ortaya gikanr. Ak- 
lm ve §uurun molekiillere ait oldugu iddia edilemeyecegine gore, son de- 
rece bilincli ve kusursuz §ekilde tasarlanmi§ iistiin bir yaratiligin varligi- 




Glikozun beyne belirli bir miktarda ulasmasi 
90k onemlidir. Eger miktarda bir degisiklik 
olursa bu, kisinin olumiine neden olabilir. 



na bir kez daha sahit olu- 
ruz. 

Glikoz insan bede- 
ninde kanda %60 oranin- 
da yani 110 mg/dl, doku- 
larda ise 0.1 mg/dl kadar 
bulunmak zorundadir. 
Eger soz konusu sistem- 
de bir aksama olursa ve 
beynin en onemli yakit 
maddesi olan glikoz bey- 
ne yeterli miktarda ulas- 
mazsa, bu durum olduk- 
ca ciddi sorunlara sebep 
olur. Eger beyne giden 

glikoz miktari 0.04 mg/dl'nin altina diiserse, beyin hiicreleri asm duyar- 
h hale gecer ve sinir impulslan gondererek viicuttaki kaslarm siirekli ola- 
rak kasilmalarma neden olur. Bunun sonucunda ise kisa siirede olum 
meydana gelir. 36 Yasantimizin boyle bir molekiile bagimli olmasi aslinda, 
insanin Allah'a ne kadar muhtac oldugunu gosteren onemli bir isarettir. 
Iste bu gercek insanin Allah'in kudreti ve giicii karsisindaki acizligini ve 
caresizligini acikca gosterir. Insan, kendi bedeninde var olan sistemleri 
tarn anlamiyla idrak edebilmeye bile giic yetiremezken Allah'in acik ve 
mutlak varhgini gormeli ve hicbir seyin bosuna yaratilmadigini anlama- 
hdir. (Jiinkii yeryiiziinde var olan her detay bu acik gercegi insanlara 
gosterir, hersey miikemmel bir uyum ve kusursuzluk igindedir. Ayette 
bu gercek belirtilmistir: 

Allah, yedi gogii ve yerden de onlarin benzerini yaratti. Emir, bun- 
larin arasinda durmadan iner; sizin ger^ekten Allah'in her§eye gii^ 
yetirdigini ve gergekten Allah'in ilmiyle her§eyi ku§attigini bilme- 
niz, ogrenmeniz iqin. (Talak Suresi, 12) 



HARUN YAHYA 



Gljkozu Olu§turan Atomlar Bazen Farkli 
§ekjllerde baglanirlar 

Glikoz, farkli baglanma §ekilleri ile farkli §eker molekiilleri haline 
gelebilir. Bunlardan bir tanesi fruktozdur. Fruktoz genellikle meyve §e- 
keri olarak adlandinlir. Cunkii meyve ve sebze- 
lerde yaygin olarak bulunmakta, meyveye 
§ekerli tadini bu molekiil vermektedir. 
Aynca fruktoz, balin icindeki temel ge- 
ker maddesidir. Ciinkii arilann balozii 
topladiklan ciceklerin salgiladigi nek- 
tarlar birer fruktoz kaynagidirlar. Bu 
molekiilun ba§ka onemli ozellikleri 
de vardir. Fruktoz ayni zamanda 
spermin hareketi icin de enerji sagla- 
yan §ekerdir. Spermin uzun ve muci- 
zevi yolcugundaki temel yakit mad- 
desidir. 37 

Glikoz ile fruktoz molekullerinin 
biraraya gelmeleri sonucunda da bir ba§- 
ka geker molekulii olan sukroz olu§ur. Suk- 
roz, giinliik kullandigimiz toz §ekerdir. Ozel- 
likle §eker kami§i ve §eker pancannda bulunmakta- 
dir. Sukroz ayni zamanda bitkilerde bol bulunan ni§asta ve seliilozun da 
yapisal elementini olu§turmaktadir. Ciinku bu onemli yapisal element, 
fotosentez igleminin onemli bir parcasidir. Sukroz, fotosentez i§leminde 
bir ara bile§ik olarak yapraklarda ortaya cikmakta ve bitkilerde bulunan 
iletim sistemi ile bitkinin diger boliimlerine iletilmektedir. Sukroz, ken- 
di molekiiler ozellikleri nedeni ile bitki icinde gidebilecegi en son yere 
kadar herhangi bir yapisal degigiklige ugramadan iletilir. 38 Boylelikle 
bitki icindeki besin istenilen her yere kolayhkla ula§tinlmi§ olur. 








AD NAN OKTAR 



Bedenimizdeki Akilli Molekiil: Keratin 

Dogada bulunan 20 ce§it amino asit birbirlerine "peptid bagi" adi 
verilen ozel bir bag ile baglanir ve meydana getirdikleri bu bag ile "po- 
lipeptid" zinciri olugtururlar. Kugkusuz bu baglanma cansiz dogada, 
rastlantilarla degil, ancak hiicrelerin icinde, bu i§le gorevli ozel enzim ve 
organellerin miidahalesiyle olur. Keratin de uzun bir amino asit zinciri, 
yani proteindir. Keratini olu§turan polipeptid zinciri bir sulfur kopriisii 
ile birbirlerine baglanir. Sulfur kopriileri, sulfur atomlan iceren amino 
asitler arasinda bulunmaktadir. Bu baglar kiiciik iplikgikler §eklinde bir- 
legirler. Daha sonra bu iplikcikler gitgide biiyiir ve birarada istiflenerek 
bir hiicre meydana getirirler. 

Anlattigimiz turn teknik aciklamalar aslinda tek bir "sac" hiicresini 
tammlamak icindir. Tek bir sac teli bu hiicrelerin yigilmasindan meyda- 
na gelir. Yani saclanniz, birbirine sulfur kopriileri ile baglanmis. keratin 
molekiillerinden bagka bir §ey degildir. Sacimzdaki herhangi bir degi- 
giklik sirasinda aradaki bu sulfur baglan kinhr. Ornegin sacin cjegitli i§- 
lemler ile dalgalandinlmasi, bu gozle goriilmeyen molekiil baglarimn 
degi§iklige ugramasindan ibarettir. 



(altta) Sac molekulu- 
niin mikroskop altinda- 
ki gorunumi) 




**A „vv 



HARUN YAHYA 



Saclanniz esnektir. Bunun da nedeni keratini meydana getiren hid- 
rojen baglandir. Esnek hidrojen baglannin sagladigi bu ozellik nedeni 
ile saclar hareket eder ve kolay kolay kopmaz. Bir de bunun tersini du- 
§unelim. Eger keratin molekulii farkh bir kimyasal bag ile baglansaydi, 
kitlevi ve son derece sert bir sac kiitlesine sahip olurduk. Sekil alan, ra- 
hat hareket edebilen saclanmiz yerine belki de kafamizda bir tahta ka- 
dar sert bir agirlik ta§iyor olacaktik. Ancak hidrojen baglan sayesinde 
hicbir zaman boyle bir durum soz konusu olmaz. 

Sac molekullerini biraraya getiren baglarm ba§ka onemli ozellikle- 
ri de vardir. Saclann esnemesi sirasinda, molekulleri birarada tutan sul- 
fur kopriileri herhangi bir zarar gormez. Bu nedenle her ne §ekil ahrsa 
alsm ve ne kadar esnerse esnesin saclar rahathkla eski haline donebilir. 3 " 

Sac renginin acilmasi genellikle saca rengini veren bile§iklerin bo- 
zulmasiyla gerceklegtirilir. Bu genellikle molekullerin oksitlenmesini 
saglayan hidrojen peroksit gibi seyreltilmi§ cozeltiler sayesinde miim- 
kiin olur. Hidrojen peroksit ile sac rengi acildiginda daha fazla miktar- 
da sulfur kopriisii meydana gelir. Sacin boyle bir acilma sonrasinda da- 
ha kinlgan olmasimn ve esnekligini yitirmesinin nedeni budur. 

Sacin parlakhgi da, sagin i§igi yansitabilme yetenegidir. Bazi sac 
ila^lan ve §ampuanlar, keratin molekiillerindeki hidrojen iyonlanni ci- 
kararak bunlarm elektrik yiik dagihmlarini degigtirirler. Bunun sonu- 
cunda keratin molekulleri ve mikrofibril tutamlan daha siki yapi§irlar 
ve i§igi daha iyi yansitma ozelligi kazamrlar. Soz konusu malzemeler 
kullamldiktan sonra sacin daha fazla parlamasimn nedeni molekullerde 
meydana gelen bu kuciik degi§ikliktir. Sac kremi kullanimi ardindan 
saclann daha rahat acilmasi da molekiiler seviyede meydana gelen ce- 
§itli degi§ikliklerin sonucudur. Sag kremlerinde iyonik maddeler bulu- 
nur ve bunlar keratin liflerine baglanarak onlan elektrik yiiklerini etki- 
lerler. Bu durum, birbirlerine yaklagiyor gibi goriinen sac tellerinin ara- 
sindaki itici gucii arttinr. Sag telleri birbirlerinden uzakla§tiklanndan 
birbirlerine dola§ip kinlmalari zorla§ir. 



ADNAN OKTAR 



Keratin molekulii, bedenimizde de gunliik hayatta kullandigimiz e§- 
yalarda da cok ce§itli §ekillerde bulunmaktadir. Deri, neredeyse saf kera- 
tin molekiilunden olu§mu§tur. Yiin, ipek, balik pulu, tiiyler ve tiiy sapla- 
n da keratinden meydana gelir. Penceler ve tirnaklar da keratinden olu- 
§urlar. Fakat bunlar daha fazla sulfur kopriisii ile caprazlama bagkdrrlar. 
Bu caprazlama bag, keratinin daha fazla iglenmis. oldugunu gosterir. Bu 
durumda meydana gelen molekiil daha kuvvetlenir ve sertle§ir. Tirnak ve 
pencelerin serf olmasimn nedeni budur. Ipek de keratin molekullerinden 
olu§ur. Pek cok bocek ve oriimcek tarafindan salgilanan katila§mi§ bir si- 
vi olan ipegi olu§turan keratin molekiilleri diger maddelerdekinin aksine 
bir sarmal biciminde degillerdir. Bunun yerine birbirlerinin iizerine yigi- 
larak baglanmi§ serf amino asit levhalan olu§tururlar. Ipegin yiizeyine 
dokundugumuzda bu diiz yapiyi hissedebiliriz. Ipek yiinden daha az es- 
ner ciinkii onu olu§turan polipeptid zincirleri neredeyse tamamen uza- 
mi§tir. Yine de esnektir ciinkii levhalar birbirleri ile hidrojen baglan ile 
baglanmiglardir. Yine gevgek hidrojen baglan nedeni ile levhalar ser- 
bestce birbirlerinin iizerinden kayabilirler. 40 

Keratin molekiilii ile saydigimiz bu detaylarm tiimii ashnda 
onun ne kadar ozel bir molekiil oldugunu ortaya cikarmakta- 
dir. Keratin ce§itli ozelliklerinden dolayi oldukca farkli yer- 
lerde kullamlabilmekte, birbiriyle ilgisiz pek cok malze- 
menin ana maddesini olugturmaktadir. Ornegin, deri ile 
tirnak birbirlerinden farkli maddelerdir. Yiin ise apay- 
ndir. Ama hepsi keratinden olu§mu§tur ve hepsi ke- 
ratinin kendine has ozellikleri nedeni ile ce§itli r 
telikler edinirler. Ornegin sacin ve derinin es- 
nek olmasi onemlidir. Ama tirnaklar serf ol- 
mahdir. Ipegin piiriizsiiz bir goriiniim 
verebilmesi icin yapisimn diiz olmasi 
gerekmektedir. 



J/. 



HARUN YAHYA 

Biitiin bunlarda dikkat ceken ise keratinin turn bu maddelerde "ko- 
ruyucu" olarak on plana cikiyor olmasidir. Deriyi koruyan madde kera- 
tindir. Derinin ne kadar korunakli ve ozel bir malzeme oldugu bilinmek- 
tedir. Keratin, kendine has molekiiler yapisi ile deriyi dis. etkilere kar§i ko- 
runakli bir hale getirir, derinin yapisini ozel bir §ekilde belirler. Bir ornek 
vermek gerekirse derinin gozenekli yapisi insanin hayatta kalabilmesi 
icin son derece onemlidir. Bu gozenekli yapinin olmamasi durumunda 
viicuttaki fazla isi ve suyun di§an cikmasi mumkiin olmaz ve insan ateg- 
lenerek oliir. Keratin bu gozenekli yapinin temelini olugturur. Aym za- 
manda siirekli olarak digandaki ortamla ve cegitli zararh mikroorganiz- 
malarla muhatap olan deri, biitiin bunlara kar§i koyabilecek yapiyi kera- 
tin sayesinde kazanmigtir. Ayni §ekilde saglann ve tirnaklann korunmasi 
da bu ozel molekiiliin i§levlerine baghdir. Kisacasi keratin, dogada kendi 
i§levini yerine getirmek icin yararilmi§ sayisiz nimetten sadece bir tanesi- 
dir. Dogada sayisiz molekiil olmasina ragmen, onun yerine gecebilecek, 
benzer gorevleri yerine getirebilecek bir ba§ka molekiil daha yokrur. 




Deriyi koruyan madde keratindir. Keratin derinin gozenekli yapisinin temelini olustu- 
rur. Ayni zamanda dis etkilere karsi miikemmel bir koruma saglar. Keratin, dogada 
kendi islevini yerine getirmek icin yaratilmis sayisiz nimetten sadece bir tanesidir. 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

Ye$il Diinyamn En Onemli Miman: Seliiloz 

Yagamin temel molekullerinden bir tanesinin glikoz oldugunu be- 
lirtmi§tik. Kanda taginan hiicre yakitindan ci^eklerin iirettikleri nektar- 
lara kadar bircok §ey glikoz molekullerinin biraraya gelmesinin bir so- 
nucudur. Glikozun en onemli eserlerinden biri ise diinya yiizeyinin ol- 
dukca genig bir bolumunii kaplayan seliilozdur. Seliiloz, agac dokusu- 
nun %50'sini, pamugun ise %90'ini olu§turmaktadir. Bu molekiil, viicu- 
da temel bir besin olarak giren ve sindirimi sonucunda buyiime, hareket 
ve dii§unce icin enerji olarak kullamlan ni§asta ile oldukca benzerlik 
gosterir. Bu a§amada kisaca nigastayi incelemek yerinde olacaktir. 

Ni§asta da, mucize molekiil glikoza benzer bir molekiil yapisina 
sahiptir. Bugday iiriinleri ve patates icinde biiyiik miktarda bulunan bu 
molekiil geligen bitki embriyosunun besin deposudur. I§te bu nedenle 
tohumlarda oldukca fazla miktarda bulunmaktadir. 

Nigasta, metabolizma ic^in bir yakittir. Seliiloz ise bitkilere ozel bir 
yapi malzemesidir. Ikisini birbirinden ayiran tek fark ise molekiil bagla- 
n arasindaki farklihktir. Seliiloz molekiilii nigasta ile aynidir. Ancak se- 
liiloz molekiilleri arasinda hidrojen baglan ile desteklenen uzun, diiz ve 
kurdele benzeri zincirler olu§ur. Bu diiz kurdeleler birarada paketlenir 
ve aradaki baglar soz konusu yapiyi sert, kati bir kitle §eklinde sabitler. 
Birbiriyle aym olmasina ragmen, birbirinden tamamen farkli ozellik 
gosteren ni§asta ile seliiloz molekiiliinii birbirinden ayiran fark i§te bu 
baglardaki kivrimdir. 41 Birbirinden habersiz ve §uursuz atomlarm ku- 
sursuz bir tasanm ile biraraya gelmesi, bize yeryaziindeki yaratih§in iis- 
tunliigunii bir kez daha gostermektedir. Atomlarm arasindaki bu ozel 
baglantilarm, yagamin iki temel maddesini meydana getirecek derecede 
bir fark olu§turmasi, tesadiif senaryolanyla aciklanamayacak kadar has- 
sas bir dengenin varhgini gosterir. Kainatta var olan hergey gibi bu bi- 
lincli tasanmi yaratan da Allah'tir. 

Seliilozun ozellikleri bu kadarla da kalmaz. Seliiloz, sert ve suda 
coziinemeyen bir maddedir. Ozellikle bitkilerin koruyucu duvarlannda 
bulunmakta, agac dallannda, agac govdelerinde ve agacin biitiin odun- 






^ **t 







Nisasta, metabolizma icin bir yakittir. Seluloz ise bitkilere ozel bir yapi malzemesidir. Iki- 
sini birbirinden ayiran tek §ey ise molekiil baglari arasindaki farkhliktir. 



su dokulannda yer almaktadir. Seluloz, bitki Mere duvannin ana yapi 
malzemesidir. Bazi bitkiler, ozellikle suda ya§ayanlar kolayca zarar go- 
rebilecekleri bir ortam icindedirler. Bu bitkiler bazen tuzlu suda, bazen 
de karlarm erimesi veya gol sulannin kabarmasi gibi tuzluluk derecesi- 
nin du§tugii ortamlarda bulunmak zorundadirlar. Kendilerini bu sert 
ortamlardan koruyabilmek icin son derece saglam bir hiicre duvarma 
ihtiyac duyarlar. I§te bu nedenle butiin bitki hiicrelerinde sikica paket- 
lenmi§ seluloz gruplan bulunur. 42 

Seluloz, ni§asta gibi bir §eker molekulii yani bir polisakkarit olma- 
sina ragmen insanlar tarafindan sindirilemez. (Junkii seliilozda bulunan 
glikoz iiniteleri birbirlerine glikozidik bag ile baglanmi§lardir. Memeli- 
lerin sindirim kanahnda ise soz konusu bagi parcalayabilecek bir enzim 



M ** *■"' 



Seliiloz, bitki hiicre duvannin ana yapi maizemesidir. Bitki- 
ler, hiicrelerinde bulunan sikica paketlenmis seliiloz grup- 
lari sayesinde en sert ortamlarda bile zarar gormezler. 




bulunmamaktadir. Bu nedenle seliiloz bizler icin bir besin kaynagi de- 
gildir. Ancak gevis. getiren hayvanlar tarafindan sindirilebilmektedir. 
(^iinkii bu hayvanlarm sindirim kanallannda seliiloz enzimini salgila- 
yan birtakim mikroorganizmalar bulunmaktadir. Bunlar viicuda giren 
seliilozu, enzimleri sayesinde kolaylikla parcalayabilmekte ve bunu 
hayvan icin besin ve enerji §ekline d6nii§turmektedir. 43 

Termitler de seliilozu besin olarak kullamrlar. (Jiinkii sindirim ka- 
nallannda bulunan trichonympha adindaki bir mikroorganizma seliilo- 
zu parcalayacak bir enzim salgilamaktadir. Termitlerin genellikle odun- 
su yapilan tercih etmeleri ve agaclan delerek besin olarak kullanmala- 
nmn nedeni budur. 44 

Termitin son derece kiiciik bedeniyle kendisi icin uygun bir besin 
bulmasi ku§kusuz ki zor degildir. Onun, metabolizmasi ile uyu§mayan 
bir besini tercih etmesi ise Allah'in yarathgi mucizeleri gormek isteyen- 
ler icin son derece onemli bir delildir. Biiyiikliigii 1 santimetreyi bile 
bulmayan bir canh, beslenebilmek icin bir mikroorganizmaya ihtiyag 
duymakta ve bu mikrocanli da adeta gorevi kendisine ogretilmis. gibi 
termitin bagirsaklanndaki yerini almaktadir. Bu diizen, tiim termitler- 
de yerini almi§, her termitte sindirimi saglayacak mikroorganizmalar 
hazir bulunmu§, yine tiim termitler bu besin kaynagindan faydalanmi§- 
lardir. (Jiinkii her§eyde oldugu gibi bir termitin rizkini edinmesinde de 



HARUN YAHYA 

Allah'in kanunu i§lemekte, Allah, bir ibret ve ders olmasi icin kugiiciik 
bir canhda kusursuz bir yaratihs. mucizesi gostermektedir. Allah Ku- 
ran'da bunu §u §ekilde aciklami§tir: 

Kendi rizkini tasiyamayan nice canh vardir ki onu ve sizi Allah n- 
ziklandirir. O, isitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60) 
Seliilozla ilgili olarak verdigimiz biitiin bu bilgiler bir kez daha, 
canhlarda birbirine bagimh sistemlerin var oldugunu ve bunlann rast- 
lantilar sonucunda meydana gelmedigini gosterir. Rastgele tek bir olay 
geli§se, turn duzen birbirine kan§acak ve sistem i§lemez duruma gele- 
cektir. Ornegin seliiloz koruyucu ozelliginden bir kere mahrum kalsalar, 
bitki hiicreleri dis. ortamin etkisine dayanamayarak kisa sure icinde ole- 
cektir. Veya seliiloz ozel kivnmh bir molekiil yapisina sahip olmasa, sert 
ve saglam bir madde yerine suda kolayhkla eriyebilen siradan bir mole- 
kiil kargimiza gikacaktir. Biitiin bunlar elbette ihtimallerden birkacidir. 
Normal §artlarda bir molekulun olu§umu sirasinda tesadiifi olarak 
meydana gelebilecek tek bir olay o molekiilu kacimlmaz olarak ortadan 
kaldiracaktir. (Jiinkii tesadiifler devreye girdiginde bilincli ve planh bir- 
takim isdemlerin gercekle§mesi ihtimalinden soz etmek oldukca zordur. 
Oysa kar§imizda son derece bilincli ve planh olarak biraraya getirilmis. 
atomlar ve biitiin bunlara ozel olarak verilmis. gorevler bulunmaktadir. 
Ve bu oyle iistiin bir plan ve bilinctir ki, diinya gartlarinda tiim imkan- 
lar seferber edilse bile bir benzeri meydana getirilemez. Tiim bunlar 
canhhgi yaratamn Allah oldugunu acikca gosteren delillerdir. Bu acik 
gercegi kabul etmemek yalmzca insanin kendisi icin onemli bir kayiptir. 
(^iinkii bir insan inkar etse de bu, her§eyi Allah'in yaratmis. oldugu ger- 
cegini degi§tirmeyecektir. Allah bir ayetinde insanlara, onlar ku§ku icin- 
de olsalar bile, Kendisi'nin hergeyi sanp kugatmis. oldugunu haber ver- 
mektedir: 

Dikkatli olun; gerqekten onlar, Rablerine kavu§maktan yana derin 
bir ku§ku i^indedirler. Dikkatli olun; gergekten O, her§eyi sarip-ku- 
§atandir. (Fussilet Suresi, 54) 



- dafde, Q'nun 



yarattiifartni Ban' 

gofferin. Qfayir 
zutmecfenUr, a$tk 
for' 



(toiman Sure si , i 



HARUN YAHYA 



"Yapi§tiran" Molekiiller 

Vazonuzun bir parcasi kinldiginda, kinlan parga ile vazonun kink 
bolumiinun birbirine yakla§masiyla molekiiler bir cekim olu§ur. Nor- 
mal gartlarda, molekiillerin birbirlerine yakla§masindan kaynaklanan 
ve "Van Der Waals" kuvveti denilen cekimin bir sonucu olarak iki par- 
ganin birbirlerine yapigmalan gerekmektedir. Bu kuvvet, kar§i kar§iya 
gelerek yakinlagan bu atomlarin kargit kutuplan arasindaki cekim gii- 
ciinden olusjnaktadir. Tek tek diigunuldugunde bu cekim kuvveti ol- 
dukca zayifhr. Ancak sayisiz atom arasinda olu§an bu cekim kuvvetleri 
birle§erek, yapi§tirma guciinii meydana getirirler. 

Biitiin bu bilgiler kargisinda, bir vazonun parcasi kinldiginda, bu 
pargayi sadece kinlan yere yakla§tirmamizin yeterli oldugunu du§iine- 
biliriz. Atomlar arasinda olugacak olan yiiksek cekim, bu iki maddeyi 
birbirine iyice sikigtirmamizi saglayamaz mi? 

Genellikle saglayamaz. Yakla§tirma yoluyla hicbir zaman pargalan 
birbirine tutturamayiz. Nedeni ise iki cismin yiizey molekiilleri arasin- 
daki uzakligin birkac angstromu gegmemesi gerektigidir. Van Der Wa- 
als kuvvetleri ancak o zaman etkili olabilmektedir. 1 Angstrom ise 1 
nin yalmzca 10 milyarda biri kadardir. Oysa, yiizeyi piiruzsiiz ola 




ADNAN OKTAR 



rak diiijunulen bir cismin bile yiizeyinde 400 angstromluk tepeler vardir. 
Bu durumda yiizeyler birbirinin aynisi olsa da, en puruzsiiz maddede 
bile molekiiller arasinda yeterli yakinlik saglanamaz. 

Yapigtiricimn var olmasindaki en biiyiik sir da burada ortaya cikar. 
Yapigtincinin molekiiler ozelligi, her iki yiizeyde bulunan molekiiller 
arasinda bir bag olu§turmasi ve onlan bu sayede birarada tutmasidir. 
Ozellikle sivi halde olan bu madde, kinlan parcada Van Der Waals kuv- 
vetinin olu§abilmesi i^in yeterli yakinligi saglar. Bu yakinlik saglandi- 
ginda ortaya cikan guc son derece fazladir, vazonun yapi§an parca- 
sini kimi zaman tekrar o bolgeden ayirmaniz miimkiin olmaz. 



Molekiillerin Tadim" Almz 

Bir elmayi lsirdigimizda aldigimiz tat tani- 
diktir. Gormesek bile yedigimiz §eyin "elma" ol- 
dugunu anlanz. (Jiinkii dilimizin uzerinde 
yakla§ik 9000 tane tat noktasi bulunmakta- 
dir. Bunlar 50 ya da 100 ayn grup halinde 
birbirine uyum saglamis. epitel hucrele- 
ridir ve az sayida sinir uclarina sahip- 
tirler. Bu acidan tat alma duyusu ko- 
ku alma duyusundan farkhdir, 
ciinkii koku alma duyusunda 
alicilar aym zamanda sinir ucla- 
ndir. 45 Kendi aralannda grup- 
lagan tat alma hiicreleri ise 
farkh i§levlere sahip olurlar. 
Dilin bir boliimii "tatliyi" 
algilamakla gorevlendi- 
rilmi§ken, diger bolumu 
"aciyi", bir ba§ka bolii 
mii "ekgiyi", digeri ise 
"tuzluyu" algilama 



il >" 



I 



I 



HARUN YAHYA 






dil kaba 

m— ek?i 

J^- ' UZ " tat gozenegi ' 

^ ?ekerli \ 




Dilimizin iizerinde 9000 tane tat noktasi 
bulunmaktadir. Bunlar 50 ya da 1000 ayri 
grup halinde birbirine uyum saglamis epi- 
tel hiicreleridir. iste bu nedenle bir elmayi 
isirdigimizda, gormesek bile bunun elma 
oldugunu hemen anlanz. 



sorumlulugunu ustlenmi§tir. Tath boliimunde hicbir zaman ek§i, ek§i 
boliimunde hicbir zaman aci algilanmaz. 

Dilin iizerindeki <je§itli tatlan almaya yarayan bu boliimlere gluko- 
for adi verilir. 46 "Tath" duyusu, dilin on kisminda bulunmaktadir. Yani 
tath glukoforu on kisimdadir. Glukoforun yapisinda protein bulunur. 
Di§andan gelen herhangi bir tat molekiilu buraya ulagtiginda, soz konu- 
su protein molekiilu ile hidrojen baglan kurar ve beyne bir sinyal gon- 
derir. Boylelikle, yedigimiz geyin "tath" oldugunu ve bir elmaya ait ol- 
dugunu anlayabiliriz. 

Peki acaba glukofor, tath molekulunu nereden tanir? Glukoforlann 
ozelligi belli bir geometrik diizenlemeye sahip olan atom grubunu ayirt 
edebilmeleridir. Dilin on kismi, kendisine uyumlu geometrik yapidaki 
molekuller kendisine baglanabildigi icm "tathyi" algilar. Bunu bir tiir 
yap-boz oyununa benzetebiliriz. Uygun bosduklan doldurabilen uygun 
§ekildeki parcalar, dilin iizerinde belirlenmis. yerlerine yerle§mektedir. 
Yerle§tikleri yere gore de bir his olu§tururlar. Tath molekulleri, hicbir za- 
man aci icin belirlenmis. bolgeye baglanmayacak, oradaki bo§luklan 
doldurmayacaktir. Ciinkii geometrik §ekilleri buna uygun degildir. 






AD NAN OKTAR 



Molekiillerin, dilin iizerinde kendileri icin belirlenmis. ozel bosluk- 
lara sahip olmalan biiyiik bir tasarimdir. Tatliyi tatli, aciyi aci yapan mo- 
lekiil ozelligi ozel olarak belirlenmis. ve dilin tatliyi veya aciyi algilama 
bolgesi bu molekiillere baglanacak ozel bir §ekil ile yaratilmi§tir. Biitiin 
bunlarm gercekle§ebilmesi icin bir plan ve akil gerekmektedir. 

Dilde, besinlerdeki tadlari algilayan boyle bir mekanizmamn bulun- 
masi, kugkusuz bir tesadiif degil, Allah'in insan icin yarattigi biiyiik bir 
nimettir. Gozle goriilmeyen molekiillerin birbirlerinden farkh hisler, bir- 
birlerinden farkh lezzetler ve ce§itler meydana getiren §ekiller edinmi§ 
olmalan ve dilin de bu molekiillerin bicimlerine uygun bir diizende di- 
zayn edilmi§ olmasi acik bir tasanm ispatidir. Dilin di§andaki tat mole- 
kiillerinden, tat molekiillerinin de dilden bagimsiz olarak geli§meleri im- 
kansizdir. Bu tasanm, tatlann ve dilin birbirinden bagimsiz olmadiklan- 
m, her birinin aym Yaratici'mn eseri oldugunu acikca gostermektedir. 

Bu durum, evrim teorisi icin bir ba§ka onemli cikmazdir. (Jiinkii, 
birbirleri ile bu kadar kusursuz bir uyum icinde olan yapilann, birbirle- 
rinden bagimsiz olarak tesadiifen biiyiik bir uyum icinde var olmu§ ol- 



TAT HUCRELERI 




Kendi aralannda 
gruplasan tat alma 
hucrelei i farkh i§lev- 
lere sahip olurlar. 
Dilin bir boliimii 
"tatliyi" algilamakla 
gorevlendirilmisken, 
diger boliimleri "aci- 
yi", "eksiyi" veya 
"tuzluyu" algilarlar. 
Tatli ve tuzlu mole- 
kiilleri her zaman 
kendilerine uygun 
olan ahcilara bagla- 



HARUN YAHYA 




malannin hicbir mantiksal gerekcesi yoktur. 

Goruldiigii gibi, gevremizdeki her varlik, buna kendi bedenimizin 
de her noktasi dahil, Allah'in varhgini, sonsuz guciinii ve akhni bizlere 
gostermektedir. 

Ce§itli tatlandincilar, tat molekiilleriyle dildeki bo§luklarm uyumu- 
nu saglayan bu yap-boz oyununun kuralma bagli kahnarak meydana ge- 
tirilmigtir. "Tath" ozelligi gosterebilmesi icin dilin tath algilayan bolii- 
mundeki bogluklara uygun molekiiller ozel olarak geli§tirilmekte ve be- 
yinde tath hissinin olugmasi saglanmaktadir. Bu sayede dii§iik kalorili ve 
§eker ozelligi gostermeyen tatlandincilarin olugmasi saglanmaktadir. 47 
Bu ashnda bir ba§ka gercegi vurgulamak acisindan da onemli bir taklit- 
tir. Ahnan tat, sadece bir algidir. Ortada §eker olmamasina ragmen bey- 
nin yedigi §eyi §ekerli algilamasi bunu agikga kamtlamaktadir. Bedenin 
icinde, di§anda var olan maddelerden bagimsiz bir duyu sistemi bulun- 
maktadir. Yamltici bir taktikle, ashnda olmayan bir §eyi beyne var gibi 
gostermek, beynin algiladigi §eyin digandaki ile bir baglantisi olmadigi- 
m da kamtlar. Tatlandincilan tattigimizda ashnda di§anda §eker yoktur. 
Ama biz oyle zannederiz. Peki bu durumda gercek §ekerin var olup ol- 
madigindan nasil emin olabiliriz? Sadece algilanmizla muhatap oldugu- 
muz icin bundan ku§kusuz higbir zaman emin olamayiz. 

Beyne algi olarak ula§an §ey biitiin bu molekiillerin, §ekillerin ve 
kimyasal baglarm otesinde, sadece elektrik sinayalleridir. Beyin, gelen 
bu sinyalleri "tath" olarak algilar. Ancak bu sinyali neye gore ayirt ettigi 
belli degildir. (^iinkii dilden beyne ula§an bu elektrik sinyalleri, diger 
tiim duyulanmizda oldugu gibi beyne dogru giden ve yag, su ve prote- 
inden ibaret olan sinirler boyunca ilerlerler. Bu durumda sorahm: Bir 
muz ya da §eker acaba gercekten tath midir? Bundan emin olabilir mi- 
yiz? Bundan emin olabilmek kugkusuz ki mumkiin degildir. Di§ diinya- 
da var olan her§ey elektrik sinyalleri §eklinde beynimize ulagtigindan, 
di§ diinyada var olan nesnelerin hicbir zaman ash ile muhatap olama- 
yiz. Bu durumda yedigimiz §eker bize gore tathdir, yani beynimiz ken- 
disine gelen elektrik sinyallerini tath olarak algilar. Ama gercekte onun 
tath olduguna dair hicbir kamtimiz yoktur. 






AD NAN OKTAR 

Molekiilleri "Koklanz" 

Bir giilii kokladigimizda bize ula§an §ey giile ait koku molekulle- 
ridir. Burunda koku almaya yarayan sistem de dildekine benzerdir. Mo- 
lekiiller, kendileri icin belirlenmis. bo§luklara yerle§irler; buradaki pro- 
teinler ile kimyasal bag kurarlar ve "koku" algisimn olu§acagi §ekilde 
beyne iletilirler. 

Burunda "nasal epitelyum" adi verilen hassas bir zar iizerinde bir- 
birinden farkli kokulan hissederiz. Burada 50 milyon kadar sinir hiicre- 
si bulunmaktadir. Her bir sinir hucresi pek cok protein icerir. Bu prote- 
inler, koku molekiillerinin uyum gosterebilecegi §ekilde ce§itli geomet- 
rik §ekillere sahiptirler. Bir koku molekulii, §ekli uydugu siirece orada- 
ki protein molekiillerinden birine tutunabilir. Boylelikle bu bolgede bir 
kutupla§ma meydana gelir. Bu kutupla§ma bir elektrik enerjisi meyda- 
na getirir ve algilanan kokunun elektrik sinyalleri almn hemen altinda- 
ki koku alma alanina ula§ir. 48 Burada farkli hiicrelerden gelen bilgiler de- 
gerlendirilir ve cegitli beyin yapilanna gonderilerek, "koku"nun nasil ve 
neye ait oldugu belirlenir. Beyne gidecek bir sinyalin basdamasi icin mo- 
lekiiliin yalmzca bir parcasinin belirlenen alana rahatca uymasi yeterli- 
dir. Bu, daha once tat algisinda gordugiimuz tarzda bir anahtar-kilit sis- 




/ koku tuycuklerl 

gaz molekiilleri 



Burnun ic zan iizerinde 50 milyon kadar sinir hucresi bulunmaktadir. Bu hiicreler ko- 
ku molekiillerinin uyum gosterecegi sekilde cesitli geometrik sekillere sahiptirler. 
Koku molekulii, sekline uyan proteine tutunabilir ve bir kutuplasma baslar. Kutuplas- 
ma elektrik sinyallerine doniisiir ve bu sinyaller cesitli beyin yapilanna gonderilerek 
kokunun nasil ve neye ait oldugu belirlenir. 



i>. / 



. *t 



miamLn: ne var 



w^l 






AD NAN OKTAR 



temidir. Alginin gercekle§ebilmesi igin iki §eklin birbirlerine tarn olarak 
uyum gostermesi, yani anahtann kilide uymasi ve bu iki molekiilun bir- 
birlerine kenetlenmeleri gerekmektedir. Eger molekiil biikiilgense bir- 
den fazla alana uyabilir. Bu durumda karma§ik bir durum meydana ge- 
lir ve kokulan birbirine benzetebilir veya ayni anda tek bir koku ile bir- 
den fazla nesnenin zihnimizde belirmesini saglayabiliriz. Ornegin bur- 
numuza gelen bir cicek kokusudur, ama biz onu ayni zamanda bir par- 
fiime veya bir meyveye benzetebiliriz. 

Kokunun algilanabilmesi icm koku molekullerinin ugucu ve suda 
coziinebilir olmalan gerekmektedir. Ucucu olmalan koku epitelyumuna 
ulagabilmeleri icin gereklidir. Molekiillerin coziinebilir olmalan da pro- 
teinlerin ve koku epitelyumundaki hiicrelerin cikardigi sivi olan mukus- 
da coziinmeleri icin onemlidir. Ancak eger molekiil mukus icmde gozii- 
nemezse, bu durumda mukustaki organik molekiiller coziinemeyen mo- 
lekiilleri su vasitasiyla ozel olarak gorevlendirilmi§ ba§ka bolgelere ula§- 
tinrlar. Molekiiller burada ilgili protein ile birlegebilirler. 4 " Boylelikle ay- 
ni koku hissi olu§ur. Yani bir ba§ka deyi§le koku molekullerinin suda eri- 
meme ihtimallerine kar§i da ozel bir tedbir alinmigtir. Beyin, §u veya bu 
§ekilde gelen koku molekiiliinii mutlaka algilamaktadir. 

Kokularm birbirlerinden "farkli" olmalan, biraz once belirttigimiz 
gibi esansi olu§turan koku molekullerinin §ekilleri ve bunlann baglandi- 
gi proteinlerin yapilan ile ilgilidir. Bir giilii kokladigimzda burnunuzda 
molekiillerle proteinlerin birbirine uyum gosterdiklerinin ve kimyasal 
bir faaliyet iginde olduklannin farkinda bile degilsinizdir. Oysa gulden 
size koku olarak ula§an §ey her zaman aynidir ve ayni tip proteinlerle 
baglanti kurar. I§te bu nedenle gormeseniz de, dokunmasaniz da, koku- 
sunu duydugunuz anda onun "giil" oldugunu hemen anlayabilirsiniz. 
Hicbir zaman gulden gelen kokular, burnunuzdaki farkli bir proteine 
baglanmaz ve sizde "gilek" hissi uyandirmaz. Boyle bir yamlgiya bir an 
bile dugmezsiniz. (^iinkii bu molekiiler yapi gercekten de kusursuz bir 
sistemle iglemektedir. Buradaki kusursuz sistem sayesinde sadece iki ko- 
ku arasindaki farki degil, yeryiiziinde bulunan, taniyip tammadigimiz 
birbirinden farkli sayisiz koku molekiiliinii birbirinden ayirt edebiliriz. 






m 



1 / 



HARUN YAHYA 



Molekiilleri "Gortiriiz" 

Gordugiimuz zaman da yine goziimuzdeki molekiiller molekiille- 
ri algilar. Bir nesne icindeki rengin elementlerini molekiiller olu§tur- 
makta, aym zamanda di§andan gelen i§iga yine goziimuzdeki molekiil- 
ler tepki vermektedir. 

Pek cok dogal renk, bunlari meydana getiren cok ozel molekiiller 
sayesinde olu§ur. Sokaktaki agaclar, kokladigimiz bir cicek, bu molekiil- 
ler sayesinde renklidirler. Sonbaharda bir yaprak bu molekiillerde mey- 
dana gelen degigiklikler nedeni ile renk degigtirir. Cildinizin, saclanm- 
zin ve gozlerinizin renginin sebebi de bu molekiillerdir. 

Renkleri meydana getiren ve bunlara cevap veren molekiilleri ince- 
lemeden once goziin "gorme" i§leminde nasil bir faaliyet icinde oldugu- 
nu hatirlamakta fayda vardir. Goz retinasi iki tip alici hiicreden olugur. 
Bunlara cubuklar ve koniler ismi verilir. Bir milyar ya da daha fazla cu- 
buk log lgigi algilar, ama renkler arasinda ayirim yapamaz. 3 milyar ya 
da daha fazla sayidaki koni ise parlak i§igi algilar ve renkleri birbirin- 
den ayirt eder. Her bir alici hiicre i§iga duyarli molekiilleri icerir ve ay- 
dinliga kar§i verdikleri tepki, onlarin beyne giden mesajlarim belirler. 

Gorme iglemini saglayan retinal molekiilii bir hidrokarbon grubu- 
dur ve ozel bir §ekilde baglanmi§tir. Bu molekiilii meydana getiren bag- 



bilgisini 
ta?iyan 




koni cubuk 

?ubuk ve koni hiicreleri (beyaz oklar hiicresi hiicresi 
gubuk ve koni hiicrelerinin isiga 
hassas bolumlerini gosteriyor) 

Gorme islemini saglayan retinal molekiilii bir hidrokarbon grubudur ve ozel bir sekilde bag- 
lanmistir. Bagin ozelligi biikiilmez olmasi ve zincirdeki elektronlann gevsek bir sekilde birbir- 
lerine tutunmasidir. Rahatca hareket eden bu elektronlar molekiil iizerine diisen bir isiktan 
enerjiyi kolayhkla emebilirler. 



ADNAN OKTAR 



lann en onemli ozelligi bukiilmezligidir. Bu nedenle zincir oldukga sag- 
lamdir. Baglann ikinci ozelligi ise zincirdeki elektronlann gevgek bir bi- 
cimde birbirlerine tutunmalandir. Bunun anlami §udur: Gev§ek bir bi- 
cimde birbirlerine tutunan elektronlar yeni bolgelere kolaylikla hareket 
edebilirler. Elektronlann rahat hareketleri nedeniyle molekiil iizerine dri- 
ven herhangi bir i§iktan enerjiyi kolaylikla emebilir ve bu enerjiyi, kendi 
elektronlarimn yeni bir diizenlemeye girebilmeleri icin saklayabilir. 

Bu ozellik bizim icin son derece onemlidir. (Jiinkii retinal molekiilii, 
bu sayede iizerine dii§en her tiirlu i§igi algilamaktadir. (Jevremizdeki her 
tiirlii detayi kusursuz olarak gormemizi saglayan sistem budur. Allah, 
gozlerimizdeki mucize sistemin sirrini rahathkla hareket edebildikleri 
icin kolayca enerji depolayan elektronlann varhgina bagimli kilmigtir. Bu 
kompleks sistemler, yalmzca Allah'in "Ol" demesi ile var olmu§tur. Allah 
Kuran'da bu gercegi §u gekilde bildirmi§tir: 

O, gokleri ve yeri hak olarak yaratandir. O'nun "ol" dedigi gun (her- 

§ey) oluverir, O'nun sozii haktir. Sur'a iifuruldiigu gun, miilk O'ni 
lr. O, gaybi ve mii§ahede edilebileni bilendir. O, hiikum ve hikmet 

sahibi olandir, haberdar olandir. (Enam Suresi, 73) 



HARUN YAHYA 



RENKLERIN KAYNAGI OLAN MOLEKULLER 






Ya§am ZiNCiRiNiN En Onemu Elemani: Klorofjl Molekglo 

Fotosentez, ye§il bitkilerin ve bazi tek hiicreli mikroorga- 
nizmalann gerceklegtirdigi kimyasal bir i§lemdir. Buna go- 
re bu canlilar Giines. i§inlarmi bir enerji kaynagi olarak kul- 
lanarak, karbondioksit ve hidrojeni birle§tirirler ve bu yol- 
la besin ve oksijen iiretirler. Giines. enerjisini bedenimize ala- 
bilmemizin tek yolu ve yeryuziindeki oksijen dongusiinun 
tek kaynagi bu canlilarm gercekle§tirdikleri fotosentez i§lemi- 
dir. Fotosentez gibi bir i§lem olmadan, yeryiiziinde canli haya- 
tindan bahsetmek miimkun degildir. 

Fotosentezi yeryiiziinde belirli canlilarm gercekle§tirebil- 
mesinin tek sebebi bu canlilarm "klorofil" molekiiliine sahip 
olmalandir. Bu mucize molekiile sahip olan canli, besin elde 
edebilmek, kisacasi ya§ayabilmek icin artik ba§ka kaynakla- 
rin varhgina ihtiyac duymayacaktir. O, enerjisini ve besinini 
Gune§'ten dogrudan alabilir. Ancak boyle bir molekulun var- 
ligi ve bu molekulun isdemlerini gercekle§tirmesi cok da ko- 
lay degildir. Bunun bir gostergesi, klorofil molekulun iin yapi- 
sinin bilinmesine ve 21. yiizyilin iistiin teknolojisine ragmen, 
hala fotosentez sisteminin bir benzerinin yapay olarak ger- 
cekleijtirilememis. olmasidir. Bir yaprak icinde bu molekulun 
harekete gecebilmesi ve gorevini yerine getirebilmesi icin 
yiizlerce enzim gorev yapmaktadir. 

Fotosentez sirasindaki i§lemler son derece komplekstir. 
Klorofil, Gunes/ten gelen i§igi alarak kimyasal enerjiye cevirir. 
Bunun ardindan, elektron transfer sistemi adi verilen bir i§- 
lem basdar. Bu iglem gerceklegirken su molekiilleri parcalamr. 
Suyun pargalanmasi sonucunda serbest kalacak olan atom- 
lar hidrojen ve oksijendir. Serbest kalan bu atomlardan 
hidrojen atomu bitki icerisinde tekrar kullamlirken, 




'^ 0*ndcm 
^yoktur 




J/. 



HARUN YAHYA 






oksijen atomlan atmosfere birakilir. Fotosentez i§lemi yapan bitkinin 
yeryiiziinde oksijen dengesini saglamasimn nedeni budur. §u an solu- 
dugumuz oksijen herhangi bir ye§il bitkinin, sahip oldugu klorofil mo- 
lekulii sayesinde parcaladigi suyun oksijenidir. Eger bu molekiil veya 
bu molekiilun hareketlenmesini saglayan enzimler olmasaydi, §u anda 
varhgimizdan eser olmayacakti. 

Klorofil molekulunii ihtiva eden yapi kloroplast pigmentidir. Bu 
pigmentin icinde kiicuk ve yuvarlak yapilar bulunur. Bu yapilara grana 
adi verilir. Klorofil molekiilleri granalarm icinde bulunurlar ve fotosen- 
tez basamaklarimn bazilan bu bolgede meydana gelir. Kloroplast pig- 
menti Giines. i§igina maruz kaldiginda hareketlenmeye ba§lar ve yaprak 
hiicresinin icinde siirekli olarak dolanir. Bu hareketin nedeni ise Giines. 
i§igindan maksimum verim alabilmesidir. Kloroplast pigmentinin rengi 
ye§ildir. Fotosentez yapabilen canlilarm ye§il renge sahip olmalannin se- 
bebi budur. Pigmentin ye§il renge sahip olmasimn nedeni de hem mor 
hem de kizil i§igi emebiliyor olmasidir. Bu renkleri olu§turan dalga boy- 
lan fotosentez i§lemi icin onemli birer enerji kaynagidirlar. 

Bu kuciiciik molekiiliin gercekle§tirdigi isjemin capi gercekten de 
son derece biiyiiktiir. Yapilan tahmini hesaplara gore yeryiiziinde her yil 
bitkiler tarafindan kullamlan su miktan 280 milyar ton, C0 2 miktari 680 
milyar ton ve bu maddelere kar§ihk olarak atmosfere birakilan oksijen 
miktari ise 500 milyar tondur. 50 Bu rakamlar, bu molekiiliin 
gercekle§tirdigi i§lemlerin ne kadar onemli oldugunu 
bir kez daha gostermektedir. Yeryiiziindeki turn ye§il 
yapraklarm her hiicresine biiyiik bir itina ve kusur- 
suz bir diizen ile bu mucize molekiil yerlegtirilmis. 
ve bu molekiiliin harekete gecmesi icin yiizlerce en- 
zim gorevlendirilmi§tir. Fotosentez, canhligin koke- 
nini rastlantilarla aciklamaya gah§an evrimcileri tek 
ba§ina ciiriitmeye yeten biiyiik bir yaratihs. delilidir. 





■r:-.* 




Yesil bitkilerin yaprak 
hiicreleri icinde, klorop- 
lastlar fotosentez fabrika- 
si gibi cahsirlar. Bir dizi 
reaksiyon, su ve karbon- 
dioksitten, oksijen ve gli- 
koz iiretir. Her kloroplas- 
tin iginde grana (asagida) 
adi verilen ozel paketcik- 
ler vardir. Granalar Gu- 
ne§ enerjisini kimyasal 
enerjiye donustiiren, i?i- 
ga duyarli elektronlan 
kullanan proteinleri ve 
gerekli enzimleri icerirler. 




Qiitin Ijifii 



Bir glikoz molekuluniin 
olusmasi icin 6 su mo- 
lekulu ve 6 karbondiok- 
sit molekiilii gereklidir. 
Bu sekilde 6 oksijen 
atomu aciga cikar. 



J/. 



HARUN YAHYA 



BiR Ba$ka Enerjj Kaynagi: Karoten Molekglo 

Turuncu renk, karoten molekuliinun eseridir. Karoteni meydana 
getiren baglar, retinal molekiilunu meydana getirenler ile aynidir. Bu 
baglar, iki ozellik gosterir. Birincisi; karoten ve retinal molekiilleri bu 
baglar nedeni ile kati ve bukiilmezdir. Ikinci ise; bu molekiillerin gev- 
§ekce tutunan elektronlan diigtik enerjili bir i§ik gorseler bile hemen ha- 
reketlenmeye ve bu i§igi kendi biinyelerine almaya hazirdirlar. 

Karoten civit mavi i§igi emebilir ve bundan dolayi da turuncu go- 
zukur. Havuca rengini veren ozel molekiil budur. Siitiin soluk krem ren- 
gi ve tereyagin sari rengi karoten molekullerinin varligindan kaynaklan- 
maktadir. Etlerin yaglari da yine hayvanlarm yedigi karoten nedeni ile 
hafif sanmsi renk ahr ve hidrokarbon yapisindan dolayi bu karoten mo- 
lekiilleri yag icerisinde erir. Alg ve yegil bitkiler gibi fotosentetik orga- 
nizmalarda karoten, klorofil ile birlikte olugur. Karotenin rolii, klorofil 
tarafindan emilemeyen Giine§ i§inlarinin bir kismini bir dereceye kadar 
toplamaktir. Bir yaprakta, genellikle her uc klorofil molekiiliine kargihk 
bir adet karoten molekulu bulunmaktadir. Yaprak ne kadar koyu ye§il 
olursa icinde o kadar fazla karoten konsantrasyonu bulunuyor demek- 
tir. Karotenin sari turuncu rengi sonbahara kadar klorofil tarafindan 6r- 
tiilii kalir. Sonbahar gelip de klorofil molekulu bozuldugunda, karoten 
molekulu iyice kendisini gosterir. 51 Sonbaharda yapraklann sararmasi- 
nin, bitki ortiisiindeki muazzam renk degisYminin nedeni i§te budur. 

Yeryiiziinde bu ozelliklere sahip olan, diinyaya hayat veren, mev- 
simler arasinda estetik bir gesYtlilik saglayan karoten ve klorofil ozelligi- 
ne sahip bir ba§ka molekiil bulunmamaktadir. Bu molekiillerin bir ben- 
zeri, suni olarak bile saglanamamaktadir. Bunlar, evrendeki diger her- 
§ey gibi Allah'in birer nimetidirler. Evrimin iddia ettigi kor tesadiiflerin 
bu kiiciiciik molekiillere benzer bir molekiil daha ortaya cikarmasi 
miimkiin degildir. Insan, sahip oldugu hergeyde, yaptigi her igte Allah'a 
muhtac bir varhktir. Bunu anlamak igin §u gercegi gormesi yeterlidir: 
Yeryiiziindeki tek bir molekiiliin yoklugu kimi zaman insanin varhgini 
tiimiiyle sona erdirebilir. Bu kitapta ornek verilen molekiillerin hemen 
her biri bunun acik birer ornegidir. 



—J9 










1 














5^ •-" 




¥ 






v* 



d&is u 7i„ o n l ara.§okten 
ijndirip de oliimuhtfen 



S®S8f7S - 



je soracafi 



rsan t $upnes\z: 'Allan 
jeccizier, *De £i: ,tr Kamd 



anlarin $ogu 



resi, 63) 



J/. 



HARUN YAHYA 



Renk Oreten Ba§ka BiR Molekgl: Melanjn 

Melanin molekiilleri de, karoten molekiillerini olugturan baglarla 
baglanmiglardir. Melanin sahip oldugu baglar sayesinde etrafindaki bii- 
tiin i§igi emebilir. Dolayisiyla melanin iceren bir obje siyah goruniir. Me- 
lanin molekiilleri, protein molekullerine baglanir ve renkleri saridan 
kahverengiye, hatta siyaha kadar degi§en graniiller icinde birikirler. Bi- 
riken bu graniiller cildimize ve sacimiza kendine has rengini veren gra- 
niillerdir. Molekiillerin graniiller icinde birikme gekline gore saclanmiz 
sari veya kahverengi ya da siyah olmaktadir. 

Melanin aym zamanda bukalemunun renk degi§tirme mekanizma- 
sinin da bir parcasidir. Bu mekanizmada molekiil, derinin icindeki ka- 
nallar boyunca ta§imr ve alt kisimda bulunan daha parlak pigmentleri 
kapatmak icin ugragir. Ahtapot gibi kendisini koyula§tiran hayvanlar da 
aym §ekilde bu molekiilden faydalamrlar. Bedenlerinde meydana gelen 
renk degi§ikliklerini, melanin granullerinin yayilmasi sayesinde elde 
ederler. Melanin graniilleri tekrar biraraya gelip toplandiginda ise deri- 
nin rengi acihr. 

Farkh bicimlerdeki melaninler de meyve ciiriidiigii zaman olu§ur- 
lar. Olugumlarinin nedeni, meyvenin hiicre duvarmin zarar gormesidir. 
Bu zarar, fenol oksidaz adi verilen bir enzimin hiicre icinde harekete 
gecmesine neden olur. Bu enzim; limon, kavun ve domateste bulunmaz. 
Igte bu nedenle bu bitkiler ciiriidiiklerinde kolayca kahverengile§mez- 
ler. Ancak geftali gibi meyvelerde ciiriime ile meydana gelen kahveren- 
gilegme, melanin molekiiliiniin bir sonu- 
cudur. Melanin ayrica gayin koyu rengin- 
den de sorumlu olan bir molekiildiir. 

Melanin hakkinda verdigimiz biitiin 

bu bilgilere dayanarak onu sadece renk 

iiretmekle sorumlu bir molekiil olarak dii- 

l ■ §iinmemeliyiz. (^iinkii melanin sadece 

^^^^^ renk vermez, avm zamanda ultraviyole 

lginlara ve goriiniir i§iga kar§i da bir koru- 




: 



ADNAN OKTAR 




Melanin, derimize renk veren molekul oldugu kadar bizleri ultraviyole isinlarma ve gorii- 
niir isiga karsi koruyan onemli bir zirhtir. Allah'in yarattigi bu ozel korumamn eksikligin- 
de kisi kisa siirede deri kanseri olabilmektedir. 



ma saglar. Cildimiz di§andaki zararli ve agin lgiklardan melanin saye- 
sinde korunmaktadir. Eger bu pigment olmasaydi cildimiz kolaylikla bi- 
ze ulagabilen ultraviyole i§inlar nedeni ile kisa siirede zarar gorecek, ni- 
teligini yitirecek ve kisa siirede olecekti. Nitekim melanin molekiiliiniin 
eksikligi ile sonuclanan bazi kalitsal hastaliklar, ornegin albinizm; deri, 
sac, kirpik ve kaglann kendine has renginin kaybolmasina neden olur ve 
cildi soz konusu i§inlara kar§i oldukga hassas bir duruma getirir. Bu has- 
talar melaninin ozel korumasindan mahrum kaldiklan icin kisa siirede 
deri kanseri olabilmektedirler. 

Bu koruma en hassas ve en degerli organlanmizdan biri olan goz- 
de de devam eder. Goz renginizin kaynagi melanindir. Ancak melanin 
goze sadece renk vermekle kalmaz, koruyucu ozelligi sayesinde goziin 



%K ? 






J/. 



HARUN YAHYA 



lensini ultraviyole i§inlarma kar§i korur ve katarakt riskini azaltir. Nor- 
mal gartlarda goz, ultraviyole i§inlardan en fazla etkilenebilecek olan or- 
gandir. Ama melaninin varligi sayesinde boyle bir risk ile kar§i kargiya 
kalmayiz. Melanin ayrica retinanin dokusuna uygun olmayan ve retina- 
ya zarar verecek olan farkh renkleri de filtre ederek ekstra bir koruma 
saglar. Boylece merkezi gorme, hicbir zaman digandaki lgiktan etkilen- 
mez, zarar gormez. Mavi i§igi ve goz kama§tinci lgiklan da azalttigin- 
dan goriis. kalitesini artinr. Bir yandan da mavi i§igi tamamen elemedi- 
gi icin renk dengesi korunmus. olur. 52 

Sonucta, goziin korunmasindan renk kalitesine kadar gozle ilgili ce- 
§itli ayarlar melanin molekiilunun faaliyetlerine bagimli kilinmigtir. Bir 
molekiiliin gozii "korumayi" bilmesi, Allah'in kusursuz tasariminin bir 
eseridir. Molekiiliin her§eyden once goziin gormeye yarayan bir organ 
oldugunu anlamasi ve i§iga kar§i hassasiyetini tahmin etmesi gerekmek- 
tedir. Biitiin bunlann iizerine kendi koruyucu ozelliginin farkinda olma- 
si ve gidip bu hassas organin bulundugu yere yerle§mesi gerekmektedir. 
Biitiin bunlar elbette bir guur gerektirir. I§te bu guurun kaynagini fark e- 
den insanlar akillanni kullanabilir ve hicbir §eyin kendiliginden var ol- 
madigini anlarlar. Melaninin goziin icinde gerekli yerde, gerektigi oran- 
da var olmasi, ku§kusuz amaca yonelik bir tasanmin varhgini gosterir. 
Bunun anlami, yaratiligtir. Yaratilan her§ey en ufak bir §upheye acik ka- 
pi birakmayacak §ekilde net ve kusursuzdur. Bu kusursuzlugu gormek 
kolaydir, ciinkii bu egsiz yaratilig evrenin her noktasindadir. Ama bunu 
anlayip idrak etmek, giikrii ve takdiri onun sahibine yoneltmek ancak 
akil i§idir. Etraflanndaki muhtegem yaratihgi izleyip, Allah'a §iikreden 
miiminler ayette §u §ekilde tamtihr: 

§iiphesiz goklerin ve yerin yaratih§inda, gece ile giinduzun ardarda 
geli§inde temiz akil sahipleri iqin gerqekten ayetler vardir. Onlar, 
ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'i zikrederler ve goklerin 
ve yerin yaratili§i konusunda du§uniirler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, 
Sen bunu bo§una yaratmadin. Sen pek yiicesin, bizi ate§in azabin- 
dan koru." (Al-i Imran Suresi, 190-191) 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

Biitiin bu renk molekiillerinin ve onlarin ozelliklerinin tamtilmasi- 
nin sebebi, etrafimizda her an gordugumiiz canlihgin ve renkliligin as- 
linda yine elektronlarm hareketinden ba§ka bir §ey olmadigini goster- 
mek icindir. Soz konusu pigmentler yine dogadaki 109 atomdan birkac 
tanesinin ce§itli §ekillerde baglanmasindan olu§mug ve bu defa bir ma- 
sa, tuz veya tugla degil de renk pigmenti olmu§lardir. Allah, bu ce§itli- 
ligi saglamak igin sadece soz konusu atomlan degil, ayni zamanda bun- 
lann baglanma §ekillerini de sebep kilmi§tir. Var olan hergey temelde 
birbirinden hicbir farki olmayan proton, notron ve elektronlardan olu§- 
maktadir. Ancak bunun sonucunda ortaya cikan bu genis. alem gercek- 
ten de goz kama§tincidir. Bu alemde bulunan her§ey Allah'in dilemesiy- 
le meydana gelmi§ bir sanattir. ihti§amli ve benzersizdir. Tiim bunlan 
yaratmis. olan Yiice Rabbimiz'in kudretini sergiler. Kugkusuz ki Allah, 
bunlann benzerlerini ve cok daha iistiinlerini yaratmaya kadirdir. 

Evrimciler, Allah'in muhte§em yaraugini tesadiiflerle aciklamaya 
cah§tiklan icin, Allah'in varhgini inkar etme yamlgisina diigerler. Oysa 
Allah'in varhgi her yerdedir. Yaratilmis. olan her varhk, en kiiciik zerre- 
sine kadar tiim detaylan ile O'nun sanatinin birer parcasidir. Bu kitabin 
konusu olan molekuller de dahil olmak iizere, yerde ve gokte olan her- 
gey, en kiiciigiinden en biiyiigiine kadar, Rabbimiz'in buyuklugiinii ve 
guciinii siirekli olarak ve acikca ilan etmektedir. Rabbimiz bu gercegi 
ayetlerinde §6yle belirtir: 

O Allah ki, O'ndan ba§ka ilah yoktur. Gaybi da, mii§ahede edilebi- 
leni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah ki, O'ndan 
ba§ka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddus'tur; Selam'dir; Mii'min'dir; 
Miiheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dir; Miitekebbir'dir. Allah, (mii§- 
riklerin) §irk ko§tuklarindan qok yiicedir. O Allah ki, yaratandir, (en 
giizel bir biqimde) kusursuzca var edendir, '§ekil ve suret' verendir. 
En giizel isimler O'nundur. Goklerde ve yerde olanlarin tiimii O'nu 
tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Ha§r Suresi, 22-24) 



<£Kl 



%:h 



^^^L nsanlarin akillanna "kristal" dendiginde co- 
■ gunlukla "kristal bir vazo", belki biraz daha bi- 
1 limsel olarak "kar kristalleri" gelir. Ancak, kris- 
^^F^ taun gergekte ne oldugu, molekiiler seviyede 

kusursuz ve muhtesem bir sanat eseri oldugu 
pek bilinmez. 

Kristaldeki benzersiz geometri, onu ilk kesfeden bilim adamla- 
rinda hayranhk uyandirmis, bu mukemmelligin sirri pek cok uzma- 
nin uzun ugraslan sonucunda qok yakin bir zamanda anlasilmistir. 
Allah'in sergiledigi bu benzersiz geometri sanatinin ne oldugunu an- 
layabilmek icin once molekiillerin girdigi uc farkli hali incelemek ye- 
rinde olacaktir. 



Molekiiliin Nitelik Degi$tirdigi 3 Farkli Hal 

Pek cogumuz "maddenin iic hali"ni biliriz. Buna verilen en bi- 
linen ornek "su"dur. Su normal halinde iken sivi, dondurulunca 
buz yani kati, lsitilinca da buhar yani gaz haline gecer. Iste bir mad- 
denin molekul yapisim kaybetmeden kazandigi bu durum degisikligi 
maddenin iic farkli halidir. Ancak her madde bu iic farkli hale girmez. 
Ornegin barutu lsitirsaniz onun gaz haline ulasamazsimz. Barut lsiti- 
hnca patlar ve tamamen farkli bir molekul olur. Cam ise sogutuldu- 
gunda bir kati olmaz, sadece sertlesir. Bir cam bardak ashnda sanildi- 
ginin aksine sividir. 53 Onu kati zannetmemizin sebebi oldukca sert olu- 
sudur. (Jok eski donemlerden kalmis olan cam bardak ve vazolann alt 
kisimlannda kahn bir cam katmaninin olusma nedeni camin gozle go- 
riilmeyen bir miktarda siirekli olarak asagiya dogru akiyor olmasidir. 

"Kristal" adini verdigimiz sey, maddelerin kati haldeyken sahip 
olduklan geometrik molekul yapisidir. Bunu daha iyi anlayabilmek 
icin su ornegi diisiinmeliyiz. Su; gaz, sivi ve kati halinde de aym mo- 
lekiiler ozelliklere sahiptir ve H 2 formulu ile tammlamr. Sivi haldey- 
ken suyu olusturan molekiiller birbirlerinin iizerinden kayar, gaz ha- 
lindeyken molekiiller birbirlerinden bagimsiz olarak genis bir alana 
yayihrlar. Ancak su kati haldeyken, suyu olusturan molekiiller son 



J/. 






HARUN YAHYA 

derece simetrik ve kusursuz bir dtizen dahilinde pe§pe§e dizilir ve "kris- 
talle§irler". Boylelikle buz olu§ur. Maddenin, katila§tigi anda benzersiz 
bir §ekil ve geometrik duzen elde etmesi o maddenin "kristalle§mesi- 
dir". Bir madde sogudugunda eger bu simetrik dtizeni elde edemiyorsa 
o zaman o madde kati degildir. Camin "kati" olarak kabul edilmemesi- 
nin nedeni de budur. Cami olugturan molekiiller sogutuldugunda kris- 
tal bir yapi kazanmazlar. Yani molektillerdeki ve atomlardaki dizilim 
dtizenli degildir. Boyle bir dtizenliligi saglayamayan bir madde kristal- 
legemez, dolayisiyla da kati hale hicbir zaman ula§amaz. 

Kristaldeki Kusursuz Tasanm 

Atomlar, bir molektilti olu§turabilmek icin ge§itli §ekillerde birlegirler. 
Ortaya cikardiklan §ekil iic boyutlu bir §ekildir ve bu §ekil ortaya cikan 
molekiil icin son derece onem- 
lidir. Daha once de belirtildigi 
gibi, molekiiliin i§lev gorebil- 
mesi, ornegin birbirlerine bag- 
lanmi§ olan sodyum ve kloriir 
atomlannin bir tuz molekulii 
sayilabilmeleri ancak bu tic, bo- 
yutlu §eklin saglanmasi ile 
mtimktin olabilir. Molekul ay- 
m atomlara sahip olsa, ama 
atomlan farkli §ekilde baglansa, bu artik tuz degil bir ba§ka molektil ola- 
caktir. Bir maddeyi olugturan molekiiller ve atomlar en dtizenli §ekillerini 
kati hallerindeyken elde ederler. Meydana getirdikleri gekiller tic boyutlu 
geometrik §ekillerdir ve meydana gelen prizmalarda agilann belirli oran- 
lari vardir. Bu oranlar molekulu olu§turan parcalann higbirinde hicbir za- 
man bir degi§iklige ugramaz. Bu duzen oyle mtikemmeldir ki, tek bir atom 
bile siralamayi bozmaz, atomlann birbiriyle birle§rikleri acilar arasinda 1 
derecelik bile bir sapma olmaz. 60 derecelik acilarla birle§mi§ olan atomlar 
hicbir zaman 61 derece ile birlegmezler. Siz bu katiyi lsitsaniz, sivi haline 
getirseniz, sonra buharla§trrsaniz ardindan tekrar onu sogutsaniz, soz ko- 




ADNAN OKTAR 



*!&« 





Madde, kati halindeyken 119 boyutlu geometrik sekiller elde edilir. Meydana gelen bu 
kristal yapilarda prizma acilarinm belli oranlan vardir. Bu oylesine diizenli ve kusursuz 
bir geometrik yapidir ki, bu mukemmel prizmalann acilarmda 1 derecelik bile bir sapma 
olmasi mumkun degildir. 

nusu madde yine "ayru" mukemmel §eklini alacak, atomlar adeta nerelere 
yerle§meleri gerektigini bilircesine birbirlerine aym §ekilde baglanacak ve 
aralannda yine aym hassas acilar meydana gelecektir. Yeniden biraraya 
geldiklerinde yine 1 derecelik bir hata bile meydana gelmeyecek, atomlar 
biraraya gelerek, eger daha once altigen prizma meydana getirmi§lerse, 
mutlaka yine altigen prizma olugturacaklardir. 

Bu mukemmel diizenin madde icinde ne kadarlik bir alanda mey- 
dana geldigini anlamak kusursuzlugun capini fark edebilmek acisindan 
son derece onemlidir. Bir atomun capi 3 cm. 'in yakla§ik yiiz milyonda bi- 
ri kadardir. 3 cm. kristalin iginde ise 100 milyon kere 100 milyon kere 100 
milyon atom vardir. (100.000.000 X 100.000.000 X 100.000.000). Eger 3 
cm.'nin milyonda biri kadarlik bir alanda diizenli bir ilerleme goriiluyor- 
sa bu maddeye kristal denilebilir. Dolayisiyla her kristal diizenli bir sira- 
lamaya sahip olan bir milyon atoma sahiptir. 54 Fakat sizler bu biiyiiklugu 
hala mikroskop altinda goremezsiniz. Dolayisiyla kati bir maddeyi orne- 
gin bir metali ne kadar cok pargaya ayinrsaniz ayirin yine elinizde kris- 
taller vardir. (Jiinkii geriye kalan pargalarda yine atomlar aym diizenle- 
rini korumaktadirlar. Eger siz bu metal parcalarim toz haline getirirseniz, 
elinizde yine kristaller kalir. Ancak bu tozlari veya metalin tamamini eri- 
tirseniz, kristal yapiyi biiyuk olciide kaybedersiniz. 






kt. ? 



J/. 



HARUN YAHYA 

Kristallerin diiz yiizeyine "yiiz" adi verilir. iki yuzun birle§tigi yer 
ise "kenar" olarak adlandinlir. Iki kenarin birlegtigi yer ise "koge"dir. Bir 
yiizii cevreleyen kenarlar genellikle ucgen, kare gibi basit diizlemsel §e- 
killer olu§tururlar. Butun kristali meydana getiren yiizler birlegtiginde 
ise kiip, dortgen ya da altigen prizmalar meydana gelir. Bazen bu yapi 
cok daha kompleks olur. Ancak yapinin kompleksligi arttikca ortaya ci- 
kardigi simetri qok daha mukemmelle§ir. Yiizler, her ko§ede mukemmel 
bir aci ile birbirlerine baglanmi§tir ve bu acilar hicbir a§amada bir degi- 
giklik veya bir bozukluk gostermemektedir. Prizmalar birbirini takip 
eder ve bu diizgiin geometrik §ekiller arasinda milimetrenin binde biri 
kadarhk bile bir §a§ma meydana gelmez. 

Kristalin yapisimn bozulmasi ise maddenin tiimiiyle farkli bir §ekil 
almasi veya dagilip gitmesi anlamina gelir. Bu da dogadaki tiim diizeni 
bozacak, taniyip bildigimiz pek cok maddeyi ortadan kaldiracaktir. Kisa- 
casi, bu diizende kusursuzlugun hakim olmasi zorunludur ve bu kusur- 
suzlugun ve diizenin her an koruma ve gozetim altinda olmasi gerek- 
mektedir. Elbette bu da yaratilan her§eyin her an Allah'in korumasi altin- 




Molekiilleri meydana getiren kristal 
yapi, mukemmel bir geometrik dizay- 
na sahiptir. Bu dizayn dylesine 
kusursuzdur ki, en kiiciik bir hatanin 
olusmasi bile miimkun degildir. 
Ciinkii olusacak herhangi bir hata, 
molekiilun meydana getirdigi maddeyi 
ya ortadan kaldiracak ya da baska bir 
maddeye doniistiirecektir. 




P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

da oldugunu gozler oniine seren bir ba§ka onemli gercek ve mucizedir. 
Birbirlerinden farkli molekiiller ayni ortamda olsalar da, sahip ol- 
duklan ozel kristal yapilan nedeni ile birbirlerine kangmaz ve ozellikle- 
rini yitirmezler. Ornegin ayni sicak suyun icine attiginiz tuz ve §eker 
kristalleri kisa bir sure icinde erir ve sivi hale gecerler. Ama siz bu suyu 
buharla§tirdiginizda suyun icinde erimis. olan tuz ve §eker ayn ayn kris- 
tallegecek ve ayni eski yapilanna kavugacaklardir. 55 Hicbir zaman tuzda 
bulunan atomlar farkli acilarla birbirlerine baglanmayacak, molekiille- 
rin siralamalan degi§meyecektir. Zaten bu siralamada bir degi§imin ol- 
masi durumunda tuz ba§ka bir molekiil haline gelecektir. 

Biitiin bu uyum ve diizen neden bu kadar onemlidir? Bizim gorme- 
digimiz, cogumuzun farkinda bile olmadigi bu alemde molekiillerin en 
hatasiz aci degerlerini koruyarak miikemmel bir geometrik diizen ile 
birlegmeleri neden bu kadar gereklidir? Neden kendilerine has ozel §e- 
killere sahiptirler? Neden bu §ekilleri asla kaybetmezler? Bu ozelliklere 
sahip olmasalardi gercekten yeryiiziinde ba§ibo§ atomlara ve §ekilsiz 
molekiillere mi sahip olurduk? 

Eger Allah dileseydi elbette etrafimizda gordugumuz ce§itliligin 
olugmasi icin herhangi bir §ekle veya geometrik bir uyuma gerek olmaz- 
di. Eger Allah dileseydi maddenin var olmasi icm ne atomlara ne mole- 
kiillere ihtiyac olmazdi. Allah'in bu mikro alemi kusursuz bir kompleks- 
likle yaratmasi cok onemli bir hikmet iizerinedir. Allah, var olan her§e- 
yin en kiiciik zerresine kadar Kendi iistiin sanatimn eseri oldugunu gos- 
termektedir. Bu o kadar onemli bir gercektir ki, Allah'in varhgini inkar 
etmek icin bir caba iginde olanlar bile bu miikemmellik kar§isinda bir 
aciklama getirememekte, caresizlige dii§mekte ve kar§ilanndaki yarati- 
h§a hayranlik duymaktan kendilerini alamamaktadirlar. En kiiciik bir 
zerrede bile iistiin bir sanatin var olmasi, insanlarm tiimiine Allah'in di- 
ginda hicbir giiciin olamayacagini a^ikga kamtlamaktadir. Allah ayetin- 
de §6yle belirtir: 

§u halde hamd, goklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi 
Allah'indir. Goklerde ve yerde biiyiikliik O'nundur. O, iistiin ve 
giigliidiir, hiikiim ve hikmet sahibidir. (Casiye Suresi, 36-37) 



J/. 



HARUN YAHYA 



Kristalin Kusursuz Yapisma Birkac Ornek 

Kayalan olu§turan mineraller en cok bilinen kristal orneklerini te§- 
kil ederler. Kuvarz, cevher ve yan degerli kristal gibi madenlerin turn 
kati kabuklan da miikemmel birer kristaldir. Kayalarm kristal olmalan 
§u gercegi ortaya cikanr: Yeryiiziiniin biitiin kati kabugu kusursuz du- 
zendeki atomlarin olu§turdugu bir kristal yiizeydir. 56 Eger sizin, bu mii- 
kemmel goruntiiyu ciplak gozle gorme imkamniz olsaydi, ku§kusuz 
kar§inizdaki manzara kargisinda hayranlik duyardimz. (Junku bastigi- 
niz her yerin, diizgiin geometrik §ekillerle birbirine baglanan ve kesin- 
tisiz olarak ilerleyen bir diizlem oldugunu goriir, bu manzaramn etrafi- 
nizda gorebileceginiz her§eyden daha diizgiin oldugunu anlardimz. En 
kiiciik zerresinde bile iistiin bir simetri ve estetigin hakim oldugu bu ku- 
sursuz yapinin ayaklannizin altina serilmi§ oldugunu fark ederdiniz. 
Bunun heybetini ve aym zamanda da giizelligini, ya§adigimz her an his- 
sederdiniz. Aslinda sizler yerkabugu iizerinde yiiriidiigiiniiz her an bu 
miikemmel dizayn ile kargi kar§iyasimz. Sizi yamltan sadece bu iistiin 
sanati ciplak gozle goremiyor olu§unuz. 

Qok yakindan tamdigimiz bir ba§ka kristal ornegi de kar kristalle- 
ridir. Birbirleriyle gev§ek bir §ekilde baglanarak kar tanesini meydana 
getiren kristaller birbirlerinden o kadar farkli §ekillerde olugurlar ki, 
hicbir kar tanesi bir digerine benzemez. Karh bir giinde sadece bir bii- 
yiitecle bile kar tanelerinin birbirlerinden tamamen farkh §ekillere sahip 
oldugunu acikga gorebilirsiniz. Yeryiiziine birbirinin aynisi olan bir cift 
kar tanesinin du§me ihtimali oldukca zordur. §imdi sadece bulundugu- 
nuz yere yilda ne kadar kar tanesinin dii§tiigiinii bir dii§iiniin. Bol kar 
yagan daglan ve her zaman sifirin altindaki sicakhgi ile kutuplan bir 
dii§iiniin. Biitiin bunlari bir kenara birakip bir genelleme yapin ve her 
yil diinyaya dii§en kar miktanni bir dii§iiniin. §a§irtici olan §udur: Eli- 
nizde bir imkamniz olsa ve biitiin bu yagan tanelerini biraraya getirip 
inceleyebilseniz hepsinin birbirlerinden tamamen farkh olduklanni go- 
riirsiiniiz. Bunun nedeni, kar tanelerini meydana getiren su molekiille- 
rinin molekiiler ozelligi ve kar kristallerinin buna bagh olarak farkh ge- 
ometrik yapilarda olugmalandir. 



P3LJ 

w'- ' 

m 



Birbirlerine gevsek baglarla bagli 
olan kar kristalleri, su molekiille- 
1 yapisimn farkhlasmasindan 
dolayi birbirlerinden farkh sekil- 
lerde olusurlar. Bu nedenle yer- 
yiiziine birbirinin aynisi olan bir 
cift kar tanesinin diisme ihtimali 
oldukca zordur. 




Turn su molekullerinin yapisi temelde aym olmasina ragmen bu 
molekiiller bazen birbirinden farkhlasabilirler. Olusan her 5000 su mo- 
lekuliinden birinde hidrojen atomu yerine bir doteryum atomu buluna- 
bilir. Ve her 500 molekiilun birinde 16 kiitle numarah oksijen yerine 18 
kiitle numarah oksijen bulunabilmektedir. Bu farkhhk, biraraya gelerek 
kristallesen buzlar arasinda bir kombinasyonun meydana gelmesine ne- 
den olur. (^iinkii tek bir kar tanesinde 10 18 su molekiilu bulunmaktadir. 
Su molekullerinin yukanda anlattigimiz farkhlasmalan nedeni ile tek 
bir kar tanesini meydana getiren molekiillerin 10 15 tanesi digerlerinden 
farkh olacaktir. Bu hesaba gore, iki kar tanesinin tamamen aym diizen- 
lemeye ve sekle sahip olmasi 10 24 de bir ihtimaldir. Ve boyle bir ihtima- 
lin, evrenin baslangicindan bu yana gerceklesmis olma olasihgi sifirdir. 57 

Asil dikkat cekici olan meydana gelen bu sonsuz cesitlilikteki tiim 
kar tanelerinin mukemmel ve kusursuz bir simetriye sahip oluslandir. 



fc>. ? 



\k M 









Bir kar ta- 
nesi kiiciik bir toz ta- 
nesi etrafinda olu§maya 
ba§lar. Bu sadece birkac, 
mikron buyuklugundedir. 
Meydana gelen bu mikrosko- 
bik §ekil altigendir ve bu yapi bu- 
zun kendi yapisindan yani suyun mo- 
lekiiler ozelliklerinden kaynaklanir. Olugan bu 
kristal gitgide biiyiir ve ko§elerinden itibaren kiiciik kollar olu§maya 
ba§lar. Hava sogudukca bu kollann buyiimesi biraz daha hizlamr. Hava 
degi§imlerine maruz kaldikca, olu§an bu yapi iizerinde kilcal uzantilar 
geligir. Kar cevreye savruldukca ve degi§ik ko§ullara maruz kaldikca bu 
yapilanma devam eder ve her ko§ula uygun farkli bir ozellik kazanma- 
ya baglar. Tek bir kar tanesindeki her kol aym geligmeyi ya§adigindan 
biitiin kollar birbirine benzer ve son derece kompleks bir yapi meydana 
gelir. Meydana gelen altigenle baglantili olarak altinin katlarma bagh bir 
simetri olu§ur ve kristal iic boyutlu yapisim kazanmi§ olur. 58 

Genel hatlan ile anlattigimiz bu fiziksel olaylar ve bunlara sebep 
olan fizik kurallan aslinda son derece komplekstir. Dolayisiyla, kar ta- 
neleri birbirlerinden farkh yapilar kazanmi§ olduklan gibi aym zaman- 
da kusursuz bir simetri de elde ederler. Bu gercekten de cok ilgingtir, 
gunkii burada meydana gelen §ekil, adeta bilgisayarh olgiimlerle tespit 
edilmi§, ince ince hesaplanmis. bir simetriyi ortaya koymaktadir. Bahset- 
tigimiz sadece bir kar tanesidir. Bir kar tanesinin simetrik oldugunun 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 




veya son derece giizel ve estetik §ekillere sahip oldu- 
gunun kimi zaman f arkinda bile olmayiz, ara§- 1 fl 
tinp incelemeden muhtegem yapisini anla- 
yamayiz. Ancak buna ragmen, ce§itli §art- 
lar ve sebepler vesile olur ve bir kar tane- /; 
si muhtegem bir sanat eseri olarak kar§i- 
miza cikar. (Junkii o da Allah'in sanati- M 
nin bir ornegidir. 

Kristal harikasinin bir ba§ka ornegi V 
de yeryiiziinun herhangi bir yerinde yiiz- 
lerce yil bekleyen ve canli bir hiicre gordii- 
giinde ise mucize §ekilde canlanan viriislerdir. 
"Canlanan" kelimesi cok dogru bir ifadedir. Clunku 
bu varhklar bir canli hiicrenin sicakhgini ve nemini hissetmeden en ufak 
bir canlilik belirtisi gostermezler. Onlarin tek hiicreli canlilar gibi orga- 
nelleri yoktur. Sahip olduklan tek gey korunmalanna yardimci olacak 
bir hiicre zan ve bir DNA'dir (kimi zaman da bir RNA). Canhlara ait 
ozellikleri gosterebilmeleri igin kendilerinden ba§ka bir hucreyi kullanir 
ve onun imkanlarmdan faydalamrlar. 

Viriisler, bir hiicrenin icine yerle§ebilme gibi bir olanaga sahip ola- 
na kadar ise yeryuziinun herhangi bir yerinde, sogukta ya da sicakta, 
gokyiiziinde veya toprak altinda varliklanni siirdiirurler. Yok olup par- 
galanmamalannin tek nedeni ise sahip olduklan kristal yapidir. Bu ya- 
pi, gozle goriilmeyen bu toz 
parcacigini binlerce yil koru- 
yabilirken, aym zamanda ona 



Viriislerin, bir hiicrenin icine yerles- 
meden onceki tek korunagi sahip ol- 
duklan kristal yapidir. Viriisler disin- 
daki diger organizmalar da sartlar 
zorlastiginda kristalleserek bir nevi 
kis uykusuna yatar ve "korunurlar". 





1 / 



HARUN YAHYA 



kusursuz ve simetrik bir goruniim de hediye eder. Kristallerin kendile- 
rine ozgii geometrik yapilan, viriisleri orten kristallerin de en belirgin 
ozellikleridir. 

Viriisler diginda diger mikroorganizmalar da kristalle§irler. Bu as- 
linda gozle goriilmeyen mikrocanhlarin kendilerini korumak icin en ted- 
birli yontemin ne oldugunu bildiklerinin acik gostergesidir. Bakteri, alg 
gibi ce§itli mikroorganizmalar, gartlarin kendileri icin zorla§tigi durum- 
larda nesillerini devam ettirebilmek icm kristalle§erek bir ce§it ki§ uyku- 
suna yatar ve kendileri icin daha uygun §artlara sahip ba§ka bolgelere gi- 
dene kadar bu §ekilde kahrlar. §artlar agirlagtiginda her biri kendi turii- 
ne ozgii kristalle§me yontemini kullanarak yerden havaya dogru yiikse- 
lir. Kristal yapi onlann, bulunduklan ortamda ve daha sonra yiikselerek 
ki§ uykusuna yathklan bulutlann arasinda kar§ila§acaklan zor kogullara 
kargi onemli bir korunma ortusiidiir. Kendileri icin uygun §artlarla kar- 
gila§tiklannda ise bu organizmalar kendilerini koruyan kristal yapiyi 
kaybeder ve beslenip iiredikleri normal ya§amlarina geri donerler. 

Atomlann ve molekiillerin birbirleri ile birle§meleri sonucunda 
birbirinden tamamen farkh, miikemmel bir simetride ve kusursuz bir 
geometride birbirinden gozalici §ekillerin olugmasi ve boyle bir yapinin 
aym zamanda koruyucu bir ozellik saglamasi son derece onemli bir 
iman hakikatidir. Anlattigimiz tiim mukemmellikler molekiiler seviye- 
de meydana gelmi§tir ve milyonlarca kilometrelik diinya yiizeyi boyun- 
ca var olan her noktada, hatta tek bir noktamn binde birinde bile miit- 
his. bir ozen ve benzeri var olmayan bir akil vardir. Bu gercek, Allah'a or- 
tak koganlarm ve Allah'i inkar etmek icin yol arayanlarm onlerini kesen, 
onlann bog bir caba iginde olduklanni gozler oniine seren ve iman eden- 
lerin de imanlarim giiclendiren biiyiik bir gercektir. En ince detaylarda 
bile muhtegem bir sanatin sergilenmesinin nedeni i§te budur. Allah 
ayetlerinde §u gekilde belirtir: 

Hamd, goklerde ve yerde olanlann tiimii kendisine ait olan 
Allah'indir; ahirette de hamd O'nundur. O, hiikiim ve hikmet sahi- 
bidir, haber alandir. Yerin iqine gireni, ondan gikani; gokten ineni ve 
oraya qikani bilir. O, esirgeyendir, bagi§layandir. (Sebe Suresi, 1-2) 




<>>' 




fam± 



H 



MfSsaaMBws &&? §tfM 






MOLEKULER BOYUTTA DA 



TESADIIFE YER YOKTUR 



rectigimiz son birkac, yiizyil boyunca binlerce bilim adami, ev- 
renin, diinyanin, turn canlilann ve insanin nasil olugtugunu 
J ara§tirmig, canlihgi meydana getiren yapilar titizlikle incelen- 
mi§, bunun icin son donemde milyonlarca dolarlik yatinmlar 
yapilmi§, insanlik bu ara§tirmalara onem ve oncelik vermi§tir. Bilim ala- 
ninda gosterilen turn bu cabalar gercekte, Allah'in iistiin bir ilim ve akil 
ile yarattigi sanati agikga gostermektedir. Evrenin her parcasinda, en kii- 
ciik bir zerresinde bile miithi§ bir komplekslik ve dolayisiyla biiyiik bir 
"akil" vardir. 

Diinyanin en saygin iiniversitelerinin ba§inda gelen MIT'de (Mas- 
sachusetts Institute of Technology) fizik ve biyoloji dallannda cah§mi§ ve 
aym zamanda The Science of God U i) isimli iinlii kitabin yaza- 

n olan bilim adami olan Gerald Schroeder'in bu konu hakkinda olduk- 
ga onemli yorumlan bulunmaktadir. Schroeder, The Hidden Tace of God: 
Science Reveals the Ultimate Truth (Allah'in Bilinmeyen Yiizii: Bilim Mutlak 
Gergegi Ortaya Koyuyor) isimli yeni kitabim §u cumlelerle baglatir: 

"Bir biling, evrensel bir akil biitiin evreni kusatmis durumdadir. Atom alti 
maddelerin dogasini arashran bilimsel buluslar, bin §a§irhci bir kavrayisa 
goturmii§tur: Var olan hergey, bu akhn bir tecellisidir. Laboratuarlar- 
da bunu once fiziksel olarak enerji gibi eklenen ve ardindan 
maddeyi §ekillendiren bir bilgi oldugunu tecrii- 
be ediyoruz. Her parga, atomdan insana 
kadar her varhk, bu bilginin, bu akhn 
bir asamasim temsil ediyor. " 59 




HARUN YAHYA 



i 




Yarahlmis. en akilli varlik olmasina ragmen insan, kar§i- 
sindaki bu mutlak aklin sirlanni cozmekte zorlamr. Dolayisiy- 
la vicdan sahibi, dii§unen bir insan, kendisini her yonden sa- 
np ku§atan bu akil ve sanatin sahibi olan Allah'in sonsuz iis- 
tunlugunii gorebilir. Ke§fedilen, takdir edilen, odiiller verilen, 
ayakta alki§lanan her ke§if, ezelden beri var olan ve ebede ka- 
dar siirecek olan bu sinirsiz aklin eserleridir. 

Evrenin ilk yaratili§indan beri her detay, kusursuzca var 
edilmig ve siirekli olarak korunmu§tur. Heniiz gectigimiz 
yiizyilda kegfedilen DNA, milyonlarca yildir tiim canhlarda 
ayni §ekilde hayatin kodunu saklamakta ve gorevlerini yerine 
getirmektedir. 20. yiizyilin sonunda ancak "haritasi" cikanla- 
bilen insan genomu, ilk insandan bu yana insanoglunun fizik- 
sel ozelliklerini belirlemektedir; heniiz laboratuvarda bir ben- 
zeri dahi yapilamamis. olan klorofil molekiilu ilk bitki ortaya 
ciktigindan beri kusursuzca fotosentez yapmaktadir. Aradan 
gecen milyonlarca sene sonunda insan, bunlann sadece bir 
parcasim ke§fedebildigi icin sevinip takdir edilmektedir. Bii- 
tiin bunlar, insanin Allah'a kar§i acizligini ve Allah'in ustiin 
giic ve ilmini sergilemektedir. Allah bu gercegi ayetlerinde 
§6yle bildirmi§tir: 

Ey insanlar, siz Allah'a (kar§i fakir olan) muhtaglarsiniz; 

Allah ise, Ganiy (hiqbir §eye ihtiyaci olmayan)dir, Hamid 

(oviilmeye layik)tir. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) 

ve yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah'a gore giig degildir. 

(Fatir Suresi, 15-17) 




AD NAN OKTAR 



Tesadiif Iddialannm Gecersizligi 

Biitiin bu gerceklere ragmen, insanlann bir kismi kendi 
acizliklerini kabul etmek yerine kendilerini yuceltme yan§i icine 
girerler. Amaclan yalnizca Allah'in varhgini inkar etmek ve 
Allah'in di§inda ilahlar aramaktir. Bu insanlann bir boliimu de 
yalnizca tesadiiflerin yaratici giicii olduguna inanan ve bu amac- 
la evrim teorisi gibi bir ideoloji ile ortaya cikan materyalistler ve 
Darwinistler'dir. Her alanda turn iddialannm biiyiik birer yanil- 
gi oldugu ortaya cikmasina ragmen tesadiiflerin mucizeler ba- 
§ardigim iddia etmeye devam ederler. Devam ederler ciinku ya- 
nilgilanni kabul etmenin sonucu Allah'in varhgini kabul etmele- 
ri anlamina gelmektedir. Bunun icin bilimsel ve mantiksal acidan I 
tiimiiyle curutulmii§ olmasina ragmen evrim teorisini ve mater- 
yalist felsefenin diger tezlerini savunmakta sakinca gormezler. 

Ancak Allah'in kanunu ve yarattiklan, inkarcilarm hie bek- 
lemedikleri ve hie istemedikleri §ekilde ihti§amhdir. Alemler kii- 
ciildiikce, mikroalemin icine girildikce, onlarin hicbir §ekilde ' 
tahmin etmedikleri muazzam bir diinya ile kar§ila§ilmi§tir. 

Materyalist felsefe ve onun doga bilimlerine uyarlanmig hali 
olan evrim teorisi, daha once belirttigimiz gibi, tesadufleri ilahlag 
tirmi§tir. Turn canhlik ve canhliga etki eden dengeler ve sistemler 
kisacasi hergey bu felsefeye gore "tesadufen" meydana gelmigtir., 
Bu batil inam§a gore tesadufen hiicreler biraraya gelmi§, protein- 
leri, hiicreleri, kompleks canhlan, kompleks organlan (ornegin ka- 
racigeri, gozii, kalbi, beyni, sinir sistemini) ve nihayet insani mey- 
dana getirmi§tir, tesadufler biraraya gelmi§ bitkiyi, birbirinden 







cicekleri, devasa agaclan, birbiri 
den ce§itli meyveleri ortaya cikarmigtir. 
Tesadiifler, materyalistlere ve evrimcilere 
o kadar usta ve akillidirlar ki, biiyiik 
itina, oleum, hassas oranlama gerekti- 
n hergeyi "hie hata yapmadan", "dene- 
yip yamlmadan", basitce degil de biiyiik 
bir komplekslik icinde "kusursuzca" 
meydana getirmektedirler. Evrimcilerin 
hie cekinmeden iddia ettikleri bu sacma 
mantik, yillar boyunca cegitli §ekillerde 
insanlarm bilincaltina empoze edildigin- 
den, bu iddiayi cikis. noktasi kabul eden 
evrim teorisi okul kitaplarmdan gazetele- 
re kadar her yerde kabul edilmi§ bir teori 
gibi sunuldugundan, insanlarm bir bolii- 
mii bu iddialann mantikli bir zemine da- 
yandigini zanneder. Oysa teorinin temeli 
sadece §uursuz tesadiiflerdir. 

Tesadiif, plansiz ve kontrolsiiz ola- 
rak geligen rastgele olaylardir. Sozgelimi 
bir saat fabrikasinda eger siz bir baglan- 
ti vidasim dahi saatin bir yerine rastgele 
yerlegtirirseniz, saate olumlu bir ozellik 
kazandirmaniz imkansizdir; aksine za- 
rar verirsiniz. (Jiinkii son derece kont- 
rollii bir sistemin icinde kontrolsiiz bir 
ilem meydana gelmis. ve sistemi alt iist 
tmi§tir. Dolayisiyla tesadiifler hicbir 
zaman kompleks bir sistem geligtirmez, 



H 



AD NAN OKTAR 

var olan kompleks bir sisteme olumlu 
etki etmezler. Eger tek bir tesadiifun '^ 
"faydali" olabilecegi varsayilsa bile, onu ] 
izleyecek diger tesadiifler baska zarar- I 
lar vererek bu faydayi ortadan kaldira- 
caktir. Yine giinliik hayattan bir ornek 
verecek olursak, bir bilgisayarm icinde- 
ki devrelerden herhangi birine yapilan 
rastgele bir miidahale, o sisteme zarar 
verir. Bu mekanizma muhtemelen isler- 
ligini yitirir. Sistem hassaslastikca tesa- 
diifi olaylann getirdigi sonuclar daha 
da zararli olur. Boyle durumlarda tek 
bir rastgele olay, artik geri donusii ol- 
mayan bir hatadir ve o sistemin tumiiy- 
le cokmesine neden olur. 

Bilim ve teknoloji ilerledikce ve en 
basta hiicre olmak iizere, canlihgi mey- 
dana getiren yapilarm detaylan daha 
da anlasihr hale geldikce, Darwinistle- 
r'in yasadiklan endisenin nedeni de bu- 
dur. Onlar icin baslangicta sadece bir 
"leke"den ibaret olan canh hiicresinin, 
canhhgin baslangicinda "kendi kendi- 
ne" ve "tesadiifi olaylarla" olusmus ol- 
masi gerekmektedir. Oysa hiicre oylesi- 
ne komplekstir ki, bunu fark etmeleri 
him evrimcileri yeni hayali aciklamalar 
pesine dusurmustiir. Hiicrenin icindeki 
mekanizmalann bir tanesinde gercekle- 




i W^j" 



vv 






HARUN YAHYA 

§ebilecek rastgele bir olay hucrenin tiimuyle oliip yok olmasi anlamina 
gelir. 

Gitgide hassasla§an mekanizmalar materyalistleri ve Darwinistler'i 
endigelendiren konulann ba§inda gelir. Tek bir hucrenin olu§umunu bi- 
le bilimsel olarak aciklayamayan teorinin, onun daha alt birimlerini 
agiklayabilmesi ku§kusuz ki mumkiin degildir. Bu nedenle maddenin 
en kiiciik parcalannin, yapi ta§larinin kokenine materyalist bir agiklama 
getirmeleri imkansizdir. I§te bu nedenle molekiil seviyesinde boyle bii- 
yiik ve benzersiz bir ihti§amin var olmasi Darwinistler'i daima tedirgin 
etmigtir. 



Darwinizm Temelden Cokuyor 

Gelgelelim bu yasalann, yani evreni duzenleyen kurallarm temelinde hangi 
etmenlerin yattigi, bunlarin kendi di§lannda hangi nedenlere dayandiklan ya 
da herhangi bir nedene dayamp dayanmadiklari, neden boyle olup da ba§ka 
tiirlii olmadiklari ve goruniirde son derece basit bir yapisi bulunan hidrojen 
atomunun nasil olup da biitiin bir evreni potansiyel olarak igerip onu dogur- 
ma olanagini ta§idigi sorusuna bilimlerin verebilecegi herhangi bir yanit bu- 
lunmamaktadu. Tiph dogumdan once hangi duyulan tasidigimiz sorusuna 
verecek bir yanitimiz olmamasi gibi. 60 

Yukandaki satirlar unlii evrimci yazar Hoimar Von Ditfurth'a aittir. 
Ve buradaki ifadeler bir materyalist ve evrimci olarak evreni duzenleyen 
kanunlara bir a^iklama getirmenin imkansiz oldugunu acikga ortaya koy- 
maktadir. 

Materyalistler ve evrimciler her ne kadar evrendeki diizenin ve 
canlihgin kokenini tesadiiflere baglasalar da, bu iddialarim bilim, akil 
ve mantikla asla aciklayamazlar. Ornegin molekiiler seviyede gordiigii- 
miiz muhte§em ozelliklerin tesadiifler sonucunda olugtugunu iddia et- 
meleri son derece mantiksizdir. Molekiiler seviyede tesadiifi bir olay, 
turn maddeyi ortadan kaldirmaya yetecek, evreni sadece etrafta ucugan 
atomlardan olu§an bir toz kiitlesi haline getirebilecektir. Molekiiler sevi- 
yede tesadiifi bir olay elektronu atom cekirdegine yapi§tiracak veya on- 
dan tamamen uzaklagtiracak ve evren dedigimiz §ey sadece atom alti 







tardafi ibarel fair foz kflil&i 
h j line gellrecck, clcktronu atpnj 

^ekirdef inc yaptftir — 
ondan lamamcn 
evrcn dtrfiftimij 
L |lh jjjrv.JMk3.irr I. hi uJu^n ,ik 1 12. 
Dengcdcii lek bir bo/utniii kjtiiutl 



ctkiSfvct s.-trir I um bunlar $u 
inlani] pclii; Allah' in yardttigi 1 







;acak- 






pargaciklardan c 
tir. (^iinkii atomlarin diinyasinda var 
olan her§ey; bu diinyayi olugturan elementler, 
bunlara etki eden kuvvetler, bunlari meydana getiren §ekiller, 
kisacasi hergey "hassastir". Biitiin bunlar son derece kiiciik ve in- 
ce oranlarla dengeye oturtulmugtur. Eger dort temel kuvvetin her- 
hangi birisi cok az bile farkli olsaydi, bugiin evren sadece radyasyon- 
dan ibaret olabilirdi. 

Eger bir insan "tesadiifen oluguma inamyorum" diye ortaya cikabi- 
liyorsa, bu durumda §u sorulara cevap verebilmelidir: Tesadiifler atomu 
nasil meydana getirmig, bunun parcalarim son derece ozel bir denge ve 
hizda sabit tutmayi nasil ba§armi§tir? Eger dort temel kuvvet tesadiifen 
belirlenmigse, o zaman nasil olmugtur da atomu olu§turabilecek en ide- 
al degerleri bulmu§lardir? Neden atomlar "yorungeler" edinmi§ler, bu 
yoriingelerin 2, 8, 16 diye devam eden elektron sayilanna sahip olmasi 
zorunlulugu ortaya cikmigtir? Neden bu sayilar, ya§am icin gerekli mo- 
lekiiler baglara imkan verecek elementlerin (ornegin karbonun) ortaya 
ciki§i icin en idealdir? Neden atomlar, yorungelerindeki atomlara belir- 
li sayilan "tamamlatma" ihtiyaci duymakta ve boylece "kimya"yi miim- 
kun kilmaktadirlar? Tesadiiflerin "karar verme" gibi bir yetenekleri ola- 
bilir mi? Tesadiifler elektronlan nasil olup da atomun etrafinda farkli 
yoriingelerde tutmayi ba§arabilmi§, neden her atom 8 elektron edinmek 
istemi§tir? Tesadiifler birkac pargacigin birlegmesi ile nasil kainati, yil- 
dizlan, havayi, maddeyi ve bizleri meydana getirebilmi§lerdir? Biri pat- 
layici biri zehirli olan iki madde hangi tesadiifle biraraya gelip son de- 
rece lezzetli ve gerekli bir besin haline gelmi§tir? Bu sayilan fiziksel ve 
kimyasal sabitlerin otesinde, bu gibi "doga kanunlan" ile aciklanamayan 
biiyiik mucizeye, yani ya§amin kokenine evrimciler ne gibi bir agiklama 
getirmektedirler? Kimyasal ve fiziksel reaksiyonlar canh organizmalar 



I 




olugturamadiklanna gore, bu organizmalar hangi tesa- 
diiflerin devreye girmesiyle olu§mug olabilirler? Bu tesadiiflerin 
gercekle§me ihtimalinin tek bir protein icin bile pratikte sifir oldugu 
gercegi kar§isinda evrimcilerin yaniti nedir? 

DNA'nin kokeni nedir? Hangi tesadiif hiicrenin canli, sandalyenin 
cansiz olmasina karar vermi§tir? Hangi tesadiif hiicre icinde bir molekul 
in§a edip ona "bilgi" verebilmi§tir? Hangi tesadiif, en gerekli olan yerler- 
de esnek baglarm en gerekli olan yerlerde de saglam baglarm meydana 
gelmesine karar vermis, ve hangi tesadiif tek bir istisnada bile yanilma- 
mi§tir? Bu nasil bir tesadufi olaydir ki, hiicre icindeki molekiillerin her bi- 
rine ayri ayri kusursuz bir dizilim verebilmi§tir? Bu tesadiifler nasil olup 
da insandan, bilim adamlarmdan, profesorlerden daha akilli olurlar? Na- 
sil her tiirlii detayi du§unur, hie hata yapmaz ve estetigi, sanati, ihtiyaci 
ve ihti§ami birarada meydana getirebilirler? Her atomun protonu, notro- 
nu, elektronu aym olmasina ragmen nasil hidrojeni farkli, demiri f arkh bir 
madde haline getirebilir, karbonun canhligin temeli olmasim saglayabilir- 
ler? Bir molekiiliin zehirli, birinin yenilebilir, digerinin icilebilir olmasina 
karar veren hangi tesadiiftiir? Tesadiifler bilincli ve akilli olabilirler mi, 
onceden plan yapip, gelecegi tasarlayip, karar verebilir, ince hesaplar ya- 
pabilirler mi? 

Molekiillerin ozelliklerini ele alarak genel hatlari ile sordugumuz 
bu sorular her zaman materyalistleri ve Darwinistler'i biiyiik bir sikinti 
icine sokmu§tur. (Jiinkii tiim bu sorularm cevaplan materyalist cevreler 
ve evrim taraftarlan tarafindan cok iyi bilinir ama hicbir zaman dile ge- 
tirilmez. Nihayet onlar da kendi iddialarimn asilsiz oldugunu kimi za- 
man itiraf etmek, kimi zaman da icten ice kabul etmek zorunda kahrlar. 
Hoimar von Ditfurth, cok koyu bir evrimci olmasina ragmen, bu itirafi 
yapan ki§ilerden biridir: 



J/. 



HARUN YAHYA 



nlanmizin yuzyillarca siiregelmis cabalan ve katlandik- 
■i onca zahmetten soma varhklarindan ancak haberdar olabildi- 
gimiz onca kar§ihkh iliski ve sayisi neredeyse belirsiz doga olayi, 
hayret ve saskinligin, gercek bir hayranhgin kaynagi olmaz da ne 
olur? Evrenin boyutlarmdan ve yildizlann gelisme yasalanndan 
atomlann yapisina ve madde He enerji arasindaki sir dolu iliskiye; 
icinde canh bir organizmamn insa planinin depolanmi§ oldugu 
Mere cekirdeginin icindeki olaylardan beynimizdeki elektrik akim- 
larintn ke§fedilmesine kadar, sadece ve sadece bilimsel arashrmala- 
rin sonuclan olarak ogrendigimiz hayranhk uyandinci doga olay- 
lari saymakla bitmez. (...) Gergekten de biyolojik islevler yerine ge- 
tiren tek bir protein molekuliinun kurulusunun o olaganustii oz- 
giinliiklerine bakinca, bunu, hepsi dogru ve gerekli bir sua iqinde, 
dogru anda, dogru yerde ve dogru elektriksel ve mekanik ozellikler- 
le birbirine rastlamis olmalan gereken birqok atomun, tek tek rast- 
lanti sonucunda bidu§malanyla agiklamak mumkiin degil gibi go- 
riinmektedir." 

§u bir gergektir ki, materyalizm elinizdeki kalemin ucun- 
a bulunan milyonlarca atomdan "sadece bir tanesinin" koke- 
i ve nasil denge buldugunu aciklamaktan bile acizdir. 
Bu kugkusuz beklenen bir sonuctur. (Junku Allah'a iman et- 
neyen herkes bu kacimlmaz yenilgiyle er gee kar§ila§acakur. 
Hak olan, her zaman iistundur, galiptir. Bu, Allah'in kanunudur. 
Butiin diinya biraraya gelip ugra§sa, hak olani degigtiremeye- 
cek, ortadan kaldiramayacaktir. Bu gercegi fark edemeyen ma- 
teryalistler ve Darwinistler aslinda son derece bos. ve sonuclan 
ancak kendilerine zarar getirecek olan bir caba icerisindedirler. 
Hakka kar§i bank kullanarak miicadeleye giri§mi§lerdir. Bu mii- 
cadelenin hicbir a§amasinda amacjarim gercekle§tirememi§ler- 
dir. (Jabalanni sonuclandirmalan ise mumkiin degildir. Bu ger- 
cek, akhni kullanabilen insanlara Kuran ayetleri ile haber veril- 
migtir. 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

De ki: "Hak geldi, batil yok oldu. Hiq siiphesiz batil yol 
olucudur." (Isra Suresi, 81) 

Hayir, Biz hakki batihn iistiine firlatiriz, o da onun beynini 
darmadagin eder. Bir de bakarsin ki, o, yok olup gitmistir. 
(Allah'a karsi) Nitelendiregeldiklerinizden dolayi eyvahlar 
size. (Enbiya Suresi, 18) 

... Batila inanan ve Allah'i inkar edenler ise, iste onlar hiis- 
rana ugrayanlardir." (Ankebut Suresi, 52) 

De ki: "Hak geldi; batil ise ne (bir sey) ortaya gikarabilir, ne 
geri getirebilir." (Sebe Suresi, 49) 

... Allah, batih yok edip-ortadan kaldirir ve Kendi kelime- 
leriyle hakki hak olarak pekistirir (gerqeklestirir). (^unkii 
O, sinelerin oziinde olani bilendir. (Sura Suresi, 24) 

Hak olan, zaten agikca kendisini gostermekte, ustunlugiinu 
sergilemektedir. Bunu gormemek, iistelik bilim diinyasimn igin- 
de olup gormemek, ancak gormeyi istememekle mumkiin olabi- 
lir. Zaten diinya hayati da bu ikisi arasindaki aynmin ortaya cik- 
tigi, ahirette adil hesapla§ma icin insanlann imtihan edildigi bir 
deneme yeridir. Diinya hayati, Allah'in varhgini goren ve O'nu 
takdir edenlerle, Allah'in varhgini gormek istemeyen ve inkar 
yoluna sapanlann kendilerini tanitmalan icin yaratilmi§tir. Bati- 
hn haksiz oldugunun goriilmesi ve hakkin hak olarak peki§me- 
si icin diinya hayatinda boyle bir kiyasin varhgi gereklidir. Unu- 
tulmamahdir ki, batil olani savunanlar, mutlaka yenilgiye ugra- 
yacak, Allah'in ihti§amh yarati§im ve mutlak varhgini gormez- 
den geldikleri icin varhgindan §iiphe ettikleri ahirette hie bekk 
medikleri bir kar§ihk alacaklardir. 





S ^S \ arwinizm, yani evrim teorisi, yaratihs. gercegini reddetmek 
I M amaciyla ortaya atilmi§, ancak ba§anli olamamis. bilim di§i bir 
^^^r safsatadan ba§ka bir §ey degildir. Canhligin, cansiz maddeler- 
den tesadiifen olugtugunu iddia eden bu teori, evrende ve canlilarda 
cok mucizevi bir diizen bulundugunun bilim tarafindan ispat edilme- 
siyle curumugtur. Boylece Allah'in turn evreni ve canhlan yaratmis. ol- 
dugu gercegi, bilim tarafindan da kamtlanmigtir. Bugiin evrim teorisini 
ayakta tutmak icm diinya capinda yuriitiilen propaganda, sadece bilim- 
sel gerceklerin carpitilmasina, tarafli yorumlanmasina, bilim goruntusii 
altinda soylenen yalanlara ve yapilan sahtekarhklara dayahdir. 

Ancak bu propaganda gercegi gizleyememektedir. Evrim teorisi- 
nin bilim tarihindeki en biiyiik yanilgi oldugu, son 20-30 yildir bilim 
diinyasinda giderek daha yiiksek sesle dile getirilmektedir. Ozellikle 
1980'lerden sonra yapilan ara§tirmalar, Darwinist iddialann tamamen 
yanlis. oldugunu ortaya koymus. ve bu gercek pek cok bilim adami tara- 
findan dile getirilmigtir. Ozellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleon- 
toloji gibi farkh alanlardan gelen cok sayida bilim adami, Darwinizm'in 
gecersizligini gormekte, canlilarm kokenini artik "yaratihs. gercegiyle" 
agiklamaktadirlar. 

Evrim teorisinin cokugiinii ve yaratih§in delillerini diger pek cok 
cahgmamizda butiin bilimsel detaylanyla ele aldik ve almaya devam 
ediyoruz. Ancak konuyu, ta§idigi biiyiik onem nedeniyle, burada da 
ozetlemekte yarar vardir. 



Darwin'i Yikan Zorluklar 

Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir ogreti olmasina 
kar§in, kapsamli olarak 19. yiizyilda ortaya atildi. Teoriyi bilim diinyasi- 
nin gundemine sokan en onemli geli§me, Charles Darwin'in 1859 yilinda 
yayinlanan Tiirlerin Kokeni adh kitabiydi. Darwin bu kitapta diinya iize- 
rindeki farkh canli tiirlerini Allah'in ayri ayn yarattigi gercegine kar§i ci- 
kiyordu. Darwin'e gore, tiim tiirler ortak bir atadan geliyorlardi ve za- 
man icinde kiiciik degi§imlerle farkhla§mi§lardi. 



J/. 







Charles Darwin 



HARUN YAHYA 

Darwin'in teorisi, higbir somut bilimsel 
bulguya dayanmiyordu; kendisinin de kabul 
ettigi gibi sadece bir "mantik yurutme" idi. 
Hatta Darwin'in kitabindaki "Teorinin Zor- 
luklari" ba§likh uzun boliimde itiraf ettigi gi- 
bi, teori pek cok onemli soru kargisinda acik 
veriyordu. 

Darwin, teorisinin oniindeki zorluklarm 
geligen bilim tarafindan agilacagini, yeni bi- 
limsel bulgulann teorisini giiglendirecegini 
umuyordu. Bunu kitabinda sik sik belirtmi§ti. 
Ancak geli§en bilim, Darwin'in umutlannin 

tarn aksine, teorinin temel iddialanni birer birer dayanaksiz birakmigtir. 
Darwinizm'in bilim kar§isindaki yenilgisi, uc temel ba§likta incele- 

nebilir: 

1) Teori, hayatin yeryiiziinde ilk kez nasil ortaya ciktigini asla acik- 
layamamaktadir. 

2) Teorinin one siirdugii "evrim mekanizmalari"nm, gercekte ev- 
rimle§tirici bir etkiye sahip oldugunu gosteren hicbir bilimsel bulgu 
yoktur. 

3) Fosil kayitlan, evrim teorisinin ongoriilerinin tarn aksine bir tab- 
lo ortaya koymaktadir. 

Bu boliimde, bu iic temel ba§ligi ana hatlari ile inceleyecegiz. 

A§ilamayan ilk Basamak: Hayatin Kokeni 

Evrim teorisi, turn canh turlerinin, bundan yaklagik 3.8 milyar yil 
once ilkel diinyada ortaya gikan tek bir canh hiicreden geldiklerini iddia 
etmektedir. Tek bir hucrenin nasil olup da milyonlarca kompleks canh 
turiinii olugturdugu ve eger gercekten bu tiir bir evrim gercekle§mi§se 
neden bunun izlerinin fosil kayitlannda bulunamadigi, teorinin acikla- 
yamadigi sorulardandir. Ancak turn bunlardan once, iddia edilen evrim 
surecinin ilk basamagi uzerinde durmak gerekir. Sozii edilen o "ilk hue- 
re" nasil ortaya cikmigtir? 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

Evrim teorisi, yaratih§i reddettigi, hicbir dogaiistii miidahaleyi ka- 
bul etmedigi icin, o "ilk hucre"nin, hicbir tasarim, plan ve diizenleme ol- 
madan, doga kanunlan icinde rastlantisal olarak meydana geldigini id- 
dia eder. Yani teoriye gore, cansiz madde tesadiifler sonucunda ortaya 
canh bir hiicre cikarmig olmalidir. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji 
kanunlarma aykiri bir iddiadir. 

"Hay at Hayattan Gelir" 

Darwin, kitabinda hayatin kokeni konusundan hie soz etmemigti. 
Cunku onun donemindeki ilkel bilim anlayi§i, canlilarin cok basit bir 
yapiya sahip olduklarmi varsayiyordu. Ortacag'dan beri inamlan "spon- 
tane jenerasyon" adh teoriye gore, cansiz maddelerin tesadiifen birara- 
ya gelip, canh bir varlik olugturabileceklerine inamhyordu. Bu donem- 
de boceklerin yemek artiklanndan, farelerin de bugdaydan olu§tugu 
yaygin bir du§iinceydi. Bunu ispatlamak icin de ilginc deneyler yapil- 
mi§ti. Kirli bir pacavranin iizerine biraz bugday konmus. ve biraz bek- 
lendiginde bu kan§imdan farelerin olu§acagi samlmi§ti. 

Etlerin kurtlanmasi da hayatin cansiz maddelerden tiireyebildigine 
bir delil sayihyordu. Oysa daha sonra anlagilacakti ki, etlerin uzerinde- 
ki kurtlar kendiliklerinden olu§muyorlar, sineklerin getirip biraktiklan 
gozle goriilmeyen larvalardan cikiyorlardi. 

Darwin'in Tilrlerin Kokeni adh kitabini yazdigi donemde ise, bakte- 
rilerin cansiz maddeden olugabildikleri inanci, bilim diinyasinda yaygin 
bir kabul goruyordu. 

Oysa Darwin'in kitabimn yayinlanmasindan bes. yil sonra, iinlii 
Fransiz biyolog Louis Pasteur, evrime temel olu§turan bu inanci kesin 
olarak ciiriittu. Pasteur yaptigi uzun cah§ma ve deneyler sonucunda 
vardigi sonucu §6yle 6zetlemi§ti: "Cansiz maddelerin hayat olusturabi- 
lecegi iddiasi artik kesin olarak tarihe gomiilmiistiir." 62 

Evrim teorisinin savunuculan, Pasteur'iin bulgulanna kar§i uzun 
sure direndiler. Ancak geligen bilim, canh hiicresinin karmagik yapisim 
ortaya cikardikga, hayatin kendiliginden olu§abilecegi iddiasimn gecer- 
sizligi daha da agik hale geldi. 






J/. 



HARUN YAHYA 

20. Yuzyildaki Sonucsuz Qabalar 

20. yuzyilda hayatin kokeni konusunu ele alan ilk evrimci, tinlu 
Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu yillarda ortaya at- 
tigi birtakim tezlerle, canli hucresinin tesadiifen meydana gelebilecegini 
ispat etmeye caligti. Ancak bu caligmalar ba§arisizhkla sonuclanacak ve 
Oparin §u itirafi yapmak zorunda kalacakti: "Maalesef hiicrenin koke- 
ni, evrim teorisinin tiimiinii i^ine alan en karanhk noktayi olu§tur- 
maktadir." 63 

Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayatin kokeni konusunu co- 
ziime kavugturacak deneyler yapmaya cali§tilar. Bu deneylerin en iinlii- 
sii, Amerikali kimyaci Stanley Miller tarafindan 1953 yilinda diizenlendi. 
Miller, ilkel diinya atmosferinde oldugunu iddia ettigi gazlan bir deney 
diizeneginde birlegtirerek ve bu kan§ima enerji ekleyerek, proteinlerin 
yapisinda kullanilan birkac organik molekiil (amino asit) sentezledi. 




Evrimcilerin en biiyiik 
yamlgilanndan bir tane- 
si de ilkel diinya olarak 
nitelendirdikleri ortamda 
canhligin kendiliginden 
olusabilecegini du ? un- 
meleridir. Miller deneyi 
gibi cahsmalarla bu id- 
dialanni kanitlamaya ca- 

lismislardii. Ancak bi- 
limsel bulgular karsisin- 
da yine yenilgiye ugra- 
mislardir. Qunku 1970'li 
yillarda elde edilen so- 
nuglar, ilkel diinya ola- 
rak nitelendirilen 
donemdeki atmosferin 
ya§amin olusmasi icin 
hicbir sekilde uygun ol- 
madigini kanitlamistir. 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

O yillarda evrim adina onemli bir a§ama gibi tamtilan bu deneyin 
gecerli olmadigi ve deneyde kullanilan atmosferin gercek diinya kogul- 
lanndan qok farkli oldugu, ilerleyen yillarda ortaya gikacakti. bi 

Uzun suren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kullandigi at- 
mosfer ortaminin gercekci olmadigini itiraf etti. 65 

Hayatin kokeni sorununu aciklamak igin 20. yiizyil boyunca yurti- 
tiilen tiim evrimci cabalar hep bagarisizhkla sonucjandi. San Diego 
Scripps Enstitusii'nden iinlii jeokimyaci Jeffrey Bada, evrimci Earth der- 
gisinde 1998 yilinda yayinlanan bir makalede bu gercegi §6yle kabul 

Bugiln, 20. yiizyih geride birahrken, hala, 20. yii nzde sahip ol- 

dugumuz en biiyiik goziilmemi§ problemle kar§i kar§iyayiz: Hayat yeryiizun- 
de nasil ba§ladi? 6b 



Hayatin Kompleks Yapisi 

Evrim teorisinin hayatin kokeni konusunda bu denli biiyiik bir ac- 
maza girmesinin ba§lica nedeni, en basit sanilan canh yapilann bile ina- 
nilmaz derecede karma§ik yapilara sahip olmasidir. Canh hiicresi, insa- 
noglunun yaptigi biitiin teknolojik iiriinlerden daha karma§iktir. Oyle ki 
bugiin diinyamn en geli§mi§ laboratuvarlannda bile cansiz maddeler 
biraraya getirilerek canh bir hiicre uretilememektedir. 

Bir hucrenin meydana gelmesi icin gereken §artlar, asla rastlantilar- 
la aciklanamayacak kadar fazladir. Hucrenin en temel yapi ta§i olan pro- 
teinlerin rastlantisal olarak sentezlenme ihtimali; 500 amino asitlik ortala- 
ma bir protein icin, 10 'de l'dir. Ancak matematikte 10 'de l'den kiiciik 
olasihklar pratik olarak "imkansiz" sayihr. Hucrenin cekirdeginde yer 
alan ve genetik bilgiyi saklayan DNA molekiilii ise, inamlmaz bir bilgi 
bankasidir. Insan DNA'simn icerdigi bilginin, eger kagida dokiilmeye 
kalkilsa, 500'er sayfadan olu§an 900 ciltlik bir kiitiiphane olu§turacagi he- 
saplanmaktadir. 

Bu noktada cok ilging bir ikilem daha vardir: DNA, yalniz birtakim 
ozellegmis. proteinlerin (enzimlerin) yardimi ile eglenebilir. Ama bu en- 
zimlerin sentezi de ancak DNA'daki bilgiler dogrultusunda gerceklegir. 




Birbirine bagimh olduklanndan, eglemenin meydana gelebilmesi icin iki- 
sinin de ayni anda var olmalan gerekir. Bu ise, hayatin kendiliginden 
olu§tugu senaryosunu cikmaza sokmaktadir. San Diego California Uni- 
versitesi'nden unlti evrimci Prof. Leslie Orgel, Scientific American dergisi- 
nin Ekim 1994 tarihli sayisinda bu gercegi §6yle itiraf eder: 

Son derece kompleks yapilara sahip olan proteinlerin ve nukleik asitlerin 
(RNA ve DNA) ayni yerde ve ayni zamanda rastlantisal olarak olu§malari 
a§in derecede ihtimal dt§idtr. Ama bunlarin birisi olmadan digerini elde etmek 
de mumkiin degildir. Dolayisiyla insan, ya§amin kimyasal yollarla ortaya gik- 
masinin asla mumkiin olmadigi sonucuna varmak zorunda kalmaktadu. bl 
Kugkusuz eger hayatin dogal etkenlerle ortaya cikmasi imkansiz 
ise, bu durumda hayatin dogaustii bir bicimde "yaratildigini" kabul et- 
mek gerekir. Bu gercek, en temel amaci yaratihgi reddetmek olan evrim 
teorisini acikca gecersiz kilmaktadir. 



P3LJ 

ft •,. • 

m 



ADNAN OKTAR 

Evrimin Hayali Mekanizmalan 

Darwin'in teorisini gecersiz kilan ikinci buyuk nokta, teorinin "ev- 
rim mekanizmalan" olarak one surdugii iki kavramin da gercekte hicbir 
evrimlegtirici giice sahip olmadigimn anlagilmis. olmasidir. 

Darwin, ortaya attigi evrim iddiasini tamamen "dogal seleksiyon" me- 
kanizmasina baglamigti. Bu mekanizmaya verdigi onem, kitabimn ismin- 
den de agikca anlasriiyordu: Tiirlerin Kokeni, Dogal Seleksiyon Yoluyla... 

Dogal seleksiyon, dogal secme demektir. Dogadaki ya§am miicade- 
lesi icinde, dogal §artlara uygun ve guclii canlilann hayatta kalacagi dii- 
§iincesine dayanir. Ornegin yirtici hayvanlar tarafindan tehdit edilen bir 
geyik suriisiinde, daha hizh ko§abilen geyikler hayatta kalacaktir. Boy- 
lece geyik siirusii, hizh ve guclii bireylerden olu§acaktir. Ama elbette bu 
mekanizma, geyikleri evrimlegtirmez, onlan bagka bir canh tiiriine, or- 
negin atlara donugturmez. 

Dolayisiyla dogal seleksiyon mekanizmasi hicbir evrimle§tirici gii- 
ce sahip degildir. Darwin de bu gercegin farkindaydi ve Tiirlerin Kokeni 
adh kitabinda "Faydah degisiklikler olusmadigi siirece dogal seleksi- 
yon hicbir sey yapamaz" demek zorunda kalmi§ti. 68 

Lamarck' i n Etkisi 

Peki bu "faydah degigiklikler" nasil olu§abilirdi? Darwin, kendi do- 
neminin ilkel bilim anlayi§i icmde, bu soruyu Lamarck'a dayanarak ce- 
vaplamaya gahsmisti. Darwin'den once yagamis. olan Fransiz biyolog 
Lamarck'a gore, canhlar ya§amlan sirasinda gecirdikleri fiziksel degi- 
giklikleri sonraki nesle aktanyorlar, nesilden nesle biriken bu ozellikler 
sonucunda yeni tiirler ortaya cikiyordu. Ornegin Lamarck'a gore ztira- 
falar ceylanlardan turemi§lerdi, yiiksek agaclarm yapraklarim yemek 
icin gabalarken nesilden nesle boyunlan uzami§ti. 

Darwin de benzeri ornekler vermis^ ornegin Tiirlerin Kokeni adh ki- 
tabinda, yiyecek bulmak icin suya giren bazi ayilann zamanla balinala- 
ra donugtugunii iddia etmi§ti. 6Q 

Ama Mendel'in kesJettigi ve 20. yiizyilda geli§en genetik bilimiy- 



J/. 



HARUN YAHYA 

le kesinlesen kalitim kanunlari, kazamlmis ozelliklerin sonraki nesille- 
re aktanlmasi efsanesini kesin olarak yikti. Boylece dogal seleksiyon 
"tek basina" ve dolayisiyla tumiiyle etkisiz bir mekanizma olarak kal- 
mis oluyordu. 

Neo-Darwinizm ve Mutasyonlar 

Darwinistler ise bu duruma bir coziim bulabilmek igin 1930'lann 
sonlannda, "Modern Sentetik Teori"yi ya da daha yaygin ismiyle neo- 
Darwinizm'i ortaya attilar. Neo-Darwinizm, dogal seleksiyonun yanina 
"faydali degisiklik sebebi" olarak mutasyonlan, yani canlilann genlerin- 
de radyasyon gibi dis etkiler ya da kopyalama hatalan sonucunda olu- 
§an bozulmalan ekledi. 

Bugiin de hala diinyada evrim adina gecerliligini koruyan model 
neo-Darwinizm'dir. Teori, yeryiiziinde bulunan milyonlarca canh tiirii- 
niin, bu canlilann, kulak, goz, akciger, kanat gibi sayisiz kompleks or- 
ganlannin "mutasyonlara", yani genetik bozukluklara dayali bir surec 
sonucunda olustugunu iddia etmektedir. Ama teoriyi caresiz birakan 
agik bir bilimsel gercek vardir: Mutasyonlar canhlan gelistirmezler, 
aksine her zaman i^in canhlara zarar verirler. 




Mutasyonlar, evrimci iddialann tarn aksine mutlak etkisi zararh olan olaylardir. Mevcut 
diizeni tahrip eder, bazen canhda patolojik gelismelere, bazen de blumlere neden olur. 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

Bunun nedeni cok basittir: DNA cok kompleks bir diizene sahiptir. 
Bu molekiil iizerinde olugan herhangi rastgele bir etki ancak zarar verir. 
Amerikah genetikci B. G. Ranganathan bunu §6yle aciklar: 

Mutasyonlar kiigiik, rastgele ve zararhdtrlar. Qok ender olarak meydana ge- 
lirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Bu uc ozellik, mutasyonlar in evrimsel 
bir gelisme meydana getiremeyecegini gosterir. Zaten yiiksek derecede ozelles- 
mi§ bir organizmada meydana gelebilecek rastlantisal bir degisim, ya etkisiz 
olacakhr ya da zararh. Bir kol saatinde meydana gelecek rastgele bir degisim 
kol saatini gelistirmeyecektir. Ona buytik ihtimalle zarar verecek veya en iyi 
ihtimalle etkisiz olacakhr. Bir deprem bir sehri gelistirmez, ona yikim getirir. 70 
Nitekim bugiine kadar hicbir yararli, yani genetik bilgiyi geligtiren 
mutasyon ornegi gozlemlenmedi. Turn mutasyonlann zararh oldugu go- 
ruldii. Anla§ildi ki, evrim teorisinin "evrim mekanizmasi" olarak gosterdi- 
gi mutasyonlar, gergekte canlilan sadece tahrip eden, sakat birakan gene- 
tik olaylardir. (Insanlarda mutasyonun en sik goriilen etkisi de kanserdir.) 
Elbette tahrip edici bir mekanizma "evrim mekanizmasi" olamaz. Dogal 
seleksiyon ise, Darwin'in de kabul ettigi gibi, "tek ba§ina hicbir gey yapa- 
maz." Bu gercek bizlere dogada hicbir "evrim mekanizmasi" olmadigini 
gostermektedir. Evrim mekanizmasi olmadigina gore de, evrim denen ha- 
yali siirec ya§anmi§ olamaz. 

Fosil Kayitlan: Am Formlardan Eser Yok 

Evrim teorisinin iddia ettigi senaryonun ya§anmami§ oldugunun 
en acik gostergesi ise fosil kayitlandir. 

Evrim teorisine gore biitiin canhlar birbirlerinden tiiremi§lerdir. 
Onceden var olan bir canh tiirii, zamanla bir digerine d6nu§mii§ ve bii- 
tiin tiirler bu §ekilde ortaya cikmiglardir. Teoriye gore bu doniigum yiiz 
milyonlarca yil siiren uzun bir zaman dilimini kapsamis. ve kademe ka- 
deme ilerlemi§tir. 

Bu durumda, iddia edilen uzun donugiim sureci icinde sayisiz "ara 
tiirler"in olugmus. ve ya§ami§ olmalan gerekir. 

Ornegin gecmi§te, bahk ozelliklerini ta§imalarina ragmen, bir yan- 
dan da bazi siiriingen ozellikleri kazanmi§ olan yan bahk-yan siiriingen 



J/. 



HARUN YAHYA 



canlilar yagamis. olmalidir. 
Ya da siiriingen ozellikleri- 
ni tagirken, bir yandan da 
bazi kus. ozellikleri kazan- 
mis. suriingen-kuglar orta- 
ya cikmis. olmalidir. Bunlar, 
bir gecis. siirecinde oldukla- 
n icin de, sakat, eksik, ku- 
surlu canlilar olmalidir. Ev- 
rimciler gecmiijte yagamis. 
olduklarma inandiklan bu 
teorik yaratiklara "arage<:i§ 
formu" adini verirler. 

Eger gercekten bu tiir 
canlilar gecmi§te ya§ami§- 
larsa bunlarin sayilannin 
ve ge§itlerinin milyonlarca 
hatta milyarlarca olmasi 
gerekir. Ve bu ucube canli- 
larin kalintilarma mutlaka fosil kayitlannda rastlanmasi gerekir. Dar- 
win, Tiirlerin Kokeni'nde bunu §6yle aciklami§tir: 

Eger teorim dogruysa, tiirleri birbirine baglayan sayisiz ara-gegi§ qesitleri 
mutlaka yasamis olmalidir... Bunlarin yasamis olduklannin kanitlan da sade- 
ce fosil kahntilan arasinda bulunabilir. 71 




Bilimsel arastirmalar, evrim teorisinin "evrim 
mekanizmasi" olarak gosterdigi mutasyonlann, 
gercekte canhlan sadece tahrip eden, sakat 
birakan genetik olaylar oldugu sonucunu ortaya 
cikardi. Buna gore, bir canhnin mutasyonlara 
ugrayarak farkh yapida apayn bir canli haline 
gelmesi mumkiin degildir. 






Darwin'in Yikilan Umutlan 

Ancak 19. yiizyilin ortasindan bu yana diinyamn dort bir yaninda 
hummali fosil ara§tirmalan yapildigi halde bu ara gec^is. formlarma rastla- 
namami§tir. Yapilan kazilarda ve ara§hrmalarda elde edilen biitiin bulgu- 
lar, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlilarm yeryiiziinde birdenbire, 
eksiksiz ve kusursuz bir bicimde ortaya giktiklanni gostermigrir. 

Unlii Ingiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci 
olmasina kar§in bu gercegi §6yle itiraf eder: 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

Sorunumuz §udur: Fosil kayitlarim detayli olarak inceledigimizde, tiirler ya 
da siniflar seviyesinde olsun, siirekli olarak ayni gergekle karsilasiriz; kademe- 
li evrimle geli§en degil, aniden yeryuziinde olu§an gruplar goriiruz. 71 
Yani fosil kayitlannda, turn canli tiirleri, aralannda hicbir gecis. for- 
mu olmadan eksiksiz bi^imleriyle aniden ortaya cikmaktadirlar. Bu, 
Darwin'in ongoriilerinin tarn aksidir. Dahasi, bu canli tiirlerinin yaratil- 
diklanni gosteren cok gucjii bir delildir. (Junkii bir canli turiiniin, ken- 
disinden evrimle§tigi hicbir atasi olmadan, bir anda ve kusursuz olarak 
ortaya cikmasinin tek aciklamasi, o tiiriin yaratilmis. olmasidir. Bu ger- 
cek, iinlii evrimci biyolog Douglas Futuyma tarafindan da kabul edilir: 
Yaratih§ ve evrim, ya§ayan canhlarm kokeni hakkmda yapilabilecek yegane 
iki aqiklamadir. Canhlar diinya uzerinde ya tamamen miikemmel ve eksiksiz 
bir bicimde ortaya cikmislardir ya da boyle olmamishr. Eger boyle olmadtysa, 
bir degisim siireci sayesinde kendilerinden once var olan bazi canli turlerin- 
den evrimleserek meydana gelmis olmahdirlar. Ama eger eksiksiz ve miikem- 
mel bir bigimde ortaya qikmislarsa, o halde sonsuz giig sahibi bir akil tarafin- 
dan ya.mtilm.is olmalan gerekir. 73 

Fosiller ise, canhlarm yeryiiziinde eksiksiz ve miikemmel bir bi- 
cimde ortaya ciktiklarim gostermektedir. Yani "tiirlerin kokeni", Dar- 
win'in sandiginin aksine, evrim degil yaratih§tir. 

insamn Evrimi Masali 

Evrim teorisini savunanlarm en cok giindeme getirdikleri konu, in- 
samn kokeni konusudur. Bu konudaki Darwinist iddia, bugiin yagayan 
modern insamn maymunsu birtakim yaratiklardan geldigini varsayar. 
4-5 milyon yil once basdadigi varsayilan bu surecte, modern insan ile 
atalan arasinda bazi "ara form"larm yagadigi iddia edilir. Gercekte tu- 
miiyle hayali olan bu senaryoda dort temel "kategori" sayilir: 

1- Australopithecus 

2- Homo habilis 

3- Homo erectus 

4- Homo sapiens 

Evrimciler, insanlann sozde ilk maymunsu atalanna "giiney may- 




JlSfc>- r' 



J/. 



HARUN YAHYA 

munu" anlamina gelen "Australopithecus " ismini verirler. Bu canlilar ger- 
cekte soyu tiikenmig bir maymun tiiriinden bagka bir §ey degildir. Lord 
Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard gibi Ingiltere ve ABD'den 
diinyaca iinlii iki anatomistin Australopithecus ornekleri uzerinde yap- 
tiklan cok genig kapsamli cali§malar, bu canlilarm sadece soyu tiiken- 
mis. bir maymun turiine ait olduklanni ve insanlarla hicbir benzerlik ta- 
§imadiklanni gostermigtir. 74 

Evrimciler insan evriminin bir sonraki safhasim da, "homo" yani 
insan olarak siniflandinrlar. Iddiaya gore homo serisindeki canlilar, 
Australopithecuslar 'dan daha geli§mi§lerdir. Evrimciler, bu farkh canhla- 
ra ait fosilleri ardi ardina dizerek hayali bir evrim §emasi olu§tururlar. 
Bu §ema hayalidir, ciinkii gercekte bu farkh simflarin arasinda evrimsel 
bir ilisjd oldugu asla ispatlanamamigtir. Evrim teorisinin 20. yiizyildaki 
en onemli savunuculanndan biri olan Ernst Mayr, "Homo sapiens' e uza- 
nan zincir gercekte kayiptir" diyerek bunu kabul eder. 75 

Evrimciler "Australopithecus > Homo habilis > Homo erectus > Homo 
sapiens" siralamasim yazarken, bu tiirlerin her birinin, bir sonrakinin 
atasi oldugu izlenimini verirler. Oysa paleoantropologlarm son bulgula- 
n, Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un diinya'nm farkh bol- 




P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

gelerinde ayni donemlerde ya§adiklarim gostermektedir. 7b 

Dahasi Homo erectus smiflamasina ait insanlarin bir bolumii cok 
modern zamanlara kadar ya§ami§lar, Homo sapiens neandertalensis ve Ho- 
mo sapiens sapiens (modern insan) ile ayni ortamda yan yana bulunmu§- 
lardir. 77 

Bu ise elbette bu siniflarm birbirlerinin atalan olduklan iddiasimn 
gegersizligini agikca ortaya koymaktadir. Harvard Universitesi paleon- 
tologlanndan Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmasina kar- 
§m, Darwinist teorinin icine girdigi bu cikmazi §6yle aciklar: 

Eger birbiri ile paralel bir bicimde yasayan tig farkh hominid (insanimsi) giz- 
gisi varsa, o halde bizim soy agacimiza ne oldu? Agikhr ki, bunlarm biri di- 
gerinden gelmis olamaz. Dahasi, biri digeriyle kar§ila§tinldiginda evrimsel 
bir gelisme trendi gostermemektedirler. n 

Kisacasi, medyada ya da ders kitaplannda yer alan hayali birtakim 
"yan maymun, yan insan" canlilann cizimleriyle, yani sirf propaganda 
yoluyla ayakta tutulmaya caligilan insanin evrimi senaryosu, hicbir bi- 
limsel temeli olmayan bir masaldan ibarettir. 

Bu konuyu uzun yillar inceleyen, ozellikle Australopithecus fosille- 
ri iizerinde 15 yil ara§tirma yapan Ingil- 
tere'nin en unlii ve saygin bilim adamla- 
nndan Lord Solly Zuckerman, bir ev- 
rimci olmasina ragmen, ortada may- 
munsu canhlardan insana uzanan ger- 
qek bir soy agaci olmadigi sonucuna 
varmigtir. 




Evrimci gazete ve dergilerde sik sik gormeye 
alistigimiz bu cizimler kesinlikle bilimsel degildir. 
Sadece evrimcilerin hayallerini yansitir. 



-, xoc '/ 



J/. 



HARUN YAHYA 

Zuckerman bir de ilginc, bir "bilim skalasi" yapmistir. Bilimsel ola- 
rak kabul ettigi bilgi dallanndan, bilim disi olarak kabul ettigi bilgi dal- 
larina kadar bir yelpaze olusturmustur. Zuckerman'in bu tablosuna go- 
re en "bilimsel" -yani somut verilere dayanan- bilgi dallan kimya ve fi- 
ziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bi- 
limler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en "bilim disi" sayilan kisimda 
ise, Zuckerman'a gore, telepati, altinci his gibi "duyum otesi algilama" 
kavramlan ve bir de "insanin evrimi" vardir! Zuckerman, yelpazenin bu 
ucunu soyle aciklar: 

Objektif gergekligin alanindan gikip da, biyolojik bilim olarak varsayilan bu 
alanlara -yani duyum otesi algilamaya ve insanin fosil tarihinin yorumlan- 
masina- girdigimizde, evrim teorisine inanan bir kimse icin herseyin murn- 
kiin oldugunu goriiriiz. Oyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin ge- 
liskili bazi yargilan ayni anda kabul etmeleri bile mumkiindur. 79 
Iste insanin evrimi masali da, teorilerine korii koriine inanan birta- 
kim insanlann bulduklan bazi fosilleri on yargili bir bicimde yorumla- 
malarmdan ibarettir. 



k 



Darwin Formulii! 

§imdiye kadar ele aldigimiz tiim teknik delillerin yaninda, isterse- 
niz evrimcilerin nasil sacma bir inanisa sahip olduklanni, bir de cocuk- 
lann bile anlayabilecegi kadar a^ik bir ornekle ozetleyelim. 

Evrim teorisi canhligin tesadiifen olustugunu iddia etmektedir. 
Dolayisiyla bu iddiaya gore cansiz ve suursuz atomlar biraraya gelerek 
once hiicreyi olusturmuslardir ve sonrasinda ayni atomlar bir sekilde 
diger canlilan ve insani meydana getirmislerdir. §imdi dusiinelim; can- 
hligin yapi tasi olan karbon, fosfor, azot, potasyum gibi elementleri bi- 
raraya getirdigimizde bir yigin olusur. Bu atom yigini, hangi islemden 
gecirilirse gecirilsin, tek bir canh olusturamaz. Isterseniz bu konuda bir 
"deney" tasarlayahm ve evrimcilerin ashnda savunduklan, ama yiiksek 
sesle dile getiremedikleri iddiayi onlar adina "Darwin Formulii" adiyla 
inceleyelim: 

Evrimciler, cok sayida biiyiik varilin igine canhligin yapisinda bulu- 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

nan fosfor, azot, karbon, oksijen, demir, magnezyum gibi elementlerden 
bol miktarda koysunlar. Hatta normal §artlarda bulunmayan ancak bu 
kan§imin icinde bulunmasim gerekli gordiikleri malzemeleri de bu va- 
rillere eklesinler. Karigimlarm icine, istedikleri kadar amino asit, istedik- 
leri kadar da (bir tekinin bile rastlantisal olugma ihtimali 10 olan) pro- 
tein doldursunlar. Bu kan§imlara istedikleri oranda isi ve nem versinler. 
Bunlari istedikleri geligmis. cihazlarla kan§tirsinlar. Varillerin bagina da 
diinyamn onde gelen bilim adamlarim koysunlar. Bu uzmanlar babadan 
ogula, ku§aktan ku§aga aktararak nobetle§e milyarlarca, hatta trilyonlar- 
ca sene siirekli varillerin baginda beklesinler. Bir canlimn olusjnasi icin 
hangi §artlarm var olmasi gerektigine inamliyorsa hepsini kullanmak 
serbest olsun. Ancak, ne yaparlarsa yapsinlar o varillerden kesinlikle bir 
canli cikartamazlar. Ziirafalan, aslanlan, anlan, kanaryalan, bulbiilleri, 
papaganlan, atlan, yunuslan, giilleri, orkideleri, zambaklan, karanfille- 
ri, muzlari, portakallan, elmalan, hurmalan, domatesleri, kavunlan, kar- 
puzlari, incirleri, zeytinleri, uziimleri, geftalileri, tavus ku§larim, siiliinle- 
ri, renk renk kelebekleri ve bunlar gibi milyonlarca canli tiiriinden hicbi- 
rini olu§turamazlar. Degil burada birkacini saydigimiz bu canli varlikla- 
n, bunlarm tek bir hiicresini bile elde edemezler. 

Kisacasi, bilingsiz atomlar biraraya gelerek hiicreyi olu§turamaz- 
lar. Sonra yeni bir karar vererek bir hiicreyi ikiye boliip, sonra art arda 
ba§ka kararlar ahp, elektron mikroskobunu bulan, sonra kendi hiicre 
yapisim bu mikroskop altinda izleyen profesorleri olu§turamazlar. 
Madde, ancak Allah'in iistiin yaratmasiyla hayat bulur. 

Bunun aksini iddia eden evrim teorisi ise, akla tamamen aykiri bir 
safsatadir. Evrimcilerin ortaya attigi iddialar iizerinde biraz bile du§iin- 
mek, iistteki ornekte oldugu gibi, bu gercegi acikga gosterir. 

Goz ve Kulaktaki Teknoloji 

Evrim teorisinin kesinlikle aciklama getiremeyecegi bir diger konu 
ise goz ve kulaktaki iistiin algilama kalitesidir. 

Gozle ilgili konuya gecmeden once "Nasil goriiriiz?" sorusuna ki- 



*>. '/ 



J/. 



HARUN YAHYA 



saca cevap verelim. Bir cisimden gelen i§inlar, gozde retinaya ters ola- 
rak diigerler. Bu i§inlar, buradaki hiicreler tarafindan elektrik sinyalle- 
rine doniigturulur ve beynin arka kismindaki gorme merkezi denilen 
kuciiciik bir noktaya ula§irlar. Bu elektrik sinyalleri bir dizi iglemden 
sonra beyindeki bu merkezde goriintii olarak algilamr. Bu bilgiden son- 
ra §imdi dugunelim: 

Beyin i§iga kapalidir. Yani beynin ici kapkaranliktir, i§ik beynin bu- 
lundugu yere kadar giremez. Goriintii merkezi denilen yer kapkaranhk, 
i§igin asla ula§madigi, belki de hie, kargila§madiginiz kadar karanlik bir 
yerdir. Ancak siz bu zifiri karanhkta i§ikh, pinl piril bir diinyayi seyret- 
mektesiniz. 

Ustelik bu o kadar net ve kaliteli bir goriintudiir ki 21. yiizyil tekno- 
lojisi bile her tiirlii imkana ragmen bu netligi saglayamami§tir. Ornegin 
§u anda okudugunuz kitaba, kitabi tutan ellerinize bakin, sonra ba§imzi 
kaldirm ve cevrenize bakin. §u anda gordugiiniiz netlik ve kalitedeki bu 
goruntiiyii ba§ka bir yerde gordiiniiz mii? Bu kadar net bir goriintuyu si- 
ze diinyamn bir numarah televizyon §irketinin iirettigi en geli§mig tele- 
vizyon ekrani dahi veremez. 100 yildir binlerce miihendis bu netlige 
ula§maya gah§maktadir. Bunun icin fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, 
ara§tirmalar yapilmakta, planlar ve tasanmlar geli§tirilmektedir. Yine bir 
TV ekranma bakin, bir de §u anda elinizde tuttugunuz bu kitaba. Arada 
biiyiik bir netlik ve kalite farki oldugunu goreceksiniz. Ustelik, TV ekra- 
ni size iki boyutlu bir goriintii gosterir, oysa siz iic boyutlu, derinlikli bir 
perspektifi izlemektesiniz. 

Uzun yillardir on binlerce miihendis iic boyutlu TV yapmaya, go- 
ziin gorme kalitesine ula§maya cah§maktadirlar. Evet, iic boyutlu bir te- 
levizyon sistemi yapabildiler ama onu da gozliik takmadan iic boyutlu 
gormek miimkiin degil, kaldi ki bu suni bir iic boyuttur. Arka taraf da- 
ha bulanik, on taraf ise kagittan dekor gibi durur. Hicbir zaman goziin 
gordiigii kadar net ve kaliteli bir goriintii olu§maz. Kamerada da, tele- 
vizyonda da mutlaka goriintii kaybi meydana gelir. 

I§te evrimciler, bu kaliteli ve net goriintuyu olu§turan mekaniz- 
manin tesadiifen olugtugunu iddia etmektedirler. §imdi biri size, oda- 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

nizda duran televizyon tesadiifler sonucunda olustu, atomlar biraraya 
geldi ve bu goriintii olusturan aleti meydana getirdi dese ne dusuniir- 
siiniiz? Binlerce kisinin biraraya gelip yapamadigini suursuz atomlar 
nasil yapsin? 

Goziin gordiigiinden daha ilkel olan bir goruntuyii olusturan alet 
tesadiifen olusamiyorsa, goziin ve goziin gordiigii goruntunun de tesa- 
diifen olusamayacagi qok aciktir. Ayni durum kulak icm de gecerlidir. 
Dig kulak, cevredeki sesleri kulak kepcesi vasitasiyla toplayip orta kula- 
ga iletir; orta kulak aldigi ses titresimlerini giiclendirerek ic kulaga akta- 
nr; ic kulak da bu titregimleri elektrik sinyallerine doniigtiirerek beyne 
gonderir. Aynen gormede oldugu gibi duyma i§lemi de beyindeki duy- 
ma merkezinde gerceklegir. 

Gozdeki durum kulak icin de gecerlidir, yani beyin, i§ik gibi sese 
de kapalidir, ses gecirmez. Dolayisiyla disansi ne kadar giiriiltiilii de ol- 
sa beynin ici tamamen sessizdir. Buna ragmen en net sesler beyinde al- 
gilanir. Ses gecirmeyen beyninizde bir orkestramn senfonilerini dinler- 
siniz, kalabalik bir ortamin tiim guriiltiisiinii duyarsimz. Ama o anda 
hassas bir cihazla beyninizin icindeki ses diizeyi olciilse, burada keskin 
bir sessizligin hakim oldugu goriilecektir. 

Net bir goriintii elde edebilmek iimidiyle teknoloji nasil kullamli- 
yorsa, ses icin de ayni cabalar onlarca yildir siirdiiriilmektedir. Ses kayit 
cihazlan, miizik setleri, bircok elektronik alet, sesi algilayan miizik sis- 
temleri bu calismalardan bazilandir. Ancak, tiim teknolojiye, bu tekno- 
lojide calisan binlerce miihendise ve uzmana ragmen kulagin olustur- 
dugu netlik ve kalitede bir sese ulasilamamistir. En biiyiik miizik siste- 
mi sirketinin iirettigi en kaliteli miizik setini diisiiniin. Sesi kaydettigin- 
de mutlaka sesin bir kismi kaybolur veya az da olsa mutlaka parazit 
olusur veya miizik setini actigimzda daha miizik baslamadan bir cizirti 
mutlaka duyarsimz. Ancak insan viicudundaki teknolojinin iiriinii olan 
sesler son derece net ve kusursuzdur. Bir insan kulagi, hicbir zaman mii- 
zik setinde oldugu gibi cizirtih veya parazitli algilamaz; ses ne ise tarn 
ve net bir bicimde onu algilar. Bu durum, insan yaratildigi giinden bu 
yana boyledir. 

V- ? 






J/. 



HARUN YAHYA 

§imdiye kadar insanoglunun yaptigi hicbir goriintii ve ses cihazi, 
goz ve kulak kadar hassas ve ba§anli birer algilayici olamami§tir. 

Ancak gorme ve i§itme olayinda, turn bunlann otesinde, cok biiyiik 
bir gercek daha vardir. 

Beynin ic'inde Goren ve Duyan $uur Kime Aittir? 

Beynin icmde, i§il i§il renkli bir diinyayi seyreden, senfonileri, ku§- 
larin civiltilanni dinleyen, giilii koklayan kimdir? 

insanin gozlerinden, kulaklarmdan, burnundan gelen uyanlar, 
elektrik sinyali olarak beyne gider. Biyoloji, fizyoloji veya biyokimya ki- 
taplannda bu goruntiinun beyinde nasil olugtuguna dair bircok detay 
okursunuz. Ancak, bu konu hakkindaki en onemli gercege hicbir yerde 
rastlayamazsiniz: Beyinde, bu elektrik sinyallerini goriintii, ses, koku ve 
his olarak algilayan kimdir? 

Beynin icinde goze, kulaga, burna ihtiyac duymadan tiim bunlan 
algilayan bir §uur bulunmaktadir. Bu §uur kime aittir? 

Elbette bu guur beyni olu§turan sinirler, yag tabakasi ve sinir hiic- 
relerine ait degildir. I§te bu yiizden, hergeyin maddeden ibaret oldugu- 
nu zanneden Darwinist-materyalistler bu sorulara hicbir cevap vereme- 
mektedirler. (Jiinkii bu §uur, Allah'in yaratmi§ oldugu ruhtur. Ruh, go- 
riintiiyii seyretmek icin goze, sesi duymak icin kulaga ihtiyag duymaz. 
Bunlann da otesinde du§unmek icin beyne ihtiyac duymaz. 

Bu ac^ik ve ilmi gercegi okuyan her insanin, beynin icindeki birkag 
santimetrekiipliik, kapkaranhk mekana tiim kainati iic boyutlu, renkli, 
golgeli ve i§ikh olarak sigdiran yiice Allah'i diigiiniip, O'ndan korkup, 
O'na siginmasi gerekir. 

Materyalist Bir inane 

Buraya kadar incelediklerimiz, evrim teorisinin bilimsel bulgularla 
acikga celigen bir iddia oldugunu gostermektedir. Teorinin hayatin ko- 
keni hakkindaki iddiasi bilime aykindir, one siirdiigii evrim mekaniz- 
malarimn hicbir evrimlegtirici etkisi yoktur ve fosiller teorinin gerektir- 
digi ara formlann ya§amadiklanni gostermektedir. Bu durumda, elbet- 



J/. 



HARUN YAHYA 



te, evrim teorisinin bilime aykiri bir du§iince olarak bir kenara atilmasi 
gerekir. Nitekim tarih boyunca diinya merkezli evren modeli gibi pek 
cok du§iince, bilimin giindeminden cikarilmi§tir. Ama evrim teorisi is- 
rarla bilimin giindeminde tutulmaktadir. Hatta bazi insanlar teorinin 
ele§tirilmesini "bilime saldin" olarak gostermeye bile cah§maktadirlar. 
Peki neden?.. 

Bu durumun nedeni, evrim teorisinin bazi cevreler icin, kendisin- 
den asla vazgecilemeyecek dogmatik bir inanis. olu§udur. Bu cevreler, 
materyalist felsefeye korii koriine baglidirlar ve Darwinizm'i de dogaya 
getirilebilecek yegane materyalist agiklama oldugu icin benimsemekte- 
dirler. 

Bazen bunu acikga itiraf da ederler. Harvard Universitesi'nden iin- 
lii bir genetikci ve aym zamanda onde gelen bir evrimci olan Richard Le- 
wontin, "once materyalist, sonra bilim adami" oldugunu §6yle itiraf et- 
mektedir: 

Bizim materyalizme bir inanctmtz var, 'a priori' (onceden kabul edilmi§, dog- 
ru varsayilmi§) bir inanq bu. Bizi dunyaya materyalist bir agiklama getirme- 
ye zorlayan §ey, bilimin yontemleri ve kurallan degil. Aksine, materyalizme 
olan 'a priori' baghhgimiz nedeniyle, dunyaya materyalist bir agiklama geti- 
ren arastirma yontemlerini ve kavramlan kurguluyoruz. Materyalizrn rnut- 
lak dogru olduguna gore de, tlahi bir agiklamanin sahneye girmesine izin ve- 
remeyiz. 80 

Bu sozler, Darwinizm'in, materyalist felsefeye baghlik ugruna ya- 
§atilan bir dogma oldugunun acik ifadeleridir. Bu dogma, maddeden 
ba§ka higbir varlik olmadigini varsayar. Bu nedenle de cansiz, bilingsiz 
maddenin, hayati yarattigina inanir. Milyonlarca farkh canli turiinun; 
ornegin ku§lann, baliklann, ziirafalann, kaplanlarm, boceklerin, agacla- 
nn, cigeklerin, balinalann ve insanlann maddenin kendi icindeki etkile- 
§imlerle, yani yagan yagmurla, cakan gim§ekle, cansiz maddenin icin- 
den olu§tugunu kabul eder. Gercekte ise bu, hem akla hem bilime ayki- 
ri bir kabuldiir. Ama Darwinistler kendi deyimleriyle "Ilahi bir acikla- 
manin sahneye girmemesi" icin, bu kabulii savunmaya devam etmekte- 
dirler. 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

Canhlann kokenine materyalist bir on yargi ile bakmayan insanlar 
ise, §u acik gercegi goreceklerdir: Turn canlilar, iistiin bir giic, bilgi ve 
akla sahip olan bir Yaraticimn eseridirler. Yaratici, tiim evreni yoktan var 
eden, en kusursuz bicimde diizenleyen ve tiim canlilan yaratip §ekillen- 
diren Allah'tir. 

Evrim Teorisi Diinya Tarihinin En Etkili Biiyusudur 

Burada §unu da belirtmek gerekir ki, on yargisiz, hicbir ideolojinin 
etkisi altinda kalmadan, sadece akhni ve mantigini kullanan her insan, 
bilim ve medeniyetten uzak toplumlann hurafelerini andiran evrim te- 
orisinin inamlmasi imkansiz bir iddia oldugunu kolayhkla anlayacaktir. 

Yukanda da belirtildigi gibi, evrim teorisine inananlar, buyuk bir 
varilin icine bircok atomu, molekiilii, cansiz maddeyi dolduran ve bun- 
lann kan§imindan zaman icinde du§iinen, akleden, buluglar yapan pro- 
fesorlerin, iiniversite ogrencilerinin, Einstein, Hubble gibi bilim adamla- 
nnin, Frank Sinatra, Charlton Heston gibi sanatcilann, bunun yam sira 



. 




: . 




H 




\ 





Firavun'un biiyiicu- 
leri, astronomiden 
tibba kadar her alan- 
da soz sahibiydiler. 
Sahip olduklan bilgi- 
yi, toplumu etkile- 
mek ve boylece Fira- 
vun'un baskici yon- 
temine giic kazandir- 
mak icin kullaniyor- 
lardi. Yanda buyiicu- 
leri tiim diinyayi 
ayakta tutarken tas- 
vir eden bir eski Mi- 
sir kabartmasi. 



J/. 



HARUN YAHYA 



ceylanlann, limon agaclannin, karanfillerin gikacagina inanmaktadirlar. 
Ustelik, bu sacma iddiaya inananlar bilim adamlan, pofesorler, kiilturlii, 
egitimli insanlardir. Bu nedenle evrim teorisi icin "dunya tarihinin en 
biiyiik ve en etkili buyusii" ifadesini kullanmak yerinde olacaktir. Ciin- 
kii, dunya tarihinde insanlann bu derece akhni ba§indan alan, akil ve 
mantikla du§unmelerine imkan tanimayan, gozlerinin online sanki bir 
perde cekip cok acik olan gercekleri gormelerine engel olan bir ba§ka 
inane veya iddia daha yoktur. Bu, Afrikah bazi kabilelerin totemlere, Se- 
be halkimn Giines/e tapmasindan, Hz. Ibrahim'in kavminin elleri ile 
yaptiklan putlara, Hz. Musa'nin kavminin altindan yaptiklan buzagiya 
tapmalarindan cok daha vahim ve akil almaz bir korliiktiir. Gercekte bu 
durum, Allah'in Kuran'da i§aret ettigi bir akilsizliktir. Allah, bazi insan- 
lann anlayiglannin kapanacagini ve gercekleri gormekten aciz duruma 
diigeceklerini bircok ayetinde bildirmektedir. Bu ayetlerden bazilari 
§6yledir: 

§iiphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar iqin fark 
etmez; inanmazlar. Allah, onlarin kalplerini ve kulaklarini miihur- 
lemi§tir; gozlerinin iizerinde perdeler vardir. Ve biiyiik azab onlara- 
dir. (Bakara Suresi, 6-7) 

... Kalpleri vardir bununla kavrayip-anlamazlar, gozleri vardir bu- 
nunla gormezler, kulaklan vardir bununla i§itmezler. Bunlar hay- 
vanlar gibidir, hatta daha a§agiliktirlar. I§te bunlar gafil olanlardir. 
(Araf Suresi, 179) 

Allah, Hicr Suresi'nde ise, bu insanlann mucizeler gorseler bile 
inanmayacak kadar buyulendiklerini §6yle bildirmektedir: 

Onlarin iizerlerine gokyiiziinden bir kapi agsak, ordan yukari yiik- 
selseler de, mutlaka: "Gozlerimiz dondiiriildii, belki biz biiyiilen- 
mis bir topluluguz" diyeceklerdir. (Hicr Suresi, 14-15) 
Bu kadar genis. bir kitlenin iizerinde bu buyunun etkili olmasi, in- 
sanlann gerceklerden bu kadar uzak tutulmalan ve 150 yildir bu buyu- 
nun bozulmamasi ise, kelimelerle anlatilamayacak kadar hayret verici 
bir durumdur. Ciinkii, bir veya birkac insanin imkansiz senaryolara, 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 

sacmahk ve mantiksizhklarla dolu iddialara inanmalan anla§ilabilir. 
Ancak diinyanin dort bir yanindaki insanlann, §uursuz ve cansiz atom- 
lann ani bir kararla biraraya gelip; olaganustii bir organizasyon, disip- 
lin, akil ve §uur gosterip kusursuz bir sistemle i§leyen evreni, canlilik 
icin uygun olan her tiirlii ozellige sahip olan Diinya gezegenini ve sayi- 
siz kompleks sistemle donatilmis. canhlan meydana getirdigine inanma- 
sinin, "buyu"den ba§ka bir agiklamasi yoktur. 

Nitekim, Allah Kuran'da, inkarci felsefenin savunucusu olan bazi 
kimselerin, yaptiklan biiyiilerle insanlan etkilediklerini Hz. Musa ve Fi- 
ravun arasinda gecen bir olayla bizlere bildirmektedir. Hz. Musa, Fira- 
vun'a hak dini anlattiginda, Firavun Hz. Musa'ya, kendi "bilgin buyucii- 
leri" ile insanlann toplandigi bir yerde kar§ila§masim soyler. Hz. Musa, 
buyiiciilerle kar§ila§tiginda, buyiiciilere once onlarin marifetlerini sergi- 
lemelerini emreder. Bu olayin anlatildigi ayet goyledir: 

(Musa:) "Siz atin" dedi. (Asalarini) ativerince, insanlann gozlerini 
biiyiileyiverdiler, onlari dehsete diisiirdiiler ve (ortaya) biiyiik bir 
sihir getirmis oldular. (Araf Suresi, 116) 

Gonildugii gibi Firavun'un biiyuciileri yaptiklan "aldatmacalar"la 
- Hz. Musa ve ona inananlar di§inda- insanlann hepsini biiyuleyebil- 
mi§lerdir. Ancak, onlarin attiklarina kar§ihk Hz. Musa'nin ortaya koy- 
dugu delil, onlarin bu buyiisiinu, ayetlerdeki ifadeyle "uydurduklanni 
yutmu§" yani etkisiz kilmi§tir: 

Biz de Musa'ya: "Asani firlativer" diye vahyettik. (O da firlativerin- 
ce) bir de baktilar ki, o biitiin uydurduklanni derleyip-toparlayip 
yutuyor. Boylece hak yerini buldu, onlarin biitiin yapmakta olduk- 
lari ge^ersiz kaldi. Orada yenilmis oldular ve kiigiik diismiisler ola- 
rak tersyiiz gevrildiler. (Araf Suresi, 117-119) 

Ayetlerde de bildirildigi gibi, daha once insanlan biiyiileyerek etki- 
leyen bu ki§ilerin yaptiklannin bir sahtekarhk oldugunun anlagilmasi 
ile, soz konusu insanlar kiiciik dii§mu§lerdir. Giiniimuzde de bir biiyii- 
niin etkisiyle, bilimsellik kihfi altinda son derece sacma iddialara inanan 
ve bunlari savunmaya hayatlanni adayanlar, eger bu iddialardan vaz- 
gecmezlerse gercekler tarn anlamiyla aciga giktiginda ve "biiyii bozul- 



1 / 



HARUN YAHYA 



dugunda" kiiciik duruma dii§eceklerdir. Nitekim, yaklagik 60 yagina ka- 

dar evrimi savunan ve ateist bir felsefeci olan, ancak daha sonra gercek- 

leri goren Malcolm Muggeridge evrim teorisinin yakin gelecekte du§e- 

cegi durumu §6yle aciklamaktadir:§elendigini §6yle itiraf etmektedir: 

Ben kendim, evrim teorisinin, ozellikle uygulandigt alanlarda, gelecegin tarih 

kitaplcmndaki en biiyiik espri malzemelerinden biri olacagina ikna oldum. Ge- 

lecek kusak, bu kadar quriik ve belirsiz bir hipotezin inanilmaz bir saflikla ka- 

bul edilmesini hayretle kar§ilayacakhr m 

Bu gelecek, uzakta degildir aksine cok yakin bir gelecekte insanlar 
"tesadufler"in ilah olamayacaklarim anlayacaklar ve evrim teorisi diin- 
ya tarihinin en biiyiik aldatmacasi ve en §iddetli biiyiisii olarak tanim- 
lanacaktir. Bu §iddetli biiyii, biiyiik bir hizla diinyamn dort bir yaninda 
insanlann iizerinden kalkmaya ba§lami§tir. Evrim aldatmacasimn sirn- 
m ogrenen bircok insan, bu aldatmacaya nasil kandigini hayret ve §a§- 
kinlikla diigiinmektedir. 




Sen Hiicesin, bize oqrettiqinden 
baska bizim hicbir bitqimiz uok. 

Gercekten Sen, herseui biten, 

hiikum Ve hikmet sahibi otansin. 

(Sahara Surest, 32) 



. 



W 



P3LJ 

w'- ' 

m 



ADNAN OKTAR 



Notlar 

1 . Phil Roxbee Cox - Max Personage, Atom ve 
Molekul, Tiibitak Popiiler Bairn Kitaplan, 
Nurol Matbacilik 1999, sf. 6 

2. Phil Roxbee Cox-Max Personage, Atom ve 
Molekul, Tiibitak Yayrnlan, 1999, Ankara, sf. 
6 

3. Phil Roxbee Cox - Max Personage, Atom ve 
Molekul, Tiibitak Popiiler Bilim Kitaplan, 
Nurol Matbacilik 1999, sf. 6 

4. http://216.239.37.100/search?q=cache: 
92dlmfJmodkC:www.transpersonal- 
web . com / wolf . shtml+ %22Arthur+Edding 
ton%22%2Batom%2Bghost&hl=en&ie=UT 
F-8 

5. Peter Russell, From Science to God, The 
Mystery of Consciousness and the Meaning of 
Light, 4. Boliim, Illusions of Reality; 
http://www.peterussell.com/SG/ch4. 
html 

6. Peter Russell, From Science to God, The 
Mystery of Consciousness and the M 
Light, 4. Boliim, Illusions of Reality, 
http: / / www.peterussell 
.com/SG/ch4.html 

7. Paul Davies, The Accidental Universe, 
Cambridge: Cambridge University Press, 
1982, Onsoz 

8 http://www.madsci.org/archives/ 
nov2000 / 974298400.Ph.r.html 

9. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 
HPHLP New York, 1987, sf. 4 

10. hil Roxbee Cox - Max Personage, Atom ve 
Molekul, Tiibitak Popiiler Bilim Kitaplan, 
Nurol Matbacilik 1999, sf. 16 

11. The Mind Alive Encyclopedia, Basic Scien- 
ce, sf . 69-70 

12. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 
HPHLP New York, 1987, sf. 23 

13. http://acept.la.asu.edu/cour- 
ses/phsll0/ds4/chapter4.html; Hoimar 
Von Ditfurth, Dinozorlarin Sessiz Gecesi, 5. 
kitap, Alan Yaymcihk, 1996, sf. 106-107 

14. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 
HPHLP New York, 1987, sf. 23-24 

15. Bilim ve Teknik, Eyliil 96, Sayi 346, sf. 47 

16. Bilim ve Teknik, Eyliil 96, Sayi 346, sf. 47 

17. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 
HPHLP New York, 1987, sf. 24 

18. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 
HPHLP New York, 1987, sf. 30 

19. http://www.icr.org/pubs/imp/ imp- 



324.htm 

20. http://www.genetikbilimi.com /genbi- 
lim/dnanedir.html - Ahmet F. Yiiksel - Ba- 
ns Yelkenci, Londra, 28.02.2000 

21. Mutahhar Yenson, tnsan Biyokimyasi, I 
Baski, Beta Basim Yaym Dagitim, sf. 9-10 

22. http://fins.actwin.com/aquatic- 
plants/month.200009/msg00701.html 

23. Biological Science, A Molecular Approach, 
1990, Canada, BSCS Blue Version, sf. 28 

24. http://www.biyolojidunyasi.8m. com/ge- 

25. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokimya, 
Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 
ri, sf. 161-173 

26. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokimya, 
Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 
ri, sf . 20 

27. http://y; m.tr/renkler/i 
rim.html; Cemal Yildirim, Lvrim Kuram, 
Bagnazhk, Ankara 1998 

28. Prof. Dr. Ali Demirsoy, Yasamin Temel Kit 
rattan, Genel Biyoloji/Genel Zooloji, Cilt 
Kisim 1, 5. Baski, Sf. 569 

29. http://www.pathlights.com/ ce_encyclo- 
pedia/08dna03.htm 

30. http://biloyojidunyasi.8m.com/ 

31. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokt 
Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 
ri, sf.49 

32. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokimya, 
Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 
ri, sf.49 

33. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokimya, 
Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 
ri, sf.50 

34. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 
HPHLP New York, 1987, sf. 96 

35. http://biyolojidunyasi.8m.com/ 

36. http://esmaalbayrak.sevgi. kl2.tr/kar- 
bonhidratlar. htm 

37. P. W. Atkins, Molecules, A Divisl 
HPHLP New York, 1987, sf. 97 

38. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokimya, 
Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 
ri, sf. 219 

39. P. W. Atkins, Molecules, A Divisi 
HPHLP New York, 1987, sf. 91 

40. P. W. Atkins, Molecules, A Divisi 
HPHLP New York, 1987, sf. 93 



fcl ? 



HARUN YAHYA 



. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 

HPHLP New York, 1987, sf. 102 
. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokimya, 

Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 

ri, sf . 232 
. Prof. Dr. Engin M. Gi 

Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 

ri, sf. 231 
. Prof. Dr. Engin M. Goziikara, Biyokimya, 

Cilt 1, 3. Baski, 1997, Nobel Tip Kitabevle- 

ri, sf . 232 
. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 

HPHLP New York, sf. 106 
. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 

HPHLP New York, 1987, sf. 107 
. http://www.newton.dep.anl.gov /aska- 

ci/bio99/bio99222.htm 
. http://www.newton.dep.anl. gov/new- 

ton/askaci/1993/biology/bio045.htm 
. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 

HPHLP New York, 1987, sf.124 
. http: / /biyolojidunyasi. 8m.com / 
. P. W. Atkins, Molecules, A Division of 

HPHLP New York, 1987, sf.151 
. http: // www.macular.org/bluelite.htinl; 

http://www.mdsupport.org/library/blu- 

. Alan Holden-Phylis Singer, Crystals and 
Crystal Growing, Anchor Books, sf. 18 

. Alan Holden-Phylis Singer, Crystals and 
Crystal Growing, Anchor Books, sf. 26 

. Alan Holden-Phylis Singer, Crystals and 
Crystal Growing, Anchor Books, sf. 31 

. Alan Holden-Phylis Singer, Crystals and 
Crystal Growing, Anchor Books, sf. 46 

. http://www.its.caltech.edu/~ato- 
mic/snowcrystals/natural/natural.htm 

. http://www.its.caltech.edu/~ato- 
mic / snowcrystals / natural / natural, htm 

. Gerald Schroeder, The Hidden Face of God, 
Touchstone, New York, 2001, p. xi 

. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlarin Nss/r 
Gecesi, Kitap 1, Alan Yaymcihk, Kasun 
1996, Istanbul, sf. 167 

. Hoimar Von Ditfurth, Dinozorlarin Sessiz 
Gecesi, Kitap 1, Alan Yaymcihk, Kasim 
1996, Istanbul, sf. 123 

. Sidney Fox, Klaus Dose, Molecular Evoluti- 
on and The Origin of Life, Marcel Dekker, 
New York, 1977, s. 2. 

. Alexander I. Oparin, Origin of Life, Dover 
Publications, New York, (1936), 1953 (rep- 
rint), s. 196. 



. "New Evidence on Evolution of Early At- 
mosphere and Life", Bulletin of the Ameri- 
can Meteorological Society, c. 63, Kasim 
1982, ss. 1328-1330. 

. Stanley Miller, Molecular Evolution of Life: 
Current Status of the Prebiotic Synthesis of 
Small Molecules, 1986, s. 7. 

. Jeffrey Bada, Earth, Subat 1998, s. 40. 

. Leslie E. Orgel, "The Origin of Life on 
Earth", Scientific American, c. 271, Ekim 
1994, s. 78. 

. Charles Darwin, The Origin of Species: A 
Facsimile of the First Edition, Harvard Uni- 
versity Press, 1964, s. 189. 

. Charles Darwin, The Origin of Species: A 
Facsimile of the First Edition, Harvard Uni- 
versity Press, 1964, s. 184. 

. B. G. Ranganathan, Origins?, The Banner 
Of Truth Trust, Pennsylvania, 1988. 

. Charles Darwin, The Origin of Species: A 
Facsimile of the First Edition, Harvard Uni- 
versity Press, 1964, s. 179. 

. Derek A. Ager, "The Nature of the Fossil Re- 
cord", Proceedings of the British Geological 
Association, c. 87, 1976, s. 133. 

. Douglas I. Futuyma, Science on Trial, Pant- 
heon Books, New York, 1983, s. 197. 

. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, 
Toplinger Publications, New York, 1970, 
ss. 75-94; Charles E. Oxnard, "The Place of 
Australopithecines in Human Evolution: 
Grounds for Doubt", Nature, c. 258, s. 389. 

. J. Rennie, "Darwin's Current Bulldog: 
Ernst Mayr", Scientific American, Aralik 
1992. 

. Alan Walker, Science, c. 207, 1980, s. 1103; 

A. I. Kelso, Physical Antropology, 1. baski, I. 

B. Lipincott Co., New York, 1970, s. 221; M. 
D. Leakey, Olduvai Gorge, c. 3, Cambridge 
University Press, Cambridge, 1971, s. 272. 

. Time, Kasim 1996. 

. S. J. Gould, Natural History, c. 85, 1976, s. 
30. 

. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, 
Toplinger Publications, New York, 1970, 
s.19. 

. Richard Lewontin, "The Demon-Haunted 
World", The Neio York Review of Books, 9 
Ocak 1997, s. 28. 

. Malcolm Mi > id of Christen- 

dom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s. 43.